Üzerinde uzun uzun düşünülen detaylı planlar yapılan bir yolculuk değil kervandakilerin yürüyüşü. Heybelerindeki özel yüklerle yola çıkan, yolda olmayı seçen yolcular tarihe bir not bırakmak niyetine sahipler. Hedeflerinin özeti ise “insanların eline ulaştığında umut olsun!” gayesinden ibaret.

Kapağında “herkes değilsin” , “başkaldırmıyorsa nedir ki söz” , “tutunduğun dalı bırak” gibi ifadelerin yer aldığı bir matbuyla karşılaşan insan kayıtsız kalamaz herhalde. Bulunduğu yerden bir fark edişle durup bir düşünür. Sözün muhatapta karşılık bulmasına vesile olan bin anlam ile birlikte okurunu sarıp sarmalayan bir dergiden haberdar olmayan var mı hâlâ?

Heybelerinde kağıt, kalem ve hayaller olan bir grup gencin yol hikâyesini katman katman açmakta fayda var o vakit. Bilenler yeniden hatırlar bilmeyenler kervana katılır umuduyla.

Çıkış mottosu erdemli toplum yürüyüşüne mütevazı bir katkı olan Yolcu dergisi duruşunu tevhid, adalet ve özgürlük üzerinden tanımlıyor. Modern paradigmaya verilecek en sahici cevabın bu olduğuna dair güçlü bir inanç hakim bu mektepte:

İlkelerimiz bizim için sabitelerdir. Bu ilkeler yeryüzünde insanın serüveniyle başlayan, kuşaktan kuşağa aktarılan 'insan' olmanın sorumluğuna vurgu yapar. Yol, varlıkların en şereflisi olmaklığın üzerimize düşürdüğü sorumluluktur. Yolcu bu anlamda yolun dili olmayı önceler. Bu dil ise bütün zamanların ruhunda mecz olmayı gerektirir. Bu ruh Tevhid'dir. Tevhid'in öngördüğü Adalet, özgürlük ve erdemli bir toplum arzusudur.

Üzerinde uzun uzun düşünülen detaylı planlar yapılan bir yolculuk değil kervandakilerin yürüyüşü. Heybelerindeki özel yüklerle yola çıkan, yolda olmayı seçen yolcular tarihe bir not bırakmak niyetine sahipler. Hedeflerinin özeti ise “insanların eline ulaştığında umut olsun!” gayesinden ibaret.

Taşra denilen bir coğrafyadan hayata gülümseyen Yolcu, dünden bugüne derginin yazılarından görseline, editörlüğünden yayın yönetmenliğine kadar birçok mesuliyeti üstlenen Ferhat Kalender müstear isimli Ömer İdris Akdin’in ifadesiyle taşralı bir duruşun ötesine konumlandırmıştır kendisini.

Klasik dergi anlayışının uzağında bir dergi Yolcu. “Kalbi olan bir dergi” şeklinde kuşatıcı ve bin anlamı kapsayan bir tavsifin muhatabı olan bir matbu. 1995 yılında ana kadronun Samsun’da olması hasebiyle bu şehirde yayın hayatına başlayan Yolcu dergisi, otuz yılda yüz on dört sayıyla düşünce ve edebiyat atmosferine hatırı sayılır katkılar sundu. Türkiye’de ve dünyada yaşanan önemli süreçlere tanık olmaktan ve muhalif metinleriyle bir duruş sergilemekten asla vazgeçmedi.

19. yüzyılın başlarında Türkiye’de gün yüzüne çıkan dergicilik tarihinde geçen asırlar boyunca parlak dönemlerden sancılı süreçlere evrilen ve nihayetinde kepenklerin kapatılmasına uzanan çok sayıda hikâye birikti. Matbu olarak yayınlanan dergilerin serüveninin başta ekonomik kriz olmak üzere çeşitli sebeplerle bir yerde inkıtaya uğraması okur dahil bu evrende bulunanların bildiği bir hakikât. Medya sektöründe ayakta kalabilmenin yolunun reklamdan geçtiği de bir başka hakikât. İnsan unsuruna vurgu yapıyor olması Yolcu’yu yolda tutan en temel dinamiklerden birisi olsa gerek.

Fikir ve sanat eksenli dergilerin yayınlandıkları dönemde parlayıp sönmelerindeki etkenlerden birisi de kuşkusuz muhatap kitlenin dergiyi takipte istikrarlı duramayışı. Yine hızla değişen dünyanın şartlarında sanal dergicilik şeklinde bir kulvarın açılmış olmasını da listeye eklemek mümkün.

İlk baskıdan sonra bir fetret dönemi yaşayan Yolcu ikinci döneminde sıra dışı ve özgün bir formatla okuyucuya ulaşıyor. 28 Şubat süreci olarak ülke tarihinin kayıtlarına geçen günlerle senkronize bir yürüyüş.

İnsanların sustuğu ya da susturulduğu bir zamanda sözü muhatabına ulaştırmayı kendine vazife edinmiş bir adanmışlıkla yola devam etmek beraberinde bedeller ödemeyi de getirdi kuşkusuz. Söze vurguyu odağına alan Yolcu bu kapsamda da öncü bir duruşun örneği oldu.

Derginin üslubunu sol eğilimli dergilere benzetenler bunun direnişin tavrı olduğunu vurguladılar bir bakıma. Lakin Yolcu dile getirilen bu benzetmenin ötesinde kadim bir medeniyetin sesi olmaya adamıştı kendisini. “Tanıdık, kendinden emin, bu coğrafyanın rengiyle boyanmış” bir ses.

Söyleyenin değil sözün ön planda olduğu, alışılmışın dışında bir ebatın yanı sıra kapak görselleri ve ifadelerindeki yankıyla karşılık buldu okurda. 28 Şubat konseptli görsellerle birlikte ikinci sürecin ilk kapak cümlesi bir hayli sarsıcı:

"Burası Türkiye ve Tarih Kaydediyor!"

Yolcu’yu özgün kılan ön kapak cümlelerinden bazıları şöyle:

Taşları ve otları koklayan derviş kılıklı bir adam dedi ki:

Allah yoksa özgürlük de yok!

Sayı 33, 2005

Özgür dur; kalbin genişlesin!

Sayı 43, 2007

Bunca yol çiğnediler çiçek çiğnemediler.

Sayı 100, 2020

Söz taşla buluştuğunda baltanı büyük kibrin boynuna as.

Sayı 68, 2012

Yolcu, özgünlüğünü yayıncılıkla birlikte eyleme davet eden duruşuyla koruyor. Bu duruş okura motivasyon katıyor. Dergiyi nevi şahsına münhasır kılan hususlardan birisi de insani yürekten yakalayan vurguları:

Umutla korku arasında kendine bir hâl edin

Özgürlükle var oluş arasında bir mevzide tut kendini

Bir şafak arzulama bir şafağı onaran ol

Bir hayata hazırla kendini

Kendini kuracağın bir hayata

Her okuyan biraz kendini bulur sayfaların içinde. Kolunuza girip sizi alıp götüren bir dost sıcaklığını hissettirir. Tam da ihtiyacı olan ânda “evet işte bu” dedirtir. Yenilgi yenilgi büyüyen içten içe kendini yeniden üreten bir ses olan derginin mimarlarından Mustafa Öner’in kalbinde uçan bir kuş gibidir Yolcu.

Yolcu düşüncesine göre okur yalnızca bir metni okuyan değil aynı zamanda dergide yayınlanan yazılardan da sorumludur. Zira birlikte yürünen bir yol mevzu bahis olan. Derginin istikrarla yola devam etmesinin en kayda değer iz düşümlerinden birisi de bu manidar mesuliyet paylaşımı olsa gerek. Hemen her sayıda okurla birlikte varlık bulacak duruş güzelliğine gönderme yapar Yolcu:

Umutsuz ve hedefsiz olmaz. Neyi ararsan onu bulursun. Uzun hedeflerin, ufuklar, öteye geçen bir bakışın insanları olabilenler, ayaklarının sabit kılınması için de dua etmeliler. Kılıç üzerinde yürüyoruz. Birbirimize tutunmasak düşeceğiz. Bu yüzden okuduklarımızı, yazdıklarımızı, gördüklerimizi, yürekten yüreğe bağ kurarak bir yumak oluşturmalıyız. Savrulmak çok kolay.

Okurla birlikte yürümeyi seçen Yolcu’nun hedeflediği bir kitle yok:

Yürüyüşümüzde bizimle kim birlikte olmak istiyor ise onunla devam ederiz. Bu açıdan kimsede eksik ve kusur aramayız ki her yaratılmış eksik ya da kusurludur. Bu baştan kabul ile okuyucumuza baktığımızda ona vereceklerimiz değil onunla paylaştıklarımızdır önemli olan.

Kalbe dokunan dergi olması bir iddiadan ibaret değil. Nitekim tiraj gibi maddi kaygı içeren bir mecrada durmadığını şu cümleler izah ediyor:

Okur sayısının azalması ya da çoğalması ile ilgilenmiyoruz. İşimizi iyi yapıyor muyuz, zamana ve tarihe not düşüyor muyuz, ona bakıyoruz. Bizi bir kişi okusun, sahici okusun. Bizimle bir kişi yürüsün lakin düştüğümüzde elimizden tutsun. Bu; hepsi bu. Hakkari’nin bir köyünde dağ menekşesi gibi yazan bir genç kızın yüreğinde daha mübarek nedir ki? Yeter ki o yazsın biz okuyalım. Yazsın yeter ki dergiyi yakalım.

Yayın hayatına başladığı günden bu yana değişik periyotlarda okurla buluşan Yolcu şimdilerde senede dört kez yayınlanıyor. Günler ve geceler süren yoğun bir hazırlık süreci, okurlardan gelen yazıların itinayla seçilmesi, sayfa tasarımı ve daha birçok emek heyecanla harmanlanıyor her seferinde. Merkez denilen karmaşadan hep geri durmaya çalışan Yolcu, garibanlara ve cezaevlerine ücretsiz gönderiliyor. Hesapların üstünde bir hesap yapanın var olduğuna inanan, Yolcu kervanı çok fazla hesap yapmadan yürüyüşünü sürdürüyor.

Bu şehrin çocukları hâlâ şiir okunduğunda gözleri yaşarıyorsa bu gençlerde daha çok iş var demişti Yolcu şairi bir vakitler. Şimdilerde on yaşında iken Cahit Zarifoğlu’na hayran olan Zeynepler var. Onlar da Yolcu kervanının yolcusu olmaya aday, onları üzmeyelim.