“Tarih artık görüntülere kalıyor hikâyelere değil” düşüncesine sahip olan Batı algısının açtığı gediğe rağmen anlatıların kıymeti öncelikle nesilden nesile aktarılmaya devam edilmesiyle hayat bulacak sanki.
Kirli bir bez ve ortada silinecek bir masa. Sahnedeki ana dekor böyle. Hem bez kirli hem de masa. Hikâyedeki kadın karakterin o masayı silmeye başlaması ile katmanlardan ilki açılıyor. Sildikçe temizlenmesi beklenen masa bezden yeni kirler bulaşması ile daha kötü bir hâle geliyor. Böylece başka bir katman daha açılıyor. Son derece basit bir mesele birdenbire çözülmesi gereken bir problem olarak şekilleniyor. Derken sahneye olaya şahit olan bir kişinin cümlesi ekleniyor:
"Şu bezi yıkayıp öyle silmeyi denesen."
Bir çırpıda belki öfkeyle belki sabırsızlıkla söylenen bu son derece basit tavsiyeye kulak veren kadın denildiği gibi yapıyor ve masa temizleniyor.
Tolstoy’un bir hikâyesinde geçiyor söz konusu sahne. Kirli bezi ve silinecek masayı birer metafor olarak düşünmek mümkün. Hakeza temiz bezi ve temiz masayı da.
Bir adım geriye çekilip salim bir kafa ile düşünen hemen herkesin hayatının içinden çeşitli durumların birer örneği tam da kirli bez ve masa metaforlarıyla denk düşebilir. Ortada öylece bekleyip duran ve üstelik öncelikli olarak yapılması gereken bazı işlere ve bu işlere yönelik bazı tutumlara bakmak aydınlatıcı olacaktır kuşkusuz.
Elbette bir hikâyenin bıraktığı etki kişiden kişiye değişiklik gösterecektir. Metin aynı olsa da ulaştığı muhatap kitledeki yansımasının farklılık arz edeceği aşikâr.
“Tarih artık görüntülere kalıyor hikâyelere değil” düşüncesine sahip olan Batı algısının açtığı gediğe rağmen anlatıların kıymeti öncelikle nesilden nesile aktarılmaya devam edilmesiyle hayat bulacak sanki. Hatta global bir evrende ses vermeye devam eden öyküler hızlıca parlayıp sönen görsel kurguları yerle bir etmeye aday olabilir.
Varlıklı bir ailenin çocuğu olarak Rusya’da dünyaya merhaba diyen, savaşlar gören, insanların şatafat merkezli hayat anlayışlarına tepki gösteren, ortak dertlere dokunan hikâyeler kaleme alan Tolstoy’un yazdıkları misâl.
Bir de akla ziyan dedirtecek cinsten hikâye denilince hatırlara sosyal medyadaki storylerin gelmesi var maalesef. Tam da bu noktada Batı algısının “tarih artık görüntülere kalıyor hikâyelere değil” şeklindeki algısı göz kırpıyor adeta.
Dümeni Big Brother’in elinde olan bir sarmalın içinden sürekli ifsad edici kurgular paketlenip servis ediliyor hızlıca. Hikâyeler dahil hemen her şey globalleşiyor. Neredeyse tüm öyküler sanki birbirinin aynı hâle geliyor. Tekrar edip duran bu rutinler insanın fıtratını bozuyor.
İnsanı insanın değil medyanın etkilediği bir çağın tanığı olmak bir hayli yıpratıcı. Sadece dijital dünyayı tanıyan bir nesil büyüyor. Ve onlarla birlikte sınırların olmadığı, merhamet, vefa, diğerkâmlık gibi erdemlerin değersizleştirildiği, merkezde bencilliğin yer aldığı bir kurgu dünyasında yeni bir insan tipi şekilleniyor.
Her doğan ölür, her yeni eskir ve zamanla temiz olan kirlenir. Kirlenen masayı silmek için önce fark etmek ve umursamak elzem. Akabinde ise temiz bir beze olan ihtiyacı düşünmek ya da hatırlatanlara kulak vermek.
Çizgisinden asla taviz vermeyen bir Müslüman olarak yaşadı dünyada Cahit Zarifoğlu. “Nasıl oluyor da hep aynı çizgide kalıyorsunuz” sorusuna “zira özüm hiç değişmiyor, şimdiye kadar neyse hep aynı kalacak” cevabı hakikâtli bir nasihat duymak isteyen için. Zira özün hiç değişmeden sabit kalmasının uğrunda mücadele gerektiren bir yönüyle birlikte insanın duruşunu parlatan bir mahiyeti de var.
Hayatta hiçbir şey ertelemeye gelmiyor. İmkân varken bir çocuğun başını okşamayı, bir çiçeğe tebessüm etmeyi, gökyüzüne bakmayı, dostlara selam vermeyi ihmal etmemeli.
O halde haydi buyurunuz; birimiz şehrin en yüksek tepesine çıkıp vakit iyiliği çoğaltma vakti, haydi canlar davranın çağrısında bulunsun.
Birimiz akrabayı, komşuyu, dostları arayıp sorsun ve unutana hatırlatsın.
Birimiz “yeryüzü hepimizin ve bu halkanın içinde mülteciler de var” desin.
Birimiz dört yüz liralık otobüs biletini bin liraya satmaya kalkan firma sahibine ve benzer şekilde davranan tüm fırsatçı esnafa haksız kazancın haram olduğunu bildirsin.
Birimiz haset, kibir, cimrilik virüslerinden daha fazla korkmamız gerektiğini duyursun.
Birimiz konforumuzdan, lüksten, şımarıklıktan vazgeçelim kanaatkâr olalım, mütevazı olalım davetini yapsın.
Birimiz ihtiyarların en hayırlılarımız olduğunu, onlara eziyet etmenin yeryüzünden bereketi eksilteceğini fısıldasın.
Birimiz Peygamber efendimizin kalbi ince olan gençlere hayırla muamele edilmesi gerektiğini unutturmamak için çalışsın.
Ki hem masa temiz kalsın hem de bez. Ve hem nezih görüntüler kaydedilsin hem de kıymetli hikâyeler biriksin.