Bir önceki yazıda isimlerin, insanların bize yönelik kanaatlerini etkileyebildiğini gördük. Peki isimler yalnızca başkalarının algısını mı etkiliyor, yoksa yaşamımızdaki bazı tercih ve deneyimlerimizi de etkiliyor olabilir mi? Bazı tartışmalar olsa da, bu konuda yapılan araştırmalar, isimler ile eğitimden kariyere uzanan çeşitli tercihler ve sonuçlar arasında ilişkiler bulunduğunu gösteriyor.
İsimler cinsiyete uygun olmazsa ne olabilir?
İsimler üzerine yoğunlaşan David Figlio’nun 2005 tarihli çalışması, Ashley, Shannon, Jamie ve Courtney gibi kızlara daha sık verilen isimlere sahip erkek öğrencilerin ilkokul yıllarında diğer erkek öğrencilerden belirgin biçimde farklı davranmadığını; ancak ortaokula geçişle birlikte, özellikle altıncı sınıfta, disiplin ve davranış sorunlarının daha yüksek oranda görüldüğünü ortaya koydu. Figlio, bu farkın ortaokula geçişle birlikte çocukların isimlerinin cinsiyet çağrışımının daha fazla farkına varmaları ve yeni akran gruplarıyla karşılaşmalarıyla ilişkili olabileceğini öne sürmektedir.
Benzer bir çalışmada, Andrew Francis-Tan ve Aliya Saperstein (2023) Brezilya'daki idari verilerle cinsiyetiyle uyumsuz isimlere sahip kadın ve erkeklerin daha az eğitim aldığını buldu. Kazançlar da daha düşüktü, ancak eğitim kontrol edildiğinde bu fark yalnızca en uyumsuz isimlerde anlamlı kaldı. Yazarlar, bu farkların olası mekanizması olarak isimlerin başkalarında uyandırdığı stereotipleri ve yargıları gösteriyor.
Yine David Figlio tarafından kız kardeşler üzerinde yapılan bir çalışmada, daha kadınsı isimlere sahip kızların dil ve beşerî bilimlere yönelme olasılıklarının daha yüksek, matematik ve fen bilimlerine yönelme olasılıklarının ise daha düşük olduğu görüldü. Örneğin Abigail, Lauren ve Ashley gibi daha az kadınsı isimlere sahip kızlar arasında matematik ve fizik derslerini alma olasılığı daha yüksekken, Anna, Emma ve Elizabeth gibi daha kadınsı isimlere sahip kızlarda bu alanlardan uzaklaşma eğilimi daha güçlüydü. Araştırmacı, bu farklılığı, matematik ve fizik gibi alanların toplumsal olarak daha “erkeksi” görülmesi ve isimlerin çocuklar hakkında oluşturduğu beklentilerle ilişkilendiriyor.
Bentley Coffey ve Patrick A. McLaughlin'in 2009 tarihli çalışması, daha maskülen çağrışımlı isimlere sahip kadın hukukçuların hâkim olma olasılığının daha yüksek olduğunu buldu. Bu isimler, sahiplerinin daha yetkin ve liderliğe uygun algılanmasına yol açıyor olabilir.
Sıra dışı isimler, sıra dışı tercihler
ABD’de 1880–2007 yılları arasında konan bebek isimleri, Jean M. Twenge ve arkadaşlarının 2010’da yayımladığı bir araştırmada mercek altına alındı. Araştırma, isim çeşitliliğinin giderek arttığını ve yaygın isimlerin kullanım oranının azaldığını gösterdi. Araştırmacılar bu eğilimi, ABD toplumunda zaman içinde artan bireycilik ve özgün olma arzusuyla ilişkilendiriyor.
Han-Wu-Shuang Bao ve arkadaşlarının 2020 yılında yayımladığı çalışmada, daha benzersiz isimlere sahip kişilerin daha az yaygın mesleklere yönelme eğiliminde olduğu bulundu. Yedi çalışmayı ve toplam 7,38 milyon gözlemi kapsayan araştırmada, bu ilişkinin kısmen insanların kendilerini daha özgün görme ihtiyacıyla bağlantılı olabileceği öne sürüldü.
Bao, Huanhua Lu ve Yu L. L. Luo'nun 2023 yılında yayımladığı başka bir çalışmada ise benzersiz isimlere sahip Çinli film yönetmenlerinin filmlerinin daha yüksek puan aldığı bulundu. Çalışma ayrıca sanatçıların yeni isim seçerken daha benzersiz isimlere yönelme eğiliminde olduğunu gösterdi. Araştırmacılar, insanların benzersiz isimleri yaratıcılıkla ilişkilendirme eğiliminde olabileceğini öne sürüyor.
Kurumsal liderlik alanında da benzer bir sonuç gözlendi. Yungu Kang ve arkadaşları, 2021 yılında 1.172 halka açık şirkette yaptıkları araştırmada, ender rastlanan isimlere sahip CEO’ların, sektör standartlarından daha ayrışan stratejileri takip ettiğini gösterdi. Araştırmacılar, bu ilişkiyi CEO’ların sıra dışı isimleri nedeniyle geliştirdikleri “farklı olma” benlik algısıyla açıklıyor; bu isimlere sahip CEO’ların kendilerini akranlarından daha farklı görme eğiliminde olduğunu öne sürüyorlar.
Örtük Benlikçilik
İsimler ile yaşam tercihlerimiz arasındaki olası ilişkileri açıklamak için öne sürülen yaklaşımlardan biri, psikolojide ‘örtük benlikçilik’ olarak adlandırılan, insanların kendileriyle ilişkili şeylere bilinçdışı biçimde daha olumlu yaklaşabildiği fikridir.
2002 yılında Brett W. Pelham ve ekibi, çeşitli arşivsel veri kaynaklarından yararlanarak isim örüntülerini inceledi. Araştırmanın ilk çalışmalarından birinde, 1990 nüfus sayımı kullanılarak belirlenen yaygın isimler ile Sosyal Güvenlik Ölüm Endeksi'ndeki kayıtlar karşılaştırıldı. Bulgular, insanların isimleriyle örtüşen şehirlerde yaşama eğiliminin beklenenden daha yüksek olduğunu gösterdi. Örneğin, Virginia isimli kadınların Virginia Beach'te, Mildred isimli kadınların ise Milwaukee'de yaşama oranı beklenen değerlerin üzerindeydi. Benzer örüntü erkeklerde de görüldü: Jack isimli erkekler Jacksonville'de, Philip isimli erkekler ise Philadelphia'da beklenenden daha fazla bulunuyordu.
Benzer bir örüntü meslek seçimlerinde de gözlendi. Araştırmacılar, isimleri ile meslek adları arasında ses veya harf benzerliği bulunan kişilerin ilgili mesleklerde orantısız biçimde temsil edilip edilmediğini inceledi. Örneğin Dennis ve Denise gibi isimler diş hekimleri arasında, “La” ile başlayan Laura, Lauren, Laurie ve Laverne gibi isimler ise hukukçular arasında beklenenden daha yüksek oranda görülüyordu. Dennis ismine ilişkin ayrı bir analizde, Dennis adlı erkek diş hekimlerinin sayısı, benzer sıklıktaki kontrol isimleriyle karşılaştırıldığında da beklenenin üzerindeydi.
Araştırmacılar aynı çalışma kapsamında eş seçimlerindeki isim benzerliklerini de tartıştı. Texas'ta 1926 yılında çocuk doğuran kadınların tamamını kapsayan analizde, kadınların evlendikleri erkeklerin soyadı baş harfinin, kadınların kızlık soyadının baş harfiyle örtüşme oranının rastlantısal beklentiden %40'tan fazla yüksek olduğu bildirildi. Bu örüntünün Latin kökenli soyadlarında da güçlü biçimde görülmesi, bulgunun yalnızca etnik eşleşmeyle açıklanamayacağını düşündürdü. Araştırmacılar benzer sonuçları Georgia ve Florida'daki kırsal topluluklardan, California'daki eyalet çapındaki ölüm kayıtlarından ve Georgia ile Alabama'daki evlilik kayıtlarından elde edilen başka örneklemlerde de rapor etti.
John T. Jones ve Brett W. Pelham, 2001 yılındaki çalışmalarında, kişilerin siyasi seçim kampanyalarına yaptıkları katkıların başkan adaylarının isimleriyle ilişkili olabileceğini ortaya koydu. 2000 ABD başkanlık seçimleri sırasında, soyadlarının ilk harfi B olan kişilerin George W. Bush'un, soyadlarının ilk harfi G olan kişilerin ise Al Gore'un seçim kampanyalarına beklenenden daha yüksek oranda katkıda bulunduğu raporlandı. Araştırmacılar bu bulguyu, kişilerin kendi isimleriyle adayların isimleri arasındaki harf benzerliğinin siyasi kampanya tercihlerinde rol oynayabileceğine ilişkin bir bulgu olarak değerlendirdi.
Yine Brett W. Pelham ve Mauricio Carvallo'nun 2015 yılında yaptıkları çalışmada, mesleki anlam taşıyan Baker (fırıncı), Barber (berber), Butcher (kasap), Butler (uşak), Carpenter (marangoz), Farmer (çiftçi), Foreman (ustabaşı), Mason (duvarcı), Miner (madenci), Painter (boyacı) ve Porter (hamal) soyadlarının kişilerin kariyer seçimleriyle ilişkisi incelendi. Araştırmada, bu 11 soyadı–meslek eşleşmesi genelinde, erkeklerin soyadlarıyla aynı mesleklerde çalışma oranının rastlantısal beklentiden %15,5 daha yüksek olduğu bulundu. Araştırmacılar, bu ilişkinin yalnızca aile mesleğinin kuşaktan kuşağa aktarılmasıyla açıklanmasının zor olduğunu; bulgunun, insanların kendileriyle ilişkili sembollere bilinçdışı biçimde daha olumlu yaklaşabileceğini öne süren “örtük benlikçilik” yaklaşımıyla uyumlu olduğunu belirtti.
Bu bulgulara yönelik psikolojide tartışmalar mevcut. Uri Simonsohn gibi araştırmacılar, bu örüntülerin bir kısmının isimden değil, doğum kuşağı, etnik köken ve coğrafya gibi farklı etkenlerden kaynaklanabileceğini savundu. Pelham ve meslektaşları ise bu eleştirilere karşı çıktı.
Sonuç
Görüldüğü gibi isimlerin izleri hayatımızın pek çok noktasında karşımıza çıkıyor. İsimlerin cinsiyet normlarına uygunluğu, akran ilişkilerimizi ve akademik yönelimlerimizi etkileyebiliyor; ismin sıra dışılığı kariyer tercihlerimizde özgünlük arayışına dönüşebiliyor. Örtük benlikçilik ise yaşadığımız şehirden evlendiğimiz kişiye, hatta oy verdiğimiz adaya kadar bilinçdışı bir iz bırakabiliyor. İsimler üzerine yapılan bu çalışmalar, isimlerin beklenenden çok daha karmaşık psikolojik ve sosyal etkilerle bağlantılı olabileceğine işaret ediyor.