Bir gün kırlarda çiçekler bensiz açacak demişti Cahit Zarifoğlu. Onun ifadesinde anlam bulan bir gün dünyaya veda edileceği gerçeğiydi. Şüphesiz şehri, köyü, dağı, tepeyi, kırı, ormanı anlamlı kılanın insan olduğu aşikâr. Tersinden açıyla aynı mekânları tahrip eden ve anlamsız kılan da yine insan.

Dünya, Güneş çevresindeki turlarından birisini daha tamamladı ve şehirler, köyler, dağlar, tepeler, kırlar, ormanlarla beraber coğrafyaya yeniden bahar geldi. Elbette öncelikle insana nazil olur bahar. Lakin ehline denk gelirse fark ediş vuku bulur. Malum artık şehirlerde değil estetikten yoksun baharlara bigâne kentlerde devam ediyor hayatların kahir ekseriyeti.

Yeni dünya düzenlerinin kurgulandığı, yapay zekânın hemen her alana dahil edilmeye çalışıldığı global ölçekli bir endüstri sahneleniyor kentlerin üzerinde.

Baharın gelişini fark ettirmeden hızlıca geçirmek de bu kurgunun bir parçası. Bu döngüye teslim olmayan akl-ı selimle hareket eden büyüklerinden ilhamla beklerler baharı her sene.

Köylerde yaşayan ve hayata anlam katan büyüklerinden yapacakları işler için ayın vakitlerini gözlediklerine dair dinledikleri hafızalarında yer etmiştir yine döngüye direnenlerin. Pekmez mi kaynatılacak dolunay vakti beklenir, tarhana hazırlığı mı var dolunay vakti beklenir, erişte mi kesilecek dolunay vakti beklenirmiş. Bu şekilde yapıldığında bereketli olduğuna inanılırmış. Bu bekleyiş bizatihi bir değerdir, bünyesinde asil bir havayı barındırır. İşi önemsemenin ehemmiyetine bir vurgu saklıdır derininde.

Lügatlerdeki karşılığının modern zamanlarda eşleşmediği yerleşkelerden birisi artık köy. Meselâ Doğu’da vaktiyle tercih edilmiş olan toprak damlı, kerpiç evlerden çoğu viraneye dönmüş. Bazıları onarılarak içinde yaşanılabilir hale getirilmiş. Sahiplerinin mali durumuna göre ahşap tavanlı, oymalı dolaplı ve pencere önleri sedirli olarak kurulan bu evler korunabilseydi keşke. Zira kültürün aktarılmasında görsel hafızanın katkısı pek büyük. Ancak ne hazindir ki kıymeti takdir edilemediği ya da birçoğu veraset mevzusuna kurban edildiği için tarihi dokusu olan bu evler yıkılıp gidiyor. Zaten yazdan yaza köye gidenlerin talebi de viran evlerin kaldırılması yönünde.

Köylerin varlığı bilhassa baharla birlikte yeniden canlanması beklenen tarım arazileri bağlamında önem arz ediyor. Hatta mevzunun topraksız tarıma evrildiği bir dünyada fıtrata uygun bağları, bahçeleri çoğaltmak için geç kalınmaması da başlı başına bir zaruret. Zayıflayan insan ilişkilerine merhem olsun diye köy girişlerine laleler dikmek baharı müjdelemek için onarıcı bir ilk adım olabilir pekâlâ.

Adeta yeryüzünü yeniden inşa eden bir mevsim olan baharın erbaîn ve hamsînden sonra güneşin Hamel, Sevr ve Cevzâ burcunda bulunduğu 22 Mart ile 21 Haziran günleri arasını kapsadığı bilgisi yer alıyor kayıtlarda.

Divan edebiyatında ise daha çok havaların ısınması, ağaçların yeşermesi, çiçeklerin açması, kuşların ötmesi, bahçelerde gezintiye çıkılması gibi özellikleriyle ele alındığı ve fasl-ı bahâr, nev-bahâr, mevsim-i gül, mevsim-i sahrâ, mevsim-i sefer şeklindeki isimlerle de dile getirildiği söyleniyor.

Yine rivayetlere göre ilk açan çiçeklerden benefşe ve gül, baharın habercisi sayılıyor. Bu işaretle birlikte bağlara bahçelere gezintiye çıkılmasının, sohbet meclislerinin kurulmasının vakti gelmiş oluyor.

Halkın “acı bahar” dediği evvel baharda havaların biraz serin olması ve diğer bazı detaylar da kayıtlara geçmiş:

Hafif, tatlı ve serin esen bir rüzgâr. Bu bazan nesîm, bazan da sabâdır, ölü tabiatı canlandırır, etrafa “arz-ı i‘tidâl” eyler. Bahar aynı zamanda rahmet mevsimidir. Yağmurlar bolluk ve bereket getirir. Kışı geçirip bahara erişen hastanın ölüm tehlikesini atlattığına inanılır.

Halk edebiyatında da adından en çok söz edilen ve çeşitli özellikleriyle dile getirilen mevsim bahardır.

Tasavvufî bir terim olarak bahar, müridin vecd halinde ruhanî mânaları kavramasını ifade eder.

Mevlâna Celaleddin-i Rûmi baharı zorlukların ardından huzurun geleceğini vurgulamak için kullanmıştır:

Umut hiç bitmeyen bahar mevsimidir. İçinde kar da yağar, fırtına da kopar, ancak çiçekler açmaya hep devam eder.”

Bir gün gelir, açmaz dediğin çiçekler açar. Gitmez dediğin dertler gider. Bitmez dediğin zaman geçer.

Bahar mevsimi yaklaşırken “cemreler düşmeye başladı” muhabbeti vardır bir de.

Arapça kökenli bir kelime olan cemre baharın habercisi olarak havaya, suya ve toprağa birer hafta arayla düştüğüne inanılan sıcaklık artışıdır.

Hasılı kent görünümlü şehirlere bahar geldi, papatyalar açtı. Dünya var oldukça bahar hep gelir ve papatyalar açar, çünkü onlar yapaylıktan muaf. Sonbaharda dökülen yaprakların peşinden yürüyüp gidenler, yağmur damlalarını avucunda biriktirip yüzüne sürenler, bahar gelince kırlarda açan çiçekleri görünce çocuklar gibi sevinenler varsa hâlâ gülümsemeye devam.