Fahrenheit 451, bir sıcaklık derecesi. Kağıdın tutuşup yanmaya başladığı ısıyı temsilen Amerikalı yazar Ray Bradbury tarafından 1953 yılında kaleme alınmış distopik bilim kurgu romanı. Bradbury, bilginin yok edildiği, teknolojinin insanları duyarsızlaştırdığı ve düşünmenin suç sayıldığı bir distopyayı katman katman işlemiş.
Distopya bu ya okuma devrinin sona erdiği bir gelecek zaman katmanında insanlar düşünmesin diye çeşitli engeller ve baskılar uygulanıyor. Kitaplar hem yasaklanıyor hem de itfaiyeciler eliyle yakılıyor. Zamanla insanlar hiç kitap yüzü görmemiş hâle geliyor ve yazılı kültür tamamen yok oluyor. Böylece geçmiş hakkında ne varsa kül gibi kaybolup gidiyor. Kitle kültürünün insanları duyarsızlaştırmasının örneğini Amerikan toplumu özelinde işleyen roman, bir hayli iç karartıcı.
“Düşünmek suç” ihtarıyla bilgiyi yok etmeyi hedefleyen bir mekanizma durmaksızın kaos üretiyor. Zihinleri tehdit eden karamsar içerikler bazen edebiyat alanında bazen tarihsel ve sosyal olaylarla gün yüzüne çıkıyor.
Fahrenheit 451 romanına benzer kurgu örneklerine edebi distopya penceresinden bakmak mümkün. Ancak her iki eserin baskı tarihlerine bakıldığında distopik türün ilk esin kaynağının hangi kitap olduğu ortada.
1932’de okurla buluşan Cesur Yeni Dünya romanı İngiliz yazar Aldous Huxley’e ait. İnsanların acıdan kaçmak için uyuşturucu ve eğlence ile aptallaştırıldığı, bilginin gereksiz görüldüğü bir toplum kurgulanmış hem cesur hem de yeni olan dünyada. Huxley kitabını batı dünyasında teknolojik iyimserliğin yoğun olduğu iki dünya savaşı arasında kaleme almış.
İlk baskısı 1949’da yapılan 1984 ise yine bir İngiliz olan yazar George Orwell’in eseri. Kitap, tarihin sürekli yeniden yazıldığını vurguluyor ve “düşünce polisi"nin insanları kontrol ettiği bir sistemi anlatıyor.
Fahrenheit 451 benzeri edebi kurguların yanı sıra kitap yakma ve bilgi sansürünün örneklerinden bazıları da şöyle:
Kaynaklardan aktarılan bilgilere göre en eski kitap yakma olaylarından birisi M.Ö. 1352-1334 yılları arasında Antik Mısır'da, Firavun Akhenaton döneminde gerçekleşmiş.
Tek tanrılı din inancını getirmeye çalışan Firavun, Amon rahiplerinin bilgi kaynağı olan yazılı belgeleri ve kitapları yaktırmış.
Modern dönemin olaylarından birisi ise 1933 yılında Almanya’da gerçekleştiriliyor. Alman Nazilerinin ruhlarına aykırı buldukları kitapları devasa ateşlerde yaktıkları bilgisi kayıtlarda yer alıyor. Bilgiyi ortadan kaldırmayı hedeflemişler lakin tarihsel kayıtlar baki.
1966-1976 yılları arasını kapsayan dönemde ise “dört eski” vurgusuyla bilinen eski kültür, eski gelenekler, eski alışkanlıklar, eski fikirler muhtevalı sayısız kitap ortadan kaldırılmış. Tarihe geçen icraatın ismi ise kültür devrimi!
Amerika Birleşik Devletleri tarihinde de kitapların hem yasaklandığı hem de yakıldığı rivayet ediliyor. Halihazırda tüm dünyaya yönelik despotça uygulamaları ile adeta kötülük endüstrisinin mimarı olan ABD, matbu ve görsel üretimleri ile zihinleri ifsad ediyor.
Türkiye'de ise kitap yakma olayları 12 Eylül tarihi ile ilişkilendiriliyor. Gerek anlatılanların şahitliği gerekse yazılı kaynakların işaret ettikleri ile ideolojik çatışmaların, siyasi baskıların, darbelerin ayyuka çıktığı sancılı bir dönem şekilleniyor muhayyilede.
Toplumsal hafızada iz bırakan olaylar silsilesine göre yasaklı yayınların imhası, yazar ve yayınevi baskınları şeklinde yüreklere korku salınmış; on binlerce kitap yakılmış veya toplatılmış.
Dünya tarihi ölçeğinde kitap yakma olayları denilince akıllara hemen Endülüs medeniyeti geliyor kuşkusuz. Çeşitli dönemlerde gerçekleştirilen bu eylemlerde hedeflenen amaç Müslümanların kimliğini, hafızasını ve ilmi geleneğini yok ederek bölgeyi tamamen Hristiyanlaştırmak.
Tarihsel verilere göre Endülüs'te yakılan bir milyondan fazla kitap bugünden bakıldığında dahi öncelikle iç sızlatan bir hadise. Görünürde yakılan kağıtlar olsa da reelde bir medeniyetin birikimi yok edilmiş. Fransız fizikçi Pierre Curie, Endülüs'ten kalan az sayıda kitabın atomun parçalanmasında rol oynadığını yakılanların ise yüzyıllarca sürecek bilimsel ilerlemeyi yok ettiğini dile getirmiş yaşanan trajediye ilişkin açıklamasında.
Düşüncenin baskı ve müdahale ile yok edilemeyeceğini net olarak ifade edenlerden birisi de Endülüslü İslâm alimi İbn Hazm olmuş:
"Kitaplarımı yakabilirsiniz; ama içindekileri asla! Çünkü onlar benimle birlikte taşınır, göğsümde yaşar; nereye gitsem benimle gelirler, mezara benimle girerler."
Edebiyattan sinemaya birçok dalda ilham kaynağı olarak kalması için yoğun çaba sarf edilen Fahrenheit 451, Fransız yönetmen François Truffaut tarafından ilk olarak 1966 yılında çekilmiş. Türkiye'de "Değişen Dünyanın İnsanları" adıyla 1968’de gösterime girmiş. 2018’lere gelindiğinde ise bu kez Amerikan yapımı distopik drama filmi kategorisinde geleceğin Amerika’sından izleyiciyi selâmlamış:
Guy Montag işini seven bir itfaiyecidir. Televizyonun ve teknolojinin hüküm sürdüğü karanlık bir dünyada okuma eylemi yok olmak üzeredir. Çünkü itfaiyeciler yangın söndürmek yerine, tehdit olarak görülen şeyleri yakmakla görevlendirilmiştir. Montag'ın işi ise yasadışı üretimlerin en tehlikelisi olan kitapları yakmaktır. Montag yaptığı iş üzerine tek bir gün dahi düşünmemiştir ve tüm zamanını televizyonlarla kaplı odalarda zaman öldüren eşi Mildred'le beraber geçirmektedir. Ancak yeni komşusu Clarisse'le tanışmasıyla tüm hayatı değişecektir. Kitapların değerini kavramaya başlayan Montag artık tüm bildiklerini sorgulayacaktır:
"İnsanların uğruna canlarını feda etmeyi göze aldığı bu kitapların içinde ne var? Gerçeklerin farkına vardıktan sonra bu karanlık toplumda artık yaşanabilir mi?"
Hem roman ve hem sinema kategorisine uyarlanan Fahrenheit 451 bir korku endüstrisi modeli. Antik çağdan modern döneme dek uzanan baskının ve sansürün tarihine bakıldığında kurgudan gerçeğe hep bir korku üretilmekte. Geleceğe dair oluşturulan korku üzerinden karamsar bir dünya algısı oluşturuluyor.
Dijital çağ diye isimlendirilen dönemle senkronize kurgulanan sansür var bir de. İnternet sansürü başlıklı güvenlik duvarı ile bazı ülkelerin bilgiye erişimi kısıtlamasını ve interneti devlet kontrolünde tutmasını kapsama alan.
Kitapları yakmakla fikirler kül olmayabilir ama hayatları çalan sanal kurguların zihinleri yakıp kavurduğu gün gibi aşikâr. Küresel ölçekte üretilen korku endüstrisi medyadan sinemaya, oyundan edebiyata kadar geniş yelpazede çeşitlilik gösteriyor. Teknolojinin ve medyanın manipülesi ile düşünme tembelliği şeklinde gelişen durum tekdüze bir hayat telakkisi olarak hüküm sürüyor.
Korku endüstrisinin tüm dünyayı dolaşan etkisini bertaraf etmek zor ancak umut vadeden bir gelecek tasavvurunun inşası adına niyet edip çabalamak zaruri. Aksi halde Fahrenheit 451 benzeri yeni distopik senaryoların tahribatı ile zihinler yeni yangınlara mahkum olacak.