“Ehl-i kitaptan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir. Kıyamet gününde de o, onlara şahit olacaktır. (Diyanet Vakfı Meali, Nisâ/159)”
Nisâ suresi 159. ayette yer alan zamirler farklı yorumlara kapı açmaktadır. Ayete ilişkin yapılmış yorum ve açıklamaları okuduğumda bazı soruların açıkta kaldığını gördüğümden bu konuda bir çalışma yaptım. Bu yazı ile, anlama çabalarına bir katkı sunmayı amaçlıyorum.
Şarkiyat İlmi Araştırmalar Dergisi’nde yayımlanmış olan Orhan Güvel’e ait “Ehl-i Kitabın Ölümünden Önce Hz. ʿÎsâ’ya İman Etmesi Meselesi: Nisâ 4/159 Âyeti Örneğinde Kur’ân Yorumunda Üçüncü Tekil Şahıs Zamirlerinin İşlevi” başlıklı makalede konu çok detaylı biçimde incelenmiştir.
Bu çalışmada söz konusu makalede yer verilen tespitlerden hareketle ayetin farklı yorumlarını kısaca ele alacak ve “bihi” ve “kable mevtihi” ifadelerinin içinde yer alan zamirleri yeniden yorumlayarak bir meal önerisi sunacağım.
Çalışma yapılacak meal şablonunun belirlenmesi
Nisâ suresi 159. ayette şöyle buyrulmaktadır: “Ve-in min ehli-lkitâbi illâ leyu/minenne bihi kable mevtih(i)(s) veyevme-lkiyâmeti yekûnu ‘aleyhim şehîdâ(n)”
Öncelikle günümüz meallerinden yararlanarak üzerinde anlam farklılıklarını kolayca gösterebileceğimiz şablonu/kalıbı belirleyelim. Bu ayete temel olarak üç farklı şablonda/kalıpta meal verildiği görülmektedir.
Tablo-1. Nisâ Suresi 159. Ayete Ait Meal Örnekleri (kuranmeali.com)
|
|
Ahmet Varol |
Kitap ehlinden ölümünden önce ona inanmayacak yoktur. Kıyamet gününde o, onların aleyhine şahitlik eder. |
|
Ali Bulaç |
Andolsun, Kitap ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü, o da onların aleyhine şahid olacaktır. |
|
|
Kitap ehlinden, ölmeden önce, İsa'ya inanmayacak yoktur. O, gerektiği gibi inanmadıklarından, kıyamet günü onların aleyhine şahit olur. |
||
|
|
Ali Fikri Yavuz |
Yahudi ve Hristiyanlardan hiç kimse yoktur ki, ölümünden önce (can çekişirken) İsa'ya iman etmiş olmasın. (Fakat hayattan ümid kesme zamanında iman etmek bir fayda vermez). İsa ise kıyâmet gününde küfürlerinden dolayı aleyhlerine şahid olacaktır. |
|
Bayraktar Bayraklı |
Nitekim ölümünden önce kitap ehlinden hiç kimse yoktur ki, Îsa'ya inanmamış olsun. Kıyamet gününde de Îsa, onlara şahitlik yapacaktır. |
|
|
Kitab ehlinden hiç kimse yoktur ki ölümünden önce, ona (İsa’ya) iman edecek olmasın. Kıyamet günü, o (İsa) onların aleyhine şahit olacaktır. |
||
|
Elmalılı Hamdi Yazır |
Kitap ehlinden hiçbir kimse yoktur ki, ölmeden önce ona (İsa'ya) iman etmiş olmasın. Kıyamet gününde o, onlara şahitlik edecektir. |
|
|
Ve Ehli kitabdan hiç biri yoktur ki celâlim hakkı için ölümünden evvel ona mutlak iyman edecek olmasın, kıyamet günü de o aleyhlerine şahid olacak. |
||
|
İhsan Aktaş |
Ve kitap ehlinden hiçbir kimse yoktur ki kendi ölümünden önce (dünyadayken) ona (İsa’nın çarmığa gerildiğine) inanacak olmasın, (yani kitap ehli olanlar sadece dünyadayken İsa’nın çarmığa gerildiğine inanacaklar, öldükten sonra ise bunun böyle olmadığını anlayacaklar, ama o zaman onlara bunun faydası olmayacaktır). Kıyamet gününde ise, (İsa) onların (İsa çarmıha gerildi, ölüp-dirilip Baba’nın sağ yanına oturdu diyen Hıristiyanlar ile İsa’yı öldürdük diyen Yahudiler) aleyhine şahitlik edecektir. |
|
|
Suat Yıldırım |
Ehl-i kitaptan hiç kimse yoktur ki, ölmeden ona inanacak olmasın. Kıyamet günü gelince de o, onların aleyhinde şahitlik edecektir. |
|
|
Süleyman Ateş |
Andolsun, Kitap ehlinden hiç kimse yoktur ki, ölümünden önce ona inanacak olmasın. kıyamet günü de O, (Îsa) onların aleyhine şahid olacaktır. |
|
|
Ümit Şimşek |
Kitap Ehlinden hiç kimse yoktur ki, ölümünden önce İsa'ya inanmasın. Kıyamet gününde ise İsa onlar hakkında şahitlik edecektir. |
|
|
|
Ehl-i kitap’tan her biri ölümünden önce ona mutlaka iman edecektir; o da kıyamet gününde onlara şahit olacaktır. |
|
|
Diyanet Vakfı |
Ehl-i kitaptan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir. Kıyamet gününde de o, onlara şahit olacaktır. |
|
|
Mehmet Okuyan |
Kitap ehlinden her biri, (kendi) ölümünden önce ona (İsa’ya) elbette iman edecektir. [*] Kıyamet gününde de (İsa), onlara (aleyhte) şahit olacaktır. |
|
|
Ve ehl-i kitaptan hiçbir fert yoktur ki illâ ölümünden evvel elbette O'na imân edecektir! Ve kıyamet gününde onların aleyhine bir şahit olacaktır. |
||
|
Süleymaniye Vakfı |
Ehl-i Kitaptan her biri ölmeden önce, ona (İsa'nın Allah'ın Elçisi olduğuna) mutlaka inanacaktır. O da (mezardan) kalkış günü onların aleyhine şahitlik edecektir. |
|
|
Yaşar Nuri Öztürk |
Ehlikitap'tan her biri ölümünden önce ona mutlaka inanacaktır. Kıyamet günü de o, onlar aleyhine bir tanık olacaktır. |
Olumsuz anlam üzerinden kurulan cümleler temelinde örgülenmiş mealleri anlamak biraz daha zor olacağından çalışmamızı Türkçede kolay anlaşılır olan şu meal üzerinden yürütebiliriz:
Ehl-i kitaptan her biri, ölümünden önce ona mutlaka iman edecektir. Kıyamet günü de o (Hz. İsa), onlar aleyhine şahit olacaktır.
Bu mealin ikinci cümlesinde yer alan üçüncü şahıs zamiri “o” ile Hz. İsa’nın kastedildiği hususunda neredeyse bir ittifak bulunmaktadır. Ancak değerlendirme konusu olan birinci cümlede yer alan iki zamirle ilgili olarak iki soru akla geliyor:
-
“Ölümünden önce” ifadesinde “kimin ölümü” kastedilmektedir?
-
“Ona inanacaktır.” ifadesinde “kime veya neye” işaret edilmektedir?
Ayetin birinci cümlesi nasıl anlaşıldı?
Ayetin anlamına yönelik bugüne kadar yapılan değerlendirmeler Tablo-2’de yer aldığı üzere genel olarak iki farklı kategoride toplanabilir.
Tablo-2. Ayete İlişkin Farklı Görüşler
|
Zamirli hali |
Ehl-i kitaptan her biri, |
kable mevtihi (ölümünden önce) |
bihi (ona) |
mutlaka iman edecektir…. |
|
Ehl-i kitaptan her biri, |
(kendi) ölümünden önce |
Hz. İsa’ya |
mutlaka iman edecektir…. |
|
Ehl-i kitaptan her biri, |
(Hz. İsa’nın) ölümünden önce |
Hz. İsa’ya |
mutlaka iman edecektir…. |
Birinci görüşe göre, “kable mevtihi-ölümünden önce” ile kastedilen Ehl-i Kitaptan her bir ferttir (Yahudilerle sınırlandırmış yorumlar da mevcuttur). “Bihi-ona” ile kastedilen de Hz. İsa’dır. Bu durumda, Yahudi ve Hıristiyanların her biri kendi ölümünden önce Hz. İsa’ya gerçek hüviyetiyle iman edecektir, yani bir Yahudi Hz. İsa’nın nebi olduğunu, bir Hıristiyan da onun Allah’ın oğlu değil, bir beşer ve nebi olduğunu tasdik edecektir. Ancak sekerât halinde melek görüldüğünde gerçekleşen bu iman ahirette hiçbir fayda sağlamayacaktır.
İkinci görüşe göre ise, “kable mevtihi-ölümünden önce” ile de, “bihi-ona” ile de kastedilen Hz. İsa’dır. Hz. İsa öldürülmemiş ve göğe yükseltilmiş olduğundan ölümünden önce yere inecek ve onun indiği zamanda yaşayan Ehl-i Kitap kendisine iman edecektir. Hz. İsa’nın ölümünden önce yere nüzul edeceğini belirten hadisler de bu açıklama için delil olarak kabul edilmektedir.
“Bihi-ona” ile de kastedilenin Hz. Muhammed olabileceği gibi görüşlere rastlansa da bu görüşler ayetin bağlamı da dikkate alınarak kabul görmemiştir.
Şahıs zamirleri, Kur’an’da işaret zamiri olarak da kullanılıyor mu?
Orhan Güvel yazdığı makalede, genellikle “şahıs zamiri” olarak anlamlandırılan hüve zamirinin bazı Kur’an ayetlerinde “işaret zamiri” olarak kullanıldığını, bu ayrıma dikkat edilmemesinin çok sayıda ayetin eksik ya da yanlış meallendirilmesi ve tefsir edilmesiyle sonuçlandığını belirtmekte ve Nisâ suresi 159. ayette kullanılan iki hüve zamirinin yorumlanmasında da benzer bir sorun olduğuna dikkat çekmektedir. Güvel makalesinde, Kur’an’da üçüncü şahıs zamirlerinin işaret zamiri olarak da kullanıldığını belirten Mısırlı düşünür Tâhâ Hüseyin’in tespit ettiği bazı ayet örneklerine de yer vermektedir:
-
“Nereden çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Harâm cihetine döndür ve muhakkak o, Rabbinden gelen bir haktır ve Allah yaptıklarınızdan gafil değildir (Bakara 2/149).” Burada “innehu-muhakkak o” ile “yüzleri Mescid-i Harâm’a çevirme emri”nin kastedildiğini belirtmektedir.
-
Keza “Adil olunuz, bu, takvaya daha yakındır (Mâide 5/8).” Buradaki “hüve” zamirinin de işaret zamiri olduğunu ifade etmektedir.
Muhammed Ali Lâhûrî’nin değerlendirmesi ve işaret zamiri olarak yapılan diğer yorumlar
Orhan Güvel, Nisâ suresinin 159. ayetini anlama konusunda en isabetli yorumlarından birine Muhammed Ali Lâhûrî’nin The Holy Qur’ân adlı meal-tefsirinde yer verildiğini belirtmektedir.
Lâhûrî’nin mealinde ayet şu şekilde yer almaktadır: “Ve Ehl-i Kitap’tan kimse yoktur ki ölümünden önce buna inanmamış olsun ve Diriliş günü İsa, onlar aleyhine tanıklık yapacaktır.” Lâhûrî’ye göre “bihi-buna” zamiri, işaret zamiri olarak Hz. İsa’nın çarmıhta öldürüldüğü yönündeki inanca atıf yapmaktadır. Güvel, Lâhûrî’nin “kable mevtihi-ölümünden önce” ifadesi için genel kabulün aksine “ölümünden önce” değil “ölünceye değin” anlamını verdiğini belirtmektedir. Bu durumda, Kur’ân her iki Ehl-i Kitap grubunun bu yanlış inançlarını “ölünceye kadar” ısrarla sürdüreceklerini belirtmektedir.
Hikmet Zeyveli benzer meallendirmeyi tercih etmekte, Mustafa Öztürk ise son görüşünde Ehl-i Kitabı Yahudilerle sınırlayarak benzer meallendirmeyi tercih etmektedir.
Müfessir Ṭâhir b. ʿÂşûr, “bihi-ona” zamirinin 158. ayette yer alan fiilin “yükselmek” anlamına gelen mastarına yönelik olduğunu belirtmektedir. Buna göre ayet mealen “Ehlikitaptan veya Yahudilerden her biri ölümünden önce Hz. İsa’nın Allah tarafından kendi katına yükseltildiğine iman edecek.” anlamına gelmektedir. ʿÂşûr şahıs zamirini işaret zamiri olarak yorumlasa da meal olarak farklı bir sonuca varmamaktadır.
Orhan Güvel de, yaptığı çalışmada ayetteki ilk üçüncü tekil şahıs zamirinin işaret zamiri olarak “Hz. İsa’nın çarmıha gerilerek öldürüldüğü” inancına, ikinci zamirin ise Yahudilerden her bir ferde râci kılınmasının ayetin bağlamıyla en uyumlu yorum olduğunu düşünmektedir. Buna göre ayette, Yahudilerin ölmeden hemen önce Hz. İsa’ya iman edecekleri değil, ölünceye değin Hz. İsa’nın çarmıha gerilerek öldürüldüğü inancını ısrarlı bir şekilde devam ettirecekleri haber verilmiş olmaktadır.
Ayrıca yaptığım incelemede, bu ayetin ilk cümlesinin Haydar Öztürk ve Serkan Yılmaz’ın hazırladığı mealde “Yemin olsun, kitap ehlinden ölmeden önce buna (İsa’yı öldürdükleri iddiasına) inanmayacak kimse yoktur.”, İhsan Aktaş’ın hazırladığı mealde “Ve kitap ehlinden hiçbir kimse yoktur ki kendi ölümünden önce (dünyadayken) ona (İsa’nın çarmığa gerildiğine) inanacak olmasın, (yani kitap ehli olanlar sadece dünyadayken İsa’nın çarmığa gerildiğine inanacaklar, öldükten sonra ise bunun böyle olmadığını anlayacaklar, ama o zaman onlara bunun faydası olmayacaktır).” ve Muhammed Celal Şems’in mealinde “Ehl-i Kitap’tan herkes, kendi ölümünden önce bu (çarmıha gerilme hadisesine) mutlaka inanacak.” şeklinde yer aldığı görülmüştür.
Son sırada Tuncer Namlı’nın değerlendirmesinden bahsetmek istiyorum. Kendi zihin dünyamda ulaştığım kanaat ile Namlı’nın vardığı sonucun paralellik göstermesi, birbirimizden bağımsız olarak metnin kendi iç bağlamından hareket etmiş olmamız açısından dikkate değer bir karinedir. Namlı’nın mealinde bu ayet “Onun ölümünden öncesi hakkında anlatılanlara Kitap Ehlinden inanmayan yoktur…” şeklinde geçmektedir. Namlı, “kable mevtihi” ifadesinin Hz. İsa’nın vefat ettirilip Allah katına yükseltilmesi öncesine, “bihi”deki zamirin o dönemle ilgili anlatılan efsaneye, “leyu/minenne” kelimesinin de Kitap ehlinin konuyla ilgili yanlış inançlarına işaret ettiğini belirtmektedir.
Orhan Güvel, Tuncer Namlı’nın bu yorumuna bazı gramer ve metodoloji eleştirileri getirmektedir. Güvel; Namlı’nın zamirin efsaneye nasıl delalet ettiğini gramatik açıdan yeterince açıklamadığını, “leyu/minenne” fiilinin tek başına inancın içeriğinin (doğru mu yanlış mı olduğunun) ne olduğuna dair fikir veremeyeceğini ve rivayetleri tefsircilerin icadı gibi sunmanın doğru olmadığını belirtmektedir. Güvel’in üçüncü eleştirisine ben de katılıyorum. Ancak birinci ve ikinci eleştirisine yönelik bir sonraki bölümde daha ayrıntılı açıklamalar yapacak olsam da burada şunu belirtmek isterim. İnancın içeriğini belirleyen şey tek başına “leyu/minenne” fiili değil, Nisa suresi 157 ve 158. ayetlerde kurulan ilim/zan karşıtlığı ve cümlenin sonunda gelen “aleyhte şahitlik” karinesidir. Dolayısıyla zamir, önceki ayette tartışılan Hz. İsa’nın öldürülme iddiasına ve spekülasyonlarına gitmektedir.
Alternatif bir meal önerisi
Buraya kadar olan görüşleri bir tabloda özetleyerek kendi alternatif yorumumu ve buna dayalı meal önerimi paylaşmak istiyorum.
Tablo-3. Tüm Görüşlerin Karşılaştırılması
|
Zamirli hali |
Ehl-i Kitap’tan her biri, ölümünden önce ona mutlaka iman edecektir. Kıyamet günü de o, onlar aleyhine şahit olacaktır. |
|
Ehl-i Kitap’tan her biri, kendi ölümünden önce Hz. İsa’ya mutlaka iman edecektir. Kıyamet günü de Hz. İsa, onlar aleyhine şahit olacaktır. |
|
Ehl-i Kitap’tan her biri, Hz. İsa’nın ölümünden önce Hz. İsa’ya mutlaka iman edecektir. Kıyamet günü de Hz. İsa, onlar aleyhine şahit olacaktır. |
(Lahuri ve sonrakiler) |
Ehl-i Kitap’tan her biri (veya Yahudilerin her biri), (kendileri) ölünceye değin Hz. İsa’nın çarmıha gerilerek öldürüldüğüne ısrarlı bir şekilde inanmaya devam edecektir. Kıyamet günü de Hz. İsa, onlar aleyhine şahit olacaktır. |
|
Ehl-i Kitaptan her biri, (Hz. İsa’nın) ölümünden önce ona (onun hakkında ortaya atılan zanna dayalı iddialara) kesin bir gerçekmişçesine inanmaktadır. Kıyamet günü de o (Hz. İsa), onların aleyhine şahit olacaktır. |
Birinci ve ikinci görüş ulemamızın çoğunluğunun kabul ettiği yorumları içeriyor.
Birinci görüş ile ilgili şöyle bir soru akla gelebilmektedir: “Şüphesiz ki takdir Rabbimizindir, doğrusunu O bilir, ancak Ehl-i Kitabın ölümü esnasında, ahirette faydasını da göremeyeceği şekilde Hz. İsa hakkında sahih inanca kavuşmasında nasıl bir hikmet olabilir?”
İkinci görüş de, ayeti nüzul-ü İsa konusu ile ilişkilendirmektedir. Bu durumda, ayet kıyamet öncesi dönemde Hz. İsa yeryüzüne geldiğinde o dönemki Ehl-i Kitabın tümünün iman edeceği biçiminde yorumlandığında, yeryüzünde nüzul-ü İsa öncesi yaşamış olanlar kapsam dışı kalmaktadır. Zaten bu nedenle, ayeti bu biçimde yorumlayanlar, bu ayetin Hz. İsa’nın inişi sonrası dönemdeki Ehl-i Kitaba işaret ettiğini belirterek ayetin kapsamını sınırlandırıyorlar. Ayrıca, burada akla şu soru gelmektedir: “Ehl-i Kitap Hz. İsa’ya iman edecekse neden Hz. İsa onların aleyhinde şahitlik edecektir?”
Üçüncü görüşün gelenekten ayrıldığını ve “bihi-ona” ifadesini işaret zamiri olarak değerlendirerek önemli bir açılım yaptığını görüyoruz. Gerçekten de “Hz. İsa’nın çarmıha gerilerek öldürüldüğüne” inanmanın odak noktası haline gelmesi önceki ayetlerin getirdiği bağlamla uyumluluk göstermektedir. Ancak bu görüşe sahip olanların ayetteki “ölümünden önce” ifadesine doğrudan açıklama getiremeyip “ölünceye değin” haline dönüştürmesi, murat edilen yoruma yönelik bir zorlama izlenimi vermektedir. Ayrıca, dünyada yaşadığımız süredeki inançlarımızdan sorumlu olduğumuz açık olduğundan “ölümünden önce” ifadesine bazılarınca “dünyadayken” şeklinde meal verilmesi de bu ifadenin arkasındaki derinliği yansıtmıyor.
Dördüncü görüş olarak kendi kanaatimi ifade etmek istiyorum. Burada, Ehl-i Kitabın Hz. İsa hakkındaki zanna dayalı spekülasyonları kesin bir gerçekmişçesine ve iman edercesine benimsediğinin vurgulanmış olabileceğini değerlendiriyorum. Tuncer Namlı’nın bu ayetin yorumunda isabet kaydettiğini ve ayetin ikinci görüşle ilgili olmadığı kanaatini ben de taşıyorum, ancak Hz. İsa’nın inişine ilişkin hadislere yönelik düşüncelerine katılmıyorum.
Birinci ve ikinci görüşlerde, “leyu/minenne” fiili geleneksel olarak gelecek zaman (iman edecektir) şeklinde anlaşılmıştır. Fiil gelecek zamana yönlendirildiğinde ya sekerât anındaki imana ya da ahir zamandaki nüzul olayına sığınmak kaçınılmaz olmaktadır. Oysa Arapçada, kasem lâmı ve tekit nûnu taşıyan muzâri fiillerin, geleceğe yönelik bir anlam belirttiği genel bir kural olarak kabul edilmekle birlikte; cümlenin siyak-sibakı ve olayın mahiyeti gereği süregelen yerleşik bir tutumu tasvir etmek için kullanıldığı örnekler de bulunmaktadır. Bakara suresi 96. ayetteki “Veletecidennehum ehrasa-nnâsi ‘alâ hayâtin…” ifadesi “Yemin olsun ki, sen onları yaşamaya karşı insanların en düşkünü olarak bulursun…” biçiminde ve keza Nisâ suresi 72. ayetteki “Ve-inne minkum lemen leyubatti-enne…” ifadesi “Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır…” biçiminde meallendirilmektedir. Söz konusu ayetlerde olduğu gibi, buradaki kalıp da gelecekte tekil bir anda gerçekleşecek bir olayı değil, Ehl-i Kitabın zanna dayalı zihniyet yapısını resmetmektedir.
Maide suresi 82. ayete biraz daha detaylı bakalım: “Letecidenne eşedde-nnâsi ‘adâveten lilleżîne âmenû-lyehûde velleżîne eşrakû(s) veletecidenne akrabehum meveddeten lilleżîne âmenû-lleżîne kâlû innâ nasârâ(c)…” Bu ayet “İman edenlere karşı düşmanlık yönünden insanların en şiddetlisi olarak Yahudileri ve Allah’a ortak koşanları bulursun. Ve yine iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da “Biz Hristiyanlarız” diyenleri bulursun…” anlamına gelmektedir. Bu ayetin, Müslümanlar Habeşistan’a hicret ettiğinde Ca‘fer bin Ebî Tâlib’in Necaşi’nin huzurunda Meryem suresini okuması, akabinde Necaşi ve beraberindekilerin ağlayarak Kur’an’ın mesajından derin biçimde etkilenmeleri dolayısıyla indiği rivayet ediliyor. Yine süreci farklı ama sonucu benzer bir rivayette, Necaşi’nin gönderdiği heyete Peygamber Efendimizin Yâsîn suresini okuması ve onların da ağlayarak Müslüman olmaları üzerine bu ayetin indiği belirtiliyor. Bu ayetteki “letecidenne” fiilinin tarihsel olarak yaşanmış ve devam eden bir tutumu tasvir etmesi gibi; Nisâ 159’da da geleceğe matuf bir haber değil, Ehl-i Kitabın taşıdığı zihniyet tasvir edilmektedir.
Burada akla şu soru gelebilir: “İman etmek” fiili zanna veya asılsız bir iddiaya tutunmak anlamında kullanılabilir mi? Kur’an belagatinde “iman” kavramı yalnızca hakikati onaylamak anlamına gelmez; bir akideye, söyleme veya iddiaya sarsılmaz bir bağlılıkla tutunmayı ifade etmek için de kullanılır. Nitekim Nisâ suresi 51. ayetteki “Putlara ve tağuta iman ediyorlar” ifadesi ile Ankebût suresi 52. ayetteki “Batıla iman edip Allah’ı inkâr edenler...” ifadesi buna örnek olarak verilebilir. Hatta doğrudan 157. ayette geçen “zanna dayanmaktan başka bir bilgiye sahip değildirler” ifadesi, bu zannın onlar nezdinde adeta bir iman nesnesi haline getirildiğini resmetmektedir.
Üçüncü görüşte “bihi-ona” zamirinin “Hz. İsa’nın çarmıha gerilerek öldürüldüğüne” şeklinde yorumlanmasının doğru olmadığını düşünüyorum. Zira bu yorum sonrası yukarıda belirttiğim üzere “kable mevtihi-ölümünden önce” ifadesini de açıklamakta zorlandıkları görülüyor.
Nisa 159. ayetteki anlamı daha iyi yakalayabilmek için siyak ve sibakına bakarak değerlendirmemiz uygun olacaktır.
Nisâ Suresi 157-158-159. Ayetler
Vekavlihim innâ katelnâ-lmesîha ‘îsâ-bne meryeme rasûla(A)llâhi vemâ katelûhu vemâsalebûhu velâkin şubbihe lehum(c) ve-inne-lleżîne-ḣtelefû fîhi lefî şekkin minh(u)(c) mâ lehum bihi min ‘ilmin illâ-ttibâ’a-zzanni vemâ katelûhu yakînâ(n)
Bel rafe’ahu(A)llâhu ileyh(i)(c) vekâna(A)llâhu ‘azîzen hakîmâ(n)
Ve-in min ehli-lkitâbi illâ leyu/minenne bihi kable mevtih(i)(s) veyevme-lkiyâmeti yekûnu ‘aleyhim şehîdâ(n)
Ve yine “Biz Allah'ın peygamberi Meryem oğlu Mesih İsa'yı öldürdük” demelerinden dolayı. Gerçekte ise onlar onu (Hz. İsa’yı) ne öldürebilmiş ne de asabilmişlerdir. Ancak ona benzeyen biri kendilerine gösterildi. Onun (Hz. İsa’nın/Hz. İsa’nın öldürülüp öldürülmediği) hakkında ihtilafa düşenler ondan yana (Hz. İsa’dan yana)/bundan dolayı derin bir şüphe içindedirler. Bu konuda onlar zanna dayanmaktan başka bir bilgiye sahip değildirler. Kesin olarak onu öldürmediler.
Aksine Allah onu (Hz. İsa’yı) kendi katına yükseltti. Allah yücedir, hakimdir.
Kitap ehli, onun ölümünden önce ona iman etmektedir. Kıyamet gününde de o (Hz. İsa), onlara karşı şahit olacaktır.
159. ayetin 157. ve 158. ayetlerle uyumlu biçimde okunması durumunda “kable mevtihi-ölümünden önce” ifadesinin zorlama bir yoruma gerek kalmadan rahatça anlaşılabileceği kanaatini taşıyorum. Ayetlerde belirtildiği üzere onlar Hz. İsa’yı kesin olarak ne asabilmişler ne de öldürebilmişlerdir. Hz. İsa hakkında görüş ayrılığı yaşayanlar ondan yana büyük ve derin bir şüphe içindedir. Allah onu kendine yükseltmiştir. Ehl-i Kitap gerek çarmıha gerilen kişinin kimliği ve gerekse Hz. İsa’nın akıbeti gibi konularda zandan başka bir bilgiye sahip değildir, buna rağmen Hz. İsa’nın ölümü öncesinde Hz. İsa hakkında ortaya atılan spekülasyonları iman etmişçesine benimsemektedir. Yaptıkları bu kötü eylemin sonucunda Hz. İsa kıyamet günü onların aleyhine şahit olacaktır. 157-158. ayetlerdeki zamirler Hz. İsa’ya, onunla ilgili olaya ve iddialara farklı biçimlerde döndürülebilmektedir. Bu açıdan, zamirin kendisinden önce geçen en yakın uygun isme dönmesi asıl olsa da, bu asıl, bağlam karineleriyle terk edilebilir. Burada karine, 157-158. ayetlerdeki ilim/zan karşıtlığının 159. ayette de sürmesi ve “bihi”nin bu tartışmanın konusuna işaret etmesidir. Netice itibarıyla, “kable mevtihi-ölümünden önce” ile kastedilenin “Hz. İsa’nın ölümünden önce” ve “bihi-ona” ile kastedilenin de “Hz. İsa hakkında ortaya atılan iddialara/görüşlere/spekülasyonlara” olduğu ifade edilebilir. Zira aslında zandan başka bir şey ifade etmeyen, ama onların kesin bir gerçekmişçesine inandıkları ve ahirette de Hz. İsa’nın onlar aleyhinde şahitlik yapacağı husus “Hz. İsa hakkında ortaya atılan iddialar”dır.
157. ayette görüş ayrılığına düşenlerin “derin bir şüphe içinde” olduğu bildirilirken 159'da kesin bir inançtan söz edilmesi, ilk bakışta çelişkili görünebilir. Ancak ayet, bu kimselerin gerçek durumuyla iddialarını birbirinden ayırmaktadır: Bilgi bakımından zandan öte bir dayanakları yoktur, buna rağmen bu zanna kesin bir gerçekmiş gibi bağlanmaktadırlar. Bunun için önerilen mealde “kesin bir gerçekmişçesine” ifadesi de eklenmiştir.
159’dan önceki ayetlerde Yahudilerden bahsedilmesine rağmen Hz. İsa’nın akıbetine yönelik spekülasyonlar her iki inanç grubunda da mevcut olduğundan Ehl-i Kitap ifadesinin Yahudilerle sınırlandırılmasına gerek bulunmamaktadır.
Sonuç olarak, 157–159. ayetler birlikte değerlendirildiğinde, Ehl-i Kitabın Hz. İsa’nın akıbeti hakkında kesin bir bilgiye sahip olmadığı, aksine zanna dayandığı görülmektedir. 159. ayetteki “kable mevtihi” ifadesinin Hz. İsa’nın ölümünden önceki döneme, “bihi” zamirinin ise bu dönemde Hz. İsa hakkında ortaya atılan zanna dayalı iddialara gönderme yaptığı düşünülebilir. Bu durumda “leyu/minenne” fiilinin, gelecekte gerçekleşecek bir iman hadisesini değil, mevcut, “kesin bir gerçekmiş” gibi benimsenen bir inanışı ifade ettiği söylenebilir. Ayrıca, 159. ayetin son kısmında Hz. İsa’nın aleyhte şahitlik yapacağına yer verildiğinden, Ehl-i Kitap’ın kesin bir inançla sarıldığı “bihi” ile işaret edilen konunun olumsuz nitelikte olduğunu teyit etmektedir. Hz. İsa’nın kıyamet günü onların aleyhine şahitlik etmesi, hakikat apaçık ortadayken ve kendisine atfedilen yanlış inançları reddetmesine rağmen, Ehl-i Kitabın zanna dayalı bu inançlarını inatla sürdürmüş olmalarından kaynaklanmaktadır.
Bu bağlamda ayet, vurguları Türkçeye aktaracak biçimde şöyle meallendirilebilir:
Ehl-i Kitap’tan her biri, (Hz. İsa’nın) ölümünden önce ona (onun hakkında ortaya atılan zanna dayalı iddialara) kesin bir gerçekmişçesine inanmaktadır. Kıyamet günü de o (Hz. İsa), onların aleyhine şahit olacaktır.
Rabbimiz en doğrusunu bilir.