Modern “Akış” Teorisinden Tasavvuftaki “Tefviz”e, Bilincin Zamansız Frekansı
Uzun zamandır, zihnimi meşgul eden bir “akış durumu” ile düşünsel olarak uğraşıyor ve bu deneyimin hakikatini kavramaya çalışıyorum. Okuduğum, dinlediğim ve tecrübe ettiğim her şey, içinde bulunduğum 'An'ın çok özel bir frekansa sahip olduğunu keşfetmemi sağladı. İnsanlık tarihi boyunca filozofların, kâinatı ve varlığı “ruh-bilinç” ekseninde okumaya kendini adamış kişilerin, anlamaya çalıştıkları derin bir mesele bu. “Bireyin içinde bulunduğu anda, zaman algısının değiştiği ve içsel bir tatmin duyduğu yüksek odaklanma hali.” Modern psikologlar bunu “flow state” diye tabir ediyorlar.
Galiba bu, kâinatın olgusal olarak içinde düğümlendiği, kaderin gerçekleştiği ve insanın bir sonraki adımının kendiliğinden planlandığı o kusursuz birleşimin adı.
Elbette ki bu “anda kalmak” durumu herhangi bir seviyede yaşandığında, insana o düğümün içindeki birçok hakikati gösteriyor. Ben bu durumu “saf bilinç” kavramıyla da ilişkilendiriyorum. Bu, tek cümleyle varoluşsal bir kendini bulma hali. Ama enerji boyutu olan bir frekans da aynı zamanda. Bu frekansı zihnen ve kalben yakalamanın yolu, yani belki en zirve noktası “kendini aşan bir amaca hizmet etme” duygusu içinde olmak.
Kendini aşan bir amaca hizmet etme idealiyle hareket eden bir insanın yapabileceği ikinci güzel eylem, o anda elinden gelenin en iyisini ortaya koyma bilincine erişmesidir, diyebiliriz. Yani o anda sorumlu hissettiği eylemi görevi ya da işi en güzel biçimde gerçekleştirme fikri ya da duygusu… Bir yazıyı en güzel haliyle tamamlamak, bir filmi çekerken her karesinin hakkını vermek, bir hastaya şefkatle bakmak, yolda en vakar haliyle yürümek, en güzel sözlerle konuşmak, trafikte en güzel biçimde seyretmek, kararlarınızda adil olmak. Örneğin, suyu tam bir farkındalıkla içmek, ağacın, kuşların, toprağın, çocukların ve diğer insanların farkında ve bilincinde olmak... Bütün bunlar bu anın içinde yapabileceklerimiz değil mi? Bunu yapabildiğimizde hem kendi dünyamıza hem de başkalarının dünyasına değer katabiliyorsak ki bu kuşkusuz böyle, o halde kâinatın bütün düzen ve döngüsünü sağlayan sır, eylemi sıradanlıktan çıkarıp ona özen katan, insana sunulmuş bu basit davranışların içinde saklıdır, diyebilir miyiz?
Bu 'akış' (flow state) halinin ve anda kalmanın hazzını daha derin, daha yüksek bir seviyede yaşayabilmek için ilahi bir bağın varlığına ihtiyaç olduğu kanaatindeyim. Zira bunu kurgulayan aklın yaratıcı ve kurucu bir akıl olduğu düşüncesindeyim. Yani kâinatı ve insanı yaratan, bu “kurgu ve bu eylem gerçekliği içinde” yarattı diyorum. Ancak burada biraz farklı düşünüyorum. Bu frekansın içinde olmak için bir Tanrı’ya iman şartı aramıyorum. Çünkü insan Tanrı inancı konusunda da özgür bırakılmıştır. Yani bu genel geçer kâinat kuralı, kişinin dindarlığına, inancına, dinine veya zihnindeki Tanrı tasavvuruna göre değişmez. Ancak kuralı Tanrı’nın koymadığı anlamı da buradan çıkmaz. Zira benim inancıma göre bu nizamı kuran ve bu yasayı koyan Allah’tır. Bir başkası meseleye böyle bakmasa bile, o da bu kâinat döngüsünün dışında değildir, bizzat 'An’ın' tam içindedir. Değişen tek şey, o ânın derinliğine dair sahip olduğumuz farkındalık ve bilinç düzeyidir. Allah, dünya nimetleri ve varoluş yasaları konusunda herkese eşit davranır. İnsan da inançlı ya da inançsız bu kusursuz düzenin bir parçası olduğuna göre, eşitlik ilkesi ve irade (seçim) özgürlüğü gereği sözünü ettiğimiz bu kâinat kuralına da aynı ölçüde muhatap edilir.
Ben bu “anda kalma” ve akışta olma halini en güzel biçimde Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın otuz bir beyitlik Tefvizname’sinde gördüm. Hicri 1284 (M. 1868) tarihli Ma’rifetnâme Dersaadet’in Matbaa-i Amire baskısı 435. sayfadaki birinci beyit şöyledir; Hak şerleri hayr eyler, Zannetme ki gayr eyler, Arif An’ı seyreyler, Mevla görelim neyler, Neylerse güzel eyler…”
Peki nedir tefviz? Kelime anlamıyla “bırakmak, teslim etmek veya yetkiyi devretmek” demektir. Tasavvufi ve İslami literatürde bir işi, bir süreci veya bütünüyle kendi kaderini Allah’a havale etmek, O’nu vekil kılmak ve sonucu O’na bırakarak o içsel huzura erişmektir.
Bu tanım gerçekten de çok tanıdık. Flow state kavramı içindeki “olma halini” ne kadar da çağrıştırıyor değil mi? En azından benim için öyle… Gerçekten de “akış hali" (flow state) ile “tefviz” arasında hem pratik hem de felsefi açıdan çok derin bir bağ bulunuyor. Her iki durumda da ego devreden çıkıyor, ben merkezli o kontrol çabası azalıyor. Tefviz durumunda insan, kendi iradesini, sonuç üzerindeki hırsını ve "ben yaptım" kibrini bir kenara bırakıp, tüm gücü ve neticeyi ezeli bir iradeye (Allah'a) teslim ediyor. Bir yanıyla da “akış hali” sadece zihinsel bir yoğunlaşma biçimi iken, tefviz buna manevi bir derinlik ve güven katıyor.
Aylar, belki yıllardır önümde duran bu beyitler, zaman içinde edindiğim diğer tecrübelerle birleşince bende bambaşka bir mana boyutuna evrildi. Açıkçası, bu öğreti bizzat 'An’da kalma' hazzına erişme duygusunu tatmama yardım etti de diyebilirim. Elbette tek başına bu beyitler değil, diğer okumalarım ve hayatın içindeki pratik tecrübeler de bu bilinç durumunun zamanla olgunlaşmasını sağladı. Gerçekten de bu, bir farkındalık durumunun ötesinde hayatta karşılığı olan ve muazzam derecede işe yarayan bir hakikat.
Şimdi bu ânın içindeki diğer sırları arıyorum. Kim bilir daha keşfedilmeyi bekleyen neler var? Yaratıcının bilgisi sınırsız olduğuna göre, o sonsuz kaynaktan idrak edebileceğimiz daha pek çok hakikat olmalı.
Kader de anladığım kadarıyla bu akış anında ortaya çıkan bir “re-fresh” durumu. Yani iyi ve kötü eylemler kaderimizin gidişatını etkiliyor ve zamansal olarak ritmini hesap edemeyeceğimiz o birleşim anında yenileniyor ve taptaze bir boyuta evriliyor. Klavyedeki F5 tuşunun fonksiyonuna benzer bir döngü bu. Aslında anda kalarak ve en iyisini yapma duygusu içinde olarak kaderimizi de doğru yönlendirmiş oluyoruz. Bu, Yaratıcının murat ettiği o kusursuz senfoniye eşlik etmek, tabiri caizse O'na yardımcı olmak gibi bir şey. Tabii bu çok fazla su kaldıracak derin bir konu.
En azından şimdilik kavrayabildiğim bu… Hiçbir şey kesin değil ve yarın başka bir şey öğrendiğimizde yeni bir aşamaya geçeceğiz. Bu yüzden diyorum ki; Tanrı esnekliği sever, katılıktan hoşlanmaz.
Meselenin özü basitçe şudur: Akış, işin içinde kaybolmamızı sağlar, tefviz ise o kayboluşun getirdiği sorumluluk veya endişe yükünü üzerimizden alır. Artık var olmayan bir geçmişin yükünden ve henüz ortada olmayan bir geleceğin kaygısından sıyrılmak, insanı yenilenmenin tam merkezine bırakır. Çünkü 'var olan' yalnızca şimdiki andadır.