Bir çalışmanın yıllar boyunca sürdürülebilir olması mümkün. Samimi niyetlerle yola çıkmak ve şartlar ne olursa olsun yürüyüşten vazgeçmemek istikrarın tezahürü.

Öyle bir yürüyüş ki adeta yolda olmanın en güzel hâllerinden bir hâl. Öyle bir yürüyüş ki dostlar birlikte büyüsün niyetiyle günlerin, ayların ve yılların içinden geçmek. Öğretimin yalnızca zorunlu eğitim kanalıyla değil İslâm eğitim felsefesinden beslenen anlayışla, hayat boyunca devam etmesini tercih edenlerin yürüyüşü.

Heybede her dem tazelenen sabır, azim, aşk ve heyecan ile Samsun’da yürüyüşüne devam eden selâm çocuk kulübü mevzubahis. Gönüllü çabalarla hayat bulan, özgür ve özgün bir örnek olan bu çalışmanın mahiyeti özetle şöyle:
Eğitim anlayışı alışılagelenin aksine eğlence odaklı değil bilakis severek öğrenme sürecine sevdirerek rehberlik etme.

Merkezde düşünce becerisini geliştirmek ve eleştirel düşünceye pencere açmak yer alıyor.

Estetik duyguya güzel kavramı üzerinden bakmak çalışmanın bir diğer önceliği; böylece güzel düşünmek, güzel konuşmak, işini güzel yapmak gibi katmanlar açılıyor.

Selâm çocuklara verilen ödevlerin de ufuk açıcı olması öncelikli gaye. Sorumluluk bilincini geliştirmesi ve merak duygusunu parlatması da ilaveleri.

Meselâ gökyüzüne baktığında neler hissediyorsun konulu ödev İmam Gazzali’nin gökyüzüne bakmanın faydalarını öğrenmekle tamamlanıyor.

“İhtimam nedir, nelere ve kimlere gösteririz?” şeklindeki ödevlerle ise selâm çocukların hem duruşu hem lügatı inşa oluyor.

Ve her buluşmada selâm çocuklara yöneltilen gül gibi ifadeler:

“Gökyüzü için, çiçekler için, aklımız için, kalbimiz için, varlığınız için şükürler olsun.

Hoşça bakın zatınıza, âlemin özü sizsiniz.”

Yeryüzünün iyilik hareketi onlar; her yerdeler, kıpır kıpır. Dünyanın gözbebeği, hem de süsü, can parçası çocuklar. Bir tutam umut, bir tutam masumiyet, bir tutam heyecan devşirmek mümkün onlardan. Onlarla karşılaşırsanız selâm verip muhabbet etmeyi ihmal etmeyin lütfen. Ne de olsa öncelikle geleceğin güzel ahlâk sahibi anne babaları, öğretmenleri, doktorları, gazetecileri, esnafları ya da her ne meslekte ve uğraşta iseler onların çocuklukları ile muhataplık söz konusu . Kıymetini bilip, hayallerine yön vermekten öte güzellik yok.

İşin özü dert şu ki hem zihnen hem bedenen disipline ihtiyacı var insanlık ailesinin. Her istedikleri yapılan çocuklar var dünyanın büyük bir kesiminde. Sınırlar gösterilmediği için nerede duracaklarını bilmeyen, usul ve adab öğretilmeyen bir nesil büyüyor. Bugünden geçmişe bakıldığında gül alıp gül satan gülden terazi yapan gül gibi insanların hoş bir sada bırakıp gittikleri malum.

Bu günlere gelecekten bakıldığında kalacak olan nedir peki?

“Hızlı daha hızlı yaşa, düşünme, üretme, daha çok kazan ve tüket, önemli olan sensin” şeklinde bir sarmalın içinde kalan insan toplulukları için ne kadar da zarafet sahibi şahsiyetlermiş demek pek de mümkün görünmüyor. Sürekli aşınan bir eşik var ortada. Sürekli aşınıyor ama çok da umursanmıyor sanki. Bu boş vermişlik bir fark etmemenin tezahürü mü, tembellik mi; ya da izahı ne?

Dünyanın en güçlü köprüsü nedir diye sordu bir hoca talebelerine. Çeşitli tahminlerde bulundu her birisi cevaben. Fakat hocanın beklediği cevap gelmeyince bir türlü kendisi açıkladı:

En güçlü köprü dedeler, neneler ile torunlar arasındaki köprüdür. Geçmiş ile gelecek arasında bugün ne kadar sağlam bir köprü kurulursa değer aktarımı nesiller boyunca sapasağlam devam eder. Bu aktarım şüphesiz öncelikle bizatihi her insan ferdi için kendi ailesinden başlayarak halka halka büyüyen bir evrenle hayat bulacaktır.

İşte bu halkalardan birisi olan selâm çocuk, öncelikle bir sohbet meclisi niyetidir. Selâm sohbet, selâm tebessüm, selâm umut, selâm iyilik oluyor her buluşma. Yeryüzünü ifsad eden küresel sistemin teknolojinin tüm ağlarıyla birlikte hayatın her alanına müdahil olma hırsı fıtratı tarumar ederken inşayı seçmek, çalışıp yorulmayı sonra tekrar çalışmayı gerektirir. Zira dünyanın daha fazla kazanan insana değil öncelikli olarak daha merhametli, daha dürüst insana ihtiyacı var.

Şehrin en uzağından koşarak gelen çocuk dedi ki:

“Aramızda selâmı, umudu, tebessümü, iyiliği yayalım!”