Allah’ın arzı geniş. Mesafe dediğin Doğu’dan Batı’ya Kuzey’den Güney’e. Belki de bir akşamdan bir sabaha. Kuzeyi ve güneyi farklı bir coğrafya Mağrip. Atlas’tan Sahra’ya Sahra’dan Atlas’a, hep en Batı’ya bir döngü.

Şehirlerin de bir ruhu var, duygusu var; sevinçleri ve hüzünleri var. Bir kimliği var köklerine bağlı kalıp kültürünü koruyanın. Geçmişten geleceğe taşıdığı izler gelip geçenlere nasip olarak sunulmakta.

Bazı şehirlere gönlünü verir insan, şehir de onu sarıp sarmalar. Bazı şehirler pek mağrurdur kolay kolay açmaz kapılarını. Mütevazıdır bazıları, kolay kılar misafirliği yolda olana. Bazıları sakindir bazıları gürültünün merkezidir adeta. Bazıları özgür ruhludur bazıları bir tutam tutsak.

Kayıtlarda yer alan bilgiler 8. yüzyıldan itibaren çeşitli hanedanlar tarafından yönetilen Fas topraklarının 1912'de Fransa ve İspanya'nın himayesi altına girdiğini işaret ediyor. 1956'da bağımsızlığına kavuştuğuna inanılan ülke anayasal monarşi rejimine bırakılmış durumda. Mağrip, her ne kadar özgürlüğünü ilan etse de bazı şehirlerin dokusunda, insanların tarzında Fransız etkisinin izleri devam etmekte.

Fas Gezi Fotoğrafları (8)

Afrika kıtasının Batı’sındaki ülkenin nüfusu 38 milyon şeklinde açıklanmakta ve çoğunluğu Berberilerin oluşturduğu kaydedilmekte. M.Ö 3. bin yıldan beri coğrafyada oldukları kabul edilen Berberiler, Mağrip’in en eski yerleşimcileri.

Belgelerde yer alan verilere göre 7. Yüzyılda Emevîler döneminde fethedilen Fas coğrafyası İslâm’la en erken tanışan bölgelerden birisi. Günümüzde İslâm ülkenin resmî dini olup Fas nüfusunun tamamına yakını Müslüman. Halkın büyük bir çoğunluğu Malikî mezhebine mensup Sünnîlerden oluşmakta.

Yeryüzünde bir coğrafya, kuzeyde. Allah’ın arzı. Burası Afrika. Güler yüzlü, kibar insanların yurdu.

Osmanlı’nın Fas, Arapların Mağrip, Batı Dünyasının Morocco şeklinde isimlendirdiği coğrafyanın anlatılagelen tarihçesinin kısa özeti böyle. Hakiki hikâyesinin bir hayli uzun olduğu Mağrip şehirlerinden adım adım hülâsa:

Batı dünyasında Casablanca ismiyle bilinen Atlas okyanusu kıyılarındaki Darul Beyza Mağrip’in en kalabalık liman şehri. Bir günbatımı vakti adım atıldıysa şehirden içeriye Darul Beyza’da keşfe başlamanın ideal noktası şüphesiz 2. Hasan Camii.

Fas Gezi Fotoğrafları (6)

Okyanusun kıyısında denizin doldurulması ile oluşturulan alana inşa edilen cami, şehrin her yerinden görülebilecek açıda. Hem Atlas sahilinde konumlanması hem de taş oymacılığının en estetik örneklerinden birisi olan cami, yakın dönem eseri olmasına rağmen Afrika’nın simge adayı gibi görünüyor. Gün batımına yakın saatlerde kızıllığın tüm avluyla birlikte camideki yansıması ziyaretçilerde işte Mağrip bu dedirten bir hayranlık uyandırıyor. Gözlerin şahit olduğu ve fotoğraflarla alınan kayıtlar bir tarafa kalbin hissiyatı huşu hissini parlatıyor.

Camiden bahis açılmışken Fas’a has ilginçliklerden birisi ezanların kısık sesle okunması diğeri de camilerin namaz vakitlerinden kısa bir süre önce açılıp namaz kılınmasından sonra da kapatıldığı şahitlikler arasında.

Fas Gezi Fotoğrafları (5)

Birçok şehrin medinası var Mağrip’te. Tarihi surların içinde kalan alanda zaman bin yıl öncesinden devam ediyor gibi bir tahayyül canlanmakta.

Adeta bir açık hava müzesi gibi Mağrip. En temiz şehir ünvanına sahip Başkent Rabat’taki yarım kalan Hasan Tower, tarihi kayıtların bir örneği. Muvahhid halifesi Yakup el Mansur’un vefatıyla yarım kalan yapı ziyaretçilerini tarihi bir atmosferde ağırlıyor. Yarım kalan bir hikâyenin orta yerinden kurguya dahil olmuş gibi bir izlenim bırakıyor atmosfer.

Kasabatül vidaye ise Rabat’ın Unesco korumasında olan bölgelerinden.

Fas Gezi Fotoğrafları (9)

Okyanusa sıfır bir mahalle. Dar sokaklar ara sokaklara sokağın sonu ise ahşap bir kapıyla geniş ve üstü açık bir avluya açılıyor. Çok büyüleyici, katman katman ilerleyen bir masal gibi. Ve sonra katman bir kez daha açılıyor ve yolcuyu Atlas sahiline ulaştırıyor. İnsanlar gündüz vidayeden açılan kapıdan denizle buluşuyor. Akşam çökünce kapısı kapanıyor kasabanın. Bölgede yaşayanlar içeride kalıyor, deniz dışarıda, halk dışarıda. Belki de herkes içeride. Adeta bir masal kapsülüne benzeyen kasabadan çıkmak pek de kolay olmuyor. Ancak devam eden yol zaruri olarak vedayı makbul kılıyor.

Rabat’tan Tanca’ya giden yolda seralar dikkat çekiyor. Bölgenin ovalarında toprağın verimli iklimin de müsait olması hasebiyle senede birkaç hasat yapıldığı kaydediliyor. Tarımı seven Faslıların emekleri olan ürünlerde GDO yok, zira Avrupa’yı onlar besliyor.

Fas denilince akla kurak bir Afrika ülkesi gelmesi muhtemel. Ancak hem tarla hem sera bitkilerinin yanı sıra, zeytinden hurmaya, portakaldan şeftaliye, incirden cevize çeşitli ağaçların yetiştiğine şahit olmak mümkün. Kun fe yekün dedirten kabilden. Bölgenin toprakları öylesine münbit ki dünyada sadece burada yetişen bitkiler dahi mevcut, argan ağacı misal. Bölgenin tarımdaki gücü uçak ülkeye inmeden gözlerin gördükleri ile belgelendi: Tablo gibi araziler, renk renk, desen desen görsel bir şölen.

Fas Gezi Fotoğrafları (7)

Tanca sanki bir Avrupa şehri havasında. Atlas’la Akdeniz’in buluştuğu Endülüs’e selâm verilecek kadar yakın mesafede olan şehir Fas’ın Avrupa’ya açılan kapısı olarak tanımlanıyor. Şehri ayrıcalıklı kılan bir diğer detay ise Orta çağ seyyahı İbn-i Battuta’nın hikâyesinin başladığı yer olması.

Bir akşam ezanı vaktinde İbn-i Battuta’nın uzun ince bir yokuşun sonundaki evine doğru gerçekleşen yürüyüş zahmetli olsa da hem kıymetli ve hem heyecan dolu bir hatıra şeklinde hafızalarda yer ediyor.

Tanca’dan hac niyetiyle yola çıktığında henüz 22 yaşında bir genç olan Battuta, halk ve ulema tarafından sevilen bir isim olmuş. Avrupa hariç eski dünyanın neredeyse tamamını dolaşan seyyahın eserindeki ana unsur insan.

Mağrip’in kuzeyinden bir diğer durak Şafşavan ise mavinin hakim olduğu bir masal şehri gibi. Rif dağının eteklerindeki şehrin her sokağı yeni bir geçite açılıyor, yön kavramının yerle bir olduğu bu ortamda rahatlıkla kaybolmak mümkün. Sakin ve huzurlu bir ritim yakalamak, çarşılarındaki çeşitliliği keşfetmek için görülmeye değer bir yer Şafşavan.

Mağrip’in açık hava müzesi görünümlü şehirlerinden birisi de eski Fes. İdrisiler Devletinin başkenti olarak 9. yüzyılda kurulan şehir hem otantik hem kadim. Daracık sokaklarında yürürken insan kendi hikâyesinin içinden devam etmek istiyor yoluna. 1981 yılında UNESCO Dünya Mirası Alanı ilan edilen bölge içini acıtıyor kalbi olanın. Ufku olmayan sokakların dışında başka bir dünya mümkün diyen iç ses Fes semalarına yükselirken.

Şehirleri UNESCO Dünya Mirası Listesi ile sözde koruma altına alan emperyalist düzene inat görmek isteyenin Atlas’a, Mağrip semalarına gözünü çevirip yaş akıtmasına; Karaviyyin ya da Kutubiyye’deki tarihin izlerine bakarken huşu hissini yakalamasına kim engel olabilir?

Aynı kareye bakarken her bakış sahibi farklı bir açı yakalar. Yıllar içinde birikenlerin, yaşanılan hissiyatın izdüşümüdür ufukta kalan. Eski Fes’e bakarken hüzünden acıya yoğun bir duygu sarmalına muhatap olmak da mümkün nötr kalmak da.

Eski Fes’i kadim kılan detaylardan birisi de tabakhaneleri. Bölgede deri işlemeciliği hâlen Orta Çağ’dan kalma usullerle devam etmekte.

Fes şehrinin temel motiflerinin başında ise şüphesiz Karaviyyin camii ve külliyesi yer almakta. 9. yüzyılda Fatıma el Fihri tarafından yaptırılan Karaviyyin, ilk İslâm üniversitesi olarak kaydediliyor belgelerde.
Karaviyyîn Medresesinin Fas’ın bağımsızlığa kavuşmasından sonra modern bir üniversiteye dönüşmüş olarak İslâmî öğretime devam ettiği de kayıtlarda yer alan bilgiler arasında.

Karaviyyîn Camii'nin kuzeyinde bulunan Attarin ise talebelerin Karaviyyin’a geçmeden önce eğitim aldıkları medrese. Her iki tarihi doku dönemin talebesiyle empati kurmaya sevk ediyor insanı bir nebze. Bir medreseden diğerine bir avludan diğerine geçerken.

Fas Gezi Fotoğrafları (4)

En kuzeye yaklaştıktan sonra yeniden güneye inerken geleneksel Fas tablosunun dışında bir şehre çevriliyor rota. Alp mimarisi ile dikkat çeken İfran, Afrika’nın İsviçre’si olarak ifade ediliyor. Fransızlar tarafından 1930’lu yıllarda sayfiye yeri olarak tasarlanan İfran, ferah havası, yemyeşil parkları ve sükuneti ile ön plana çıkıyor.

Atlas Okyanusunu gerilerde bırakıp Sahra’ya yaklaştıkça kavurucu sıcak etkisini artırıyor. Sahra çölünde bir vaha kasabası olan ve Sahra’nın kalbi olarak bilinen Erfoud’la ilk karşılaşma epey güç oluyor, rabbi yessir duasını okumaktan başka çare gelmiyor o anda akıllara.

Dağlık arazinin en ferah alanı yaklaşık 100 kilometrelik bir bölgeyi kapsayan hurma vadisi. Çevresinde evlerin kurulduğu vadi estetik bir tablo ihtişamında. Burada bir de su olsaydı keşke diye düşünürken rota Tinghir’da bir kanyona çevriliyor ve eksik parça tamamlanıyor. Çöl sıcağından kaçan Faslılar meğer Todra kanyonuna saklanmış. Suda oynayan çocuklarla piknik yapan ailelere uzaklardan gelen Afrika tınıları da eklenince bir halk kadrajı pozlanmış oluyor.

Hurma vadisi etrafına kurulmuş olan Sahra’nın kapısı Verzazat ise dinginliğiyle gürültüsüz medine şeklinde biliniyor. Sakin fakat çöl sıcağının hakkını veren şehrin en mühim noktası Atlas film stüdyosu. Afrika’nın Hollywood’u olarak bilinen yerleşkenin platolarında dünyaca ünlü pek çok filmin sahneleri çekilmiş, halihazırda yeni çekimler devam etmekte.

Gladyatör filminin sahnelerinin çekim alanı Iyd bin Hattu kalesi de Verzazat’da tarihi dokuya hizmet eden bir diğer unsur.

Atlas kıyısında vaktiyle Portekizliler tarafından kurulmuş olan Suvayra, bir nebze ferahlık bırakıyor Sahra’nın üzerine. Ressamlara ev sahipliği yaptığı kaydedilen Suvayra nezih bir yer. Tam da ilhamla buluşma noktası. Şehri özel kılan faktörlerden birisi de dünyada sadece bu bölgede yetişen argan ağacı. Ağaçtan elde edilen yağ hem kozmetik hem de yemeklik olarak üretilirken ülkeye ait kooperatifte tanıtımı ve satışı yapılıyor. Ferah bir havası olan Suvayra’nın çarşıları temiz, düzenli ve çeşitli. Hafiften üşüten rüzgârın kaynağı okyanus esintisi. Atlas sahilindeki Suvayra, Mağrip’in en güzide noktalarından birisi olarak hafızalarda yerini alıyor.

Gündüzü daha sakin olan meydanın gecesi tam bir curcuna. Camiu’l Fena meydanında Marakeş hep mi keşmekeş diye düşünmeden edemiyor insan. Yılan oynatanlardan kına yakanlara, falcılardan her çeşit ürün satıcısına kadar geniş bir yelpaze sunuyor meydan.

Marakeş’in simgesi olan Kutubiyye Camii, 13. yüzyıl döneminden yadigâr. İlk kaynaklarda Mescidü’l Muvahhidi olarak bilinen yapı yakınındaki kitapçılar çarşısından dolayı Kutubiyye ismiyle ünlenmiş.

Her ne kadar gözler arasa da günümüzde etrafında artık kitapçı olmayan caminin isminde kalmış kitaplar.

Majorelle Bahçesi de Marakeş’in ziyaret noktalarından. Bir hektar alanda kurulan botanik ve peyzaj bahçesini Fransız sanatçı Jacques Majorelle’nin 1923'ten itibaren kırk yıl süresince geliştirdiği belirtiliyor.

Şehrin gezi duraklarından bir diğeri Bahia sarayı. Havuzlu bahçesi, avlusu, yüzden fazla eşyasız odası ile ziyaretçilerin uğrak noktalarından olmaya devam ediyor.

Şimdilerde tarihi bir alana dönüşen İbn Yusuf Medresesi ise vaktiyle Mağrip’in en büyük medreselerinden birisi olarak yüzlerce talebeyi ağırlamış.

Marakeş’ten ayrılmadan son ziyaret adresi Kadı Iyaz türbesi. Mağrip’ten maneviyat dolu bir veda yüklenmiş olunuyor böylece. Şifa-ı Şerif’in müellifi Kadı Iyaz İslâm’ın altın çağı olarak isimlendirilen dönemin Mâlikî kadısı, hadis, fıkıh ve dil âlimi olarak biliniyor.

Hem uzakta hem Batı’da. Sadece mesafe midir uzak olan bilinmez. Lakin bazen mesafe en yakında bile en uzak hissettirebilir. Mağrip’in şehirleri arasındaki mesafe uzayıp kısalırken, tarihin ve zamanın ve insanların içine karışırken bıraktığı hissiyat ne kadar uzaktasın özetinden ibaret.

Hem uzakta hem Batı’dasın Mağrip. Allah’ın geniş arzından bir coğrafyada işte insan işte hayat dedirten şahitlikler birikti velhasıl. Allah’ın arzı geniş. Coğrafya kader. Her toprak parçasında binlerce iz. Biraz Türkiye, biraz Kudüs, biraz Bosna, biraz Mekke, biraz Buhara, biraz Semerkand.

Kuzey Afrika’dan bildiriyorum:

Afrika müziği arayan kulaklarıma Fransızca şarkılar yükleniyor.

Herkes bir hikâyenin içinden kendi hikâyesinin içine yürüyor.

Yeryüzünde bir coğrafya, kuzeyde. Allah’ın arzı. Burası Afrika. Güler yüzlü, kibar insanların yurdu.

Doğu Karadeniz’den bildiriyorum:

Suvayra'da çekilmiştir Atlas, ne güzel üşüten bir serinlik vaktidir.

2. Hasan camii avlusu Atlas sahilinden gelen esinti ile daha bir güzelleşirken muhteşem gün batımı ile parlamaktadır.

Akşamın perdeleri inmiş, çoktan kapanmıştır eski Fes'in kapıları.

Marakeş meydanı hep mi keşmekeş bilemem.

İbn Battuta uzun ince bir yolun sonunda belki de başında onu da bilemem.

İçimden veda etmek geldi bu sabah müşkülpesentliğe.

O vakit yaseminli, begonvilli, miskli sabahlar ve dileyen için gelsin naneli çaylar.