Müfessir iki ay gibi kısa bir sürede ikinci baskıyı yapmış. Sevindim bu habere doğrusu. Daha nice baskılar yapsın dilerim. Önemli bir alimi kurgu bir metinle anlatmak çok zor. Onlarca kitap vardır tefsir tarihi ile ilgili tarih ilmiyle ilgili; Taberî’nin hayatı hem tefsir tarihlerinde hem de tarih derslerinde anlatılır. Önemi, ondan bize ulaşan eserlerin kıymeti, devrinin birikimini yansıtmaktaki başarısı vs. akademik ve klasik eserlerde epey bir yekûn tutmaktadır. Taberî hem tefsiri hem de adıyla anılan tarihi ile hatırlanır. Bu yazıya konu ettiğimiz kitabın yazarı tefsir akademisyeni olan Prof. Dr. Mesut Kaya. Müfessir Taberî’nin hayatını anlatan bir roman. İki ay kadar önce İnsan Yayınları tarafından yayınlandı. Mesut hocamla sosyal medyadan bir tanışıklığımız var. Sağ olsun bu tanışıklık vesilesiyle kitabı çıkınca bana da imzalayıp gönderme inceliğinde bulundu. Başka bir şehre taşınma arifesinde olduğumdan kitap elime biraz geç geçmiş olsa da neredeyse bir çırpıda okuyup bitirdim.
Son zamanlarda böyle metinlere bir yönelim olduğu muhakkak her biri ayrı bir yazı konusu olmayı hak eden Bir Bedevinin Günlüğü, Râvî ve Muhaddis okuduğum ve aklıma gelen ve bende güzel ve yakın bir hissiyat oluşturan güzel metinler. Bu yazıda ben daha çok son okuduğum Müfessir hakkında bir iki söz söylemeye çalışacağım. İlkin şunu açık yüreklilikle belirtmem gerekir ki ben bir edebiyatçı değilim, bu kitaplar hakkında teknik söz söylemek benim boyumu aşar. Ben Müfessir özelinde bir İlahiyatçı akademisyen olarak duyduğum memnuniyeti dile getirmek istiyorum.
Başta Mesut hocamı ve saydığım diğer kitapların yazarlarını ayrı ayrı tebrik etmek lazım. Akademik metin yazmanın da kendine has zorlukları var ama akademik ilgiye mazhar bir alanı kurgu zeminine taşımak, okuyucuyu cümleler ardına sürüklemek, inandırıcı olmak, kelimelerden resimler çizmek, hem kurgunun hakkını verip aynı zamanda hakikati incitmemek büyük bir cesaret ve bu cesaretten daha da büyük bir iş. Allah razı olsun.
Yazar, Müfessir’de üzerinde senelerce emek verdiği, belki de rüyalarına giren bir alimi anlatıyor. İslâmi ilimlerin teşekkül devrinde o ilmi hareketliliğin içinde Taberî’yi yakından tanıyoruz. Roman boyunca Taberî öğrencilerinin şahitliğiyle kaleme alınmış. İki zamanlı bir anlatım var denilebilir. Bir tarafta birazı zaten Taberî’nin yazdıklarını bize anlatan yakın talebesi biri de daha çocukluk günlerinden satırlarda hayat bulan Ebû Rifâa. Taberî gibi Ebû Rifâa da bir ilim talibi, o da rıhlelere çıkıyor. Devri anlamak için onun serencamı da başka bir imkân olmuş. Kitap boyu haritalar da eşlik ediyor okuyucuya. Böylelikle o bahsedilen şehirler daha bilinir oluyor. Hele o mesafelerin hicri ikinci üçüncü yüzyıllardaki şartlarla katedilmesi Taberî ve diğer ulemaya olan saygıyı daha da berkiştiriyor.
Kitabın bölümlerinde biz de Taberî ile rıhlelere çıkıyoruz, ilim halkalarına konuk oluyoruz, zorluklar yaşıyoruz. Sayfalar boyunca aslında tâ uzaklardan, tarihi birer şahsiyet olarak duyduğumuz, okuduğumuz insanlar mücessem hâle geliyor. Günlük alışkanlıklar, karakterler, şehirler, medreseler, kitapların nasıl oluştuğu, ilmi titizlikler tasvir ediliyor. İlmin ve ilim adamlarının mehabeti, muhabbetleri. Sanırım Mesut hocam sert tartışmalara girmek istememiş. Arada bazı gerilim noktaları olsa da bunun yerinin roman satırları olmaması gerektiği bence de iyi bir tercih. Müfessir’i ve bahsettiğim diğer kitapları okurken beni memnun eden sanırım teorik meselelerin mücessem hale getirilerek anlatılması. Onlar tarihsel ulaşılmaz, insan üstü varlıklar değildi. Önce birer insandılar. Anneleri, babaları, o yolculuklara çıktıklarında arkalarında bekleyenleri, göz yaşlarıyla hasretini çektikleri vardı.
Tâ lisans yıllarımdan bu yana benim verdiğim derslerde de kapatmaya çalıştığım mesafe derslerde anlatılan şeylerle günümüz arasında bağlantı kurma problemidir. Alimlerin, kitapların ulaşılmaz, çok ötelerde, tekrar edilemez bir uzaklık hâlesine büründürülmesinden dolayı anlatılan şeylerle ne yapmamız gerektiğini bilememizdir. Çünkü tarihi birer obje olarak anlatılan alimler ve okunan kitapların yazıldığı birer çevre, o alimleri ve kitapları doğuran şartlar var. Onlar devirlerinde binbir zorlukla elde ettikleri bilgileri, kitapları okudular anladılar ve kendilerine hayatlarına mal ettiler. Ellerindeki malzemeyi hayata taşıyacak metinler inşa ettiler. Hayatlarına kattılar. Bizim de tedrisinden geçtiğimiz alimler ve eserleri hakkında günümüzün şartlarıyla bir irtibatın yolunu bulmalıyız. İşte Müfessir ve benzerleri bu alimler ve ilimlerle aramızdaki mesafeleri kaldırmaya daha da fayda sağlıyor bence. Edebiyatın gücüne bulanan bu eserler resmin tamamını gösteriyor bize. Okulda, amfilerde okutulan derslerin zihin raflarımızda nerede olması gerektiğini anlatıyor bu kitaplar. İşi teoriye boğmadan, duygusal bağlılığımızı temin ederek yapıyor bunu. Böylelikle bilgiler arasında kurmamız gereken irtibat için yollar kısalıyor, o keskin görüşleriyle ezberlediğimiz şahsiyetler annesinin merhametine muhtaç, arkadaşlarıyla bir ekmeği bölüşen, yolculuklarda hayvan sırtında oradan oraya koşturan gerçekçi birer şahsiyete dönüşüyor. Elimizdeki mirasın büyüklüğü, gücü ve muazzamlığı tebellür etmiş oluyor.
Lafı uzattığımın farkındayım Müfessir’de Mesut hocam alana vukufiyetini, Taberî’ye olan muhabbetini sayfalara işlemiş. Böyle bir metin için o kadar akademik metin yazmak, araştırmalar yapmak sonunda bunu anlatmanın farklı yollarını sınamak ve bunda da oldukça başarılı olmak çok kıymetli. Özellikle okuma ile arası iyi olmayan İmam Hatip ve özellikle ilahiyat öğrencileri meselelere bu kitapla başlayabilir. Böyle yaparsa aidiyet duygusu daha da kuvvetlenecek, meseleye olan yaklaşımı daha geniş bir çerçeveye kavuşacaktır. Başta dilediğim niyazımı tekrar edeyim Müfessir başta olmak üzere böylesi kitaplar artsın dilerim, okunsun. Okunsun ki meşgul olduğumuz şeylerle aramızdaki yabancılık yerini muhabbete bıraksın. Okuyalım, okutalım.