Bizde klasikler deyince; İngiliz, Fransız, İspanyol, Alman, İskandinav ve Rus yazarların eserleri aklımıza gelir. Eğitim-öğretim formatımız böyledir. Şark klasikleri en son hatıra gelir. Onlar da Mevlânâ, Yunus, Sâdi’den ibarettir. Gerçi Hasan Ali Yücel’in maarif vekilliği zamanında, Şark İslam Klasikleri başlığıyla epey yayın yapılmıştır. Ama batılılar hep öndedir.

Doğu da batı da Allah’ındır, herkes O’nun kuludur. Lâyık olduğu kıymet verilmelidir. İnsaf, adalet ve hakperestliğe riayet gerekir. Elimizde John B. Harrison ve Richard E Sullivan’ın hazırlayıp, muhterem hocamız Prof. Sadettin Ökten’in itina ile tercüme ettiği Batı Uygarlığının Kısa Tarihi adlı 720 sayfalık lüks baskılı kitabı var. Oradan Shakespare, Montaigne ve Cervantes’e dair iktibaslar yapacağız:

A- SHAKESPARE

İngiliz Rönesansının en kudretli sanatkârı şüphesiz William Shakespare’dir (1564-1616). Shakespeare, Michalengelo’nun öldüğü yıl doğmuştur. Bu olgu bize şunu hatırlatmalıdır. XVI. yüzyılda İtalyan sanatkârlarını St. Peter'i inşa ve Sistine Madonna'yı resmetmeye teşvik eden çevresel şartlar, İngiliz sanatkârlarını da Faerie Queen ve Hamlet'i yazmaya götürmüştür. Shakespeare’in hayatı hakkında çok az şey bilinmektedir. Hatta bazıları onun emsalsiz eserlerini başka kimselere atfetme gayreti göstermişlerdir. Shakespeare dünyanın en güzel aşk şiirlerinin bazılarını yazmıştır. Ancak onun en önemli çalışmaları drama alanındadır. Bu alanda o çağdaşı olan Christopher Marlowe'a ve kadim Grek ve Roma drama yazarlarına çok şey borçludur. Marlowe kafiyesiz şiir formunu ortaya koymuş, Shakespeare bunu geliştirmiştir. O, en çok bilinenlerden birkaçı olan Hamlet, Machbeth, Othello, King Lear, Merchant of Venice, As You Like It, Henry IV, Romeo and Juliet ve Julius Caesar gibi emsalsiz oyunlarında drama sanatının bilinen bütün tekniklerindeki ustalığını sergilemiştir.

Bir tarih öğrencisi için daha önemlisi ise seküler Rönesans muhitinin her cephesini örneklendirmesi dramatize etmesidir. Shakespeare'in konusu seküler insandır. Sert, haşin ve özgün kişilikler ve onun oyunlarının kahramanları ve kötü karakterleridir. Hiçbir insanî his ve heyecan, arzu ve psikolojik çatışma bu analizcinin gözünden kaçmaz. Bir bütün olarak ele alındığında Shakespeare Grek drama yazarlarının aksine insanı kendi kaderinin sahibi ve efendisi yapar. İnsanı kendi eserlerinin merkezi yaptıktan başka Rönesans ruhunu ve devrini diğer yollarla da açıklar. Pagan Grek ve Roma'ya hayranlık, yeni keşfedilen ülkelere yakın ilgi duymak, modern doğa bilimlerinin ilk kıpırdanışları, kapitalist orta sınıfın zuhurundan doğan sosyal problemler, ticari devrim, milli monarşilerin ve milli vatanseverlik duygularının yükselişi bunların hepsi Shakespeare'in oyunlarının dokusuna girmiştir. Protestan ve Katolik Reform hareketlerinin Shakespeare'den evvel ve onun dönemi sırasında İngiltere’de ve Batı Avrupa'nın diğer bölgelerinde çok önemli olmasına rağmen o dini meselelere karşı pek az bir ilgi göstermiştir. Bu husus da dikkate alınırsa o gerçek bir Rönesans çocuğu olur.

Shakespeare'in en önemli çağdaşlarından biri de Sir Francis Bacon'dır. O Shakespeare'in mensup olduğu sanatkârlar sınıfından olmamakla birlikte, aynı derecede önemli bir entelektüel devdir. Babası Sir Nicholas Bacon Kraliçe Elizabeth'in başyönetici ve danışmanlarından biriydi ve Francis hayatının uzun bir kısmını siyasi bir gelecek aramak için zor şartlar altında geçirdi. Nihayet İngiltere’nin başyargıcı olmaya muvaffak oldu. Ancak kısa bir zaman sonra sahtekârlıkla suçlandı. Bütün yetkileri alındı ve bir müddet için hapse atıldı. Buna rağmen itibarı ve gördüğü hürmet devam edebilmişti. Bu olay Rönesans döneminin ahlâki göreceliğinin bir göstergesidir. Bacon'un entelektüel ilgileri geniştir ve bilgisi de ansiklopediktir. History of the Reign of Henry VII adlı eseri hâlâ önemli bir kaynaktır. Novum Organum adlı eseri ise modern doğa bilimlerinde ilk önemli çalışmalardan biridir. Bacon bilimsel gerçekliği elde etmek için sağlıklı ve tarafsız gözlemin mutlaka gerekli olduğunu ileri sürmüştür. Rönesans edebiyatına yaptığı en büyük katkı ise Essays adlı eseridir. Yaşadığı sürece bu eseri geliştirmiş ve güzelleştirmiştir. Sonunda elli sekiz değerli parça ortaya çıkmıştır. Bunlar veciz, nükteli, uygulanır ve gerçek insan aklının ürünü olan parçalardır.

Elizabeth dönemi edebiyatının son önemli şahsiyeti Ben Johnson'dır. Bu güçlü şahsiyet bohem eğilimli, Londra tavernalarının aşina olduğu bir kimsedir. İngiliz ordusunda süvari askeri olarak görev yapmış ve aynı zamanda "sadece gözlerinle benim için iç'i yazmıştır. Johnson klasik edebiyatın en önde gelen uzmanıdır. Grek drama yazarlarını hatırlatan nefis piyesleri ile Shakespeare'in ölümünden sonra İngiliz sahnesine hâkim olan ucuz popülerleşme ve heyecan uyandırma eğilimini geri çevirmek için başarısız kalan bir uğraş vermiştir. Johnson'ın 1631'deki ölümü dünya edebiyat tarihinde en parlak bir dönemin sona erdiğini gösterir. Bu dönemde İngiltere'nin Rönesansa ve Rönesans ruhuna yaptığı en büyük katkı gerçekleşmiştir”.

B- MONTAİGNE

Fransız Rönesans edebiyatının en önemli iki şahsiyeti, her ikisi de XVI. yüzyılda yaşamış olan, François Rabelais ve Michel de Montaigne'dir. Rabelais dininden dönmüş bir rahip, bıkkın bir hekim ve hepsinin üzerinde klasikleri seven bir öğrenciydi. Yazmaya istidadı olduğunu tesadüfen ve ileri yaşında fark etti. Buna rağmen edebiyat tarihinde en büyük yaratıcı dehalardan biri olmuştur. Şaheserleri Pantagruel ve Gargantua'dır. Bunlar hiçbir kısıtlama tanımayan iki devin utanmazcasına insanın bildiği bütün şehvani zevklerde yuvarlanmasına, âlem yapmasına dair fantezilerdir. Bu eserler Hıristiyan ahlâki ölçülerine ve kurallarına karşı yapılan açık bir saldırıdır. Yaklaşım kaba, fuhşa dair ve insan doğasının zaaflarına karşı anlayışlıdır. Rabelais'nin zengin hayal gücü, muhteşem ifade kudreti ve zarif sanatkârlığı bir araya gelerek onu modern Fransız nesrinin kurucu babalarından biri yapmıştır. Ancak o bu şerefi çağdaşı olan John Calvin ile paylaşmak zorundadır. Rabelais, Roman Katolik teologların ve skolastik filozofların çalışmalarından nefret ettiği kadar Calvin'in açık ve keskin Protestan yazılarından da nefret etmektedir.

Montaigne lüks bir hayatın içinde doğan bir dâhidir. Otuz yedi yaşında iken üniversite eğitimi almış, hukuk sahasında çalışmış, doğduğu şehir Bordeaux'da sulh hâkimi olarak görev yapmış ve hayatının geri kalan kısmını inceleme yapmak, düşünmek ve yazmakla geçirmek için emekli olmuştur. O da Rabelais gibi klasikleri coşkulu bir şekilde sever. Bu tutku ile birlikte annesinin Yahudi, babasını Roman Katolik olması muhtemelen onun dini meselelere karşı şüphesi olmasına yol açmıştır. Montaigne bir septik ve zevk ve sefa düşkünü bir Epikürcüdür. Güvenilebilir bir gerçeğe varmak için insanın tüm dini önyargılardan kurtulması gerektiği inancındadır.

Tüm mutlak değerleri reddeder ahlaki ve manevi olarak bir rölativisttir. XVIII. Yüzyıl aydınlanmasında kendisini izleyenlerin aksine insan aklının kudretine güvenmez. Montaigne, Hristiyan doğmasının hakimiyetinin yerine başka bir güçlü kanaat koyamadığı için vardığı hemen tüm sonuçlarında daima olumsuzdur. Ancak o entelektüel bir saklambaç oyunundan büyük bir haz duyar. Gerçekte Montaigne hayatın esas amacının zevk almak olduğuna inanır. Fakat bu yemek, içmek ve mutlu olmak değildir. Rabelais’nin hazzı nazik, ince zevk sahibi insanlara hitap eden, ölçülü entelektüel bir hazdı. Bu özellik ona bozulmamış Grek okulunun gerçek bir Epikürcüsü vasfını kazandırdı. Bacon’dan Emerson'a kadar ve daha sonraki deneme yazarları üzerinde Montaigne'in etkisi çok büyük olmuştur. Ayrıca bu etki genel olarak modern düşüncenin gelişmesinde de görülür”. s.343

C-CERVANTES

İspanyol Rönesans edebiyatında diğerlerine göre öne çıkan yazarlar Miguel de Cervantes ile Lope de Vega’dır. Cervantes, Shakespeare ile çağdaştır. Her ikisi de 1616'da birkaç gün ara ile ölmüşlerdir. Aynı Shakespeare gibi Cervantes'in de hayatının ilk dönemleri belirsizdir. O zamanında bir macera yaşamak veya servet elde etmek için asker olmuş, Türkler ile yapılan büyük deniz savaşı Lepanto'da kahramanca çarpışmış ve yaralanmış, Cezayir'de beş yıl hapis cezası çekmiştir. Sonunda İspanya’nın yenilmez donanmasında levazım subayı olarak hizmet vermiştir. Daha sonraki fakirlik devrinde bazı eleştirmenlere göre şimdiye kadar yazılmış en muhteşem roman olarak nitelenen Don Quixote adlı eserini yazmaya koyulmuştur. Tüm İspanyol edebiyatının en üst düzeydeki bu şaheseri kafasını şövalyelik bilgileri ile fazlasıyla doldurmuş ahmak bir silahşorun ve seyisi Sancho Panza'nın maceralarını zarif bir üslup ve mizah tarzı içinde anlatır. Avamdan bir kimse olan kısa boylu Sancho bir deri bir kemik bir eşek, Don Quixote ise zayıf ve yüksek bir atın üzerinde her biri çok hoş ve çekici olan bir maceradan diğerine atılarak İspanya’yı dolaşırlar. Cervantes'in dehasını anlamak için bu neşe dolu fantaziden herhangi birkaç sayfayı bütünüyle okumak gerekir. Eserde bütün tipler ve halk sınıfları çok net bir şekilde tasvir edildiği için Don Quixote XVI. yüzyılda İspanya'da mevcut olan hayat hakkında en değerli tarihi kaynaktır. Cervantes'in derinde yatan gayesi Ortaçağ şövalyeliğinden geride kalan şeyleri iyice gülünç bir hale getirmekti. Bu yüzden o Erasmus ve Rabelais'nin Ortaçağ Hıristiyanlığı için yaptıklarını çoğu kez aynı tarzda feodal toplum için yapmıştır.

Lope de Vega, Ben Jonson ile çağdaştır. Bütün edebi hayatı ve dehası bir şaheser üzerinde toplanan Cervantes'in tam zıddına Lope de Vega bilinen her edebi türde hayret verici sayıda eser kaleme almıştır. Sadece piyesleri ister yazarın kendi iddiası olan sayı iki yüz yirmi olsun isterse bugün sayılabildiği kadarıyla yedi yüz küsur olsun sayıca herhangi bir yazarın eserlerini geçer. Seküler insan akla gelen her dramatik durumda bu büyük İspanyol oyun yazarının kahramanıdır. Lope de Vega coşkulu bir İspanyol milliyetçisidir. Yenilmez Donanma'nın seferlerine katılmıştır. Elizabeth dönemi yazarları ve diğer Kuzey Rönesans yazarları gibi, kendi ülkesi ve XVI. ve XVII. yüzyıl başı yaşamak için heyecan verici bir yer ve zamandır.

Böylece Kuzey Rönesans yazarlarının birçok ortak yanı olduğu ortaya çıkar. Onların ilgisini çeken ana konu o zamanki çağdaş insan ve kendi çevrelerinde hızla genişleyen ve heyecan veren maddi dünyadır. Temel ilham kaynakları ise Greklerin ve Roma'nın pagan klasikleridir. Onlar tümüyle milliyetçidirler ve yeni milli dillerde yazmışlardır. Protestan ve Katolik reform hareketleri XVI. yüzyıl boyunca Batı Avrupa toplumunun birliğini yok etme tehdidi oluşturmuştur. Edebiyatçılar buna rağmen esas itibarıyla bu konuya alakasız kalmışlar ya da Rabelais ve Montaigne örneklerinde olduğu gibi genelde ilâhiyata özelde ise Hristiyanlığa düşman kesilmişlerdir”. s.344

***

Görüldüğü üzere, Türkiye’de de hâlâ itibarlı olan bu yazarlar hakkında dikkate değer bilgi ve kânaatler ihtiva eden bu yazıların okunup anlaşılması birçok mektepli üniversiteli için ufuk açıcı olabilir. Garplılar birbirlerinin kusurlarını görme ve göstermede de epey hüner sahibidirler. Asıl gayemiz, insana, hayata, kâinata dair şaşmaz hakikatleri anlamak ve anlatmak olmalıdır. Deha ve samimiyet sahibi birçok batılı da çareyi İslâm mahallesine hicrette bulmuşlardır. Bunları da tefekkür edip herkesin hakkını teslim etmelidir.

Batı Uygarlığı