Bir çocuğa isim verilirken genellikle kulağa hoş gelmesi, anlamı ya da bir aile büyüğünü yaşatması düşünülür. Oysa bir isim, yalnızca kimliğimizde yazan bir sözcükten ibaret değildir; etnik kökenimizden dini inancımıza, sosyoekonomik geçmişimizden kültürel aidiyetimize kadar pek çok konuda ipuçları taşır.
İnsanlar çoğu zaman farkında olmadan bu çağrışımlarla ilk izlenimlerini oluştururlar. Önyargıların sürdüğü toplumlarda bu ilk izlenim; eğitimden iş hayatına, ev kiralamaktan sigorta teklifi almaya kadar pek çok alanda görünmez bir ayrımcılığa dönüşebilmektedir.
Özgeçmişteki İsim İşe Alınma Şansını Değiştirir mi?
Bu konuda yapılmış en ses getiren araştırmalardan biri 2004 yılında ABD’de Marianne Bertrand ve Sendhil Mullainathan tarafından gerçekleştirildi. Araştırmacılar, aynı niteliklere sahip özgeçmişleri sadece isimlerini değiştirerek gerçek iş ilanlarına gönderdiler. Sonuç şaşırtıcıydı: “Emily” ve “Greg” gibi beyaz Amerikalıları çağrıştıran isimler, “Lakisha” ve “Jamal” gibi siyah Amerikalılarla özdeşleşen isimlere kıyasla yaklaşık %50 daha fazla geri dönüş aldı. Adayın tüm yetkinliği aynı kalırken, sadece isminin değişmesi işverenlerin tutumunu değiştirmeye yetti.
İlerleyen yıllarda farklı ülkelerde yapılan benzer araştırmalar da aynı acı tabloyu ortaya koydu:
Birleşik Krallık (2009): Martin Wood ve arkadaşları tarafından yapılan araştırmada, Beyaz Britanyalı bir isme sahip adayların olumlu geri dönüş alabilmeleri için ortalama 9 başvuru yapmaları yeterli olurken, diğer adayların aynı sonuca ulaşabilmeleri için yaklaşık 16 başvuru yapmaları gerektiği ortaya çıktı.
Avustralya (2012): Alison L. Booth ve arkadaşlarının gerçekleştirdiği çalışmada, yaklaşık 4.000 iş ilanına 12.000 başvuru gönderildi. Anglosakson isimlere sahip adayların geri dönüş oranı ortalama %35 olurken, bu oran İtalyan isimlerinde %32’ye, Aborijin isimlerinde %26’ya, Ortadoğulu isimlerinde %22’ye ve Çinli isimlerinde %21’e düştü.
Fransa (2016): Fransa Çalışma Bakanlığı Araştırma, İnceleme ve İstatistik Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen saha araştırmasında, yaklaşık 40 büyük şirkete ait 1.500 iş ilanına 3.000 eşdeğer başvuru yapıldı. Geleneksel Fransız isimleri taşıyan adaylar %47 oranında olumlu geri dönüş alırken, Mağrip kökenli isimlere sahip adaylarda bu oran %36'da kaldı.
İngiltere (2017-2018): BBC News tarafından haberleştirilen 2017 tarihli bir saha deneyinde, aynı nitelikteki iki adaydan İngiliz isimli “Adam” 100 başvuruda 12 görüşme daveti alırken, Müslüman kimliğini yansıtan “Mohamed” yalnızca 4 davet alabildi. Üstelik ayrımcılık işe alımla da sınırlı kalmadı; The Sun gazetesinin 2018’de yaptığı bir incelemede, aynı sürücü profiliyle istenen araç sigortası tekliflerinde “Mohammed Ali”ye çıkartılan fiyatlar “John Smith”ten çok daha yüksek oldu. Bu bulgular, İslamofobik tutumun isimlere kadar sirayet ettiğini düşündürmektedir.
Sadece İş Değil, Ev Bulmak da Zorlaşıyor
İsimler üzerinden yapılan ayrımcılık sadece iş piyasasıyla sınırlı değil. Bayerischer Rundfunk ile Der Spiegel’in 2017 yılında Almanya’nın 10 büyük kentinde 20.000 kiralık konut başvurusu üzerinden yaptığı araştırmada; Alman isimleri taşıyan başvurularla karşılaştırıldığında, Arap isimleri taşıyan başvuruların %27, Türk isimleri taşıyanların %24, Polonyalı isimleri taşıyanların %12 ve İtalyan isimleri taşıyanların %8 daha az geri dönüş aldığı görüldü.
Sonuç: Görünmez Bir Avantaj veya Engel
Şüphesiz ki bu araştırmalar her işverenin ya da ev sahibinin ayrımcılık yaptığı anlamına gelmiyor. Ancak farklı ülkelerde farklı yıllarda yapılan bu bağımsız çalışmalar tek bir gerçeğe işaret ediyor: Bireyin eğitimi, tecrübesi ve yetkinliği hiç değişmese bile sadece ismi, fırsatlara erişimini doğrudan etkileyebiliyor. İsimlerimiz, önyargılı ortamlarda kimi zaman hayatımızı kolaylaştıran görünmez bir avantaja, kimi zaman da aşılması gereken bir engele dönüşüyor.