1994 yılında New Scientist dergisinin Feedback köşesinin editörü John Hoyland, dergiye ulaşan yeni kitapları incelerken ilginç bir ayrıntı fark etti. “Kutup Konumları: Kutup Bölgeleri ve Gezegenin Geleceği” kitabının yazarı Daniel Snowman (Kardan Adam), “Londra’nın Altındaki Londra: Bir Yeraltı Rehberi” kitabının yazarlarından biri ise Richard Trench’ti (Hendek).
Hoyland, bu dikkat çekici uyumu dergide kaleme alınca okurlardan mesaj yağdı. Bir okur, kişinin adı ile mesleği veya ilgi alanı arasındaki bu tür uyumu tanımlamak için “nominatif determinizm” kavramını önerdi. İsimlerin insan hayatını etkileyebileceği düşüncesi çok eski olsa da, “nominatif determinizm” adıyla anılması ve popülerleşmesi New Scientist dergisindeki bu tartışmayla gerçekleşti.
Peki gerçekten isimlerimiz mesleğimizi, kişiliğimizi ve hatta yaşayacağımız şehri etkileyebilir mi? Araştırmacılara göre bu durumun ardında hem istatistiksel gerçekler hem de insan psikolojisinin büyüleyici mekanizmaları yatıyor.
İstatistik, algı ve ters nedensellik
Öncelikle her isim-meslek uyumunun arkasında gizemli bir durum olmadığını belirtmekte fayda var, zira aşağıdaki faktörler bu uyumun gerçek sebebi olabilir.
-
İstatistiksel Tesadüfler: Milyonlarca insan ve binlerce meslek söz konusuyken, “Fırıncı” soyadlı bir fırıncıyla karşılaşmak istatistiğin doğal bir sonucudur.
-
Algıda Seçicilik: Zihnimiz sıra dışı olanı sever. “Dişçi” soyadlı bir diş hekimini ömür boyu hatırlarken, aynı soyadı taşıyan bir öğretmeni fark etmeyiz bile.
-
Ters Nedensellik: Bazen isim ile meslek arasındaki ilişki sanılanın tersidir. Bir ailenin bugün “Demirci” soyadını taşımasının nedeni, soyadının mesleği belirlemesi değil; atalarının zaten demircilikle uğraşmış olmasıdır.
Ancak bütün bunlara rağmen yapılan birçok bilimsel araştırma, adlarımızın tercihlerimiz, benlik algımız ve başkalarının bize yönelik tutumları üzerinde belli ölçüde etkili olabileceğini gösteriyor.
Bu etkiyi açıklayan psikolojik ve sosyal mekanizmalar
Bilinçdışı psikolojik etkiler: Adlarımız, farkında olmadan tercihlerimizi ve davranışlarımızı yönlendirebiliyor.
Örtük benlikçilik (implicit egotism) yaklaşımına göre insanlar kendilerini hatırlatan şeylere sempati duyuyor. Harfler, sayılar, doğum tarihleri, şehirler, markalar ve hatta meslekler bu sempatinin konusu olabiliyor. Doğum günü ayın 12’si olan bir kişi, farkında olmadan 12 numarasını içeren plakalara veya telefon numaralarına daha sıcak bakması bu yaklaşımın özünü ifade ediyor. Araştırmalar, Louis isimli kişilerin Louisiana’da, Philip isimli kişilerin ise Philadelphia’da yaşama oranının beklenenden daha yüksek olduğunu gösteriyor. Baş harf etkisi (name-letter effect) olarak bilinen yaklaşıma göre, insanlar isimlerinin baş harfiyle başlayan kişi, marka veya yerlere karşı daha çok yönelim gösteriyor.
Bir başka mekanizma, kendini gerçekleştiren kehanettir (self-fulfilling prophecy). Bu yaklaşım, kişilerin muhataplarının isimlerinden hareketle onlar hakkında bazı beklentilere girebildiğini öne sürüyor. Adı Önder olan bir çocuğa öğretmenlerinin daha fazla liderlik görevi vermesini ve bu tutumun zamanla çocuğun liderlik özelliklerini geliştirmesine katkı sağlamasını örnek olarak verebiliriz.
Benzer bir yaklaşım olan etiketleme etkisine (labeling effect) göre, çocuğun etraftan sürekli “Sen adın gibi cesur olmalısın.” veya “Sakine, adın gibi sessiz sakinsin.” gibi sözler duyması, zamanla bu özellikleri kimliğinin bir parçası hâline getirebiliyor. Bu süreç çoğu zaman sosyal geri bildirim döngüsü ile de destekleniyor.
Kişilerin isimlerinin geçtiği konulara aşina olması veya bu konulara dikkat kesilmesi farklı yaklaşımları akla getiriyor. Tekrarlanan maruziyet (mere exposure) ve dikkat yanlılığı (attentional bias) dediğimiz yaklaşımlar, aşinalık ve dikkat üzerinden bir eğilim ve yönelim ilişkisi kuruyor. Bu yaklaşımlara göre, adı Deniz olan birinin, adından dolayı çokça aşina olması veya dikkat kesilmesi nedeniyle denizle ilgili konulara ilgi duyması ihtimali diğer insanlara göre daha yüksektir.
Bir başka ilginç olgu ise Bouba/Kiki etkisidir. Farklı kültürlerde yapılan araştırmalar, insanlara biri yuvarlak, diğeri sivri iki şekil gösterilip hangisinin “Bouba”, hangisinin “Kiki” olduğu sorulduğunda, büyük çoğunluğun yuvarlak şekli “Bouba”, sivri şekli ise “Kiki” olarak eşleştirdiğini gösteriyor. Bunun nedeni, “Bouba” gibi daha yumuşak ve akıcı seslerin yuvarlaklıkla, “Kiki” gibi daha keskin ve patlamalı seslerin ise sivrilikle özdeşleştirilmesi ile açıklanıyor. Benzer şekilde, isimlerimizin ses yapısı da tanıştığımız kişilere kararlı, sert, sıcak, uyumlu vb. olduğumuz yönünde izlenim verebiliyor.
Bilinçli yönelim: İsimler bazen örtük süreçlerle değil, bilinçli tercihlerle de yön çizebiliyor. “Sana dedenin dürüstlüğünü örnek alasın diye bu adı verdik.” denerek büyütülen bir çocuk, dürüstlüğü sadece bir erdem değil, kendi ismiyle özdeşleşmiş bir yaşam vizyonu olarak benimseyebilir.
Sosyal ve yapısal etkiler: Adlarımız çevremize ilettiğimiz, onların bakış açısını etkileyebilen güçlü birer sosyal sinyaldir.
MIT ve Chicago Üniversitesi araştırmacılarının yaptığı meşhur bir çalışma, özgeçmişleri tamamen aynı olan adaylardan beyaz Amerikalıları çağrıştıran isimlere sahip olanların (Emily, Greg gibi), siyahi isimler taşıyanlara (Lakisha, Jamal gibi) göre yaklaşık %50 daha fazla iş görüşmesi daveti aldığını gösteriyor.
İngiltere’de yapılan bazı araştırmalar ise, “üst sınıf” çağrışımı yapan isimlere sahip çocukların, öğretmenleri tarafından farkında olmadan daha zeki kabul edildiğini ve daha fazla ilgi gördüğünü gösteriyor. Bu “erken ilgi”, çocuğun akademik başarısını, yani kaderini gerçekten değiştiriyor. Ancak öğretmen bir ismi “etnik veya düşük statülü” olarak kodladığında, öğrenciye daha az ilgi gösterebiliyor, sorularına daha geç dönebiliyor.
Alfabetik sıralamanın etkisini ele alan bir başka araştırma, soyadları alfabenin baş kısmındaki harflerle başlayan kişilere bu durumun öncelik sağladığını, soyadları alfabenin son kısmındaki harflerle başlayanların okul ve iş hayatında sürekli listenin sonlarında yer almaları nedeniyle, acelecilik ve sabırsızlık gibi bazı davranış kalıplarını geliştirebildiklerini ortaya koyuyor.
Aslında birbirinden bağımsız gibi gözüken bu mekanizmaların çoğu zaman tek başına değil, birlikte çalıştığını söylemek mümkün. Örneğin Bilge adlı bir çocuğu düşünelim. Öğretmenlerinin ondan daha yüksek başarı beklemesi kendini gerçekleştiren kehanete; insanların sürekli “Adının hakkını veriyorsun.” demesi sosyal geri bildirim döngüsüne; çocuğun kendisini gerçekten bilge biri olarak görmeye başlaması kimlik inşasına; bilgiyle ilgili konulara daha fazla ilgi duyması dikkat yanlılığına ve bilgiye karşı daha olumlu duygular hissetmesi örtük benlikçilik mekanizmalarına örnek gösterilebilir. Benzer şekilde adı Önder olan bir çocuk, ailesi ve çevresi tarafından sürekli lider olmaya teşvik edilebilir; zamanla bu beklentiyi benimseyerek yöneticilik veya askerlik gibi alanlara yönelebilir. Dedesi hukukçu olduğu için Adil adı verilen bir çocuk ise hem isminin anlamından hem de ailesinin beklentilerinden etkilenerek hukuk mesleğini seçebilir.
Hiçbir isim tek başına bir insanın kaderini çizmez. İrade, eğitim, aile, çevre, talih ve yaşanan tecrübeler her zaman ana roldedir. Ancak adımızın çeşitli mekanizmalarla üzerimizde oluşturduğu sürekli etkiler, yıllar içinde birleşerek hayat yolculuğumuzda devasa bir kartopu etkisine dönüşebilir.