İnsanlık tarihinden aktarılan her bir kesitte merkezde yüce bir anlam var. Hakikâte teslim olan akıl ve akleden kalp rastgele seçim yapmıyor. Rikkat ve rıfk ile hareket ediyor, ihtimam ile bakıyor evrene. Hayatın içine gül gibi bırakılan iki kelime: Rikkat ve rıfk.

Yeryüzü sahnesinde tarihin bir noktası. İnsanlık tarihinden bir kesit. Kadim bir coğrafya. Şehirlerin anası, dünyanın kalbinin attığı yer: Mekke.

Ve aynı sahnenin içinde bir güzel hikâyenin sahibi. Ahlâkının güzelliğiyle kalplerde iz bırakan bir isim: Muhammedu’l-Emin.

Daha zirvede bir sıfat duydu mu kulaklarımız?

Ashab başlarında sanki kuş varmış gibi dinlermiş rahmet peygamberini. Şairin ‘taze bebek dikkati ile dinlemek’ dizesi sahabinin ihtimam içeren duruşunu hatırlatıyor. Varlığa hayret ve rahmet nazarı ile bakan o kutlu ağızdan çıkan kelimelerin hakkı böylesine zarif bir dinleme biçimi olsa gerek.

Onun duruşunun güzelliğini İslâm tarihinin birçok karesinde görmek mümkün.

Uhud dağı ile muhabbet eden nebiyi muhteremin tavrı hem rikkat hem rıfk hem de ihtimamın zirve örneklerinden birisi meselâ. Rabbim hayretimi artır diyordu her dem yeniden. Hem hayranlık hem de nezaket ve ihtimam ile bakıyordu her cana. Günler ve geceler boyunca Hira’da tefekkür eyliyordu. Canı sıkılıyordu hem de çok. Zira yeryüzü bir uçtan diğer uca bir karanlığa gömülmüştü. Canı kanarcasına sıkılıyordu; alelade değildi hâli.

Vahye teslim olan Hz. Ebu Bekir’in de sıkılıyordu canı kalbini hisseden her insan gibi. Çıkıp birkaç Müslümana selâm vereyim de içim ferahlasın diyordu. Alelade değildi bu davranış.

Kadim zamanlardan bir sahne. Meyveleri çeşitli ve bol, hasat edilmeyi bekleyen bir bahçe. Sabah erkenden kimselere görünmeden gizlice ürün toplamak isteyen bahçe sahipleri. Sıradan insan örneğini kurguluyorlar. Hiçbir yoksula bir pay vermeyi düşünmedikleri bahçe onlar için hüsran oluyor. Aralarında en mutedil olanının “ben size Allah yokmuş gibi davranmayalım dememiş miydim” ifadesi can yakıcı bir nedamet olarak arşa yükseliyor. Hiç de alelade değildi bu pişmanlık.

İnsanlık tarihinden aktarılan her bir kesitte merkezde yüce bir anlam var. Hakikâte teslim olan akıl ve akleden kalp rastgele seçim yapmıyor. Rikkat ve rıfk ile hareket ediyor, ihtimam ile bakıyor evrene. Hayatın içine gül gibi bırakılan iki kelime: Rikkat ve rıfk.

Rikkat “incelik, duyarlılık göstermek, merhamet etmek” rıfk ise “iyi huyluluk, nazik olma” manalarına tekabül ediyor.

Kur’an-ı Kerim’de Allah Resulü’nün etrafındakilere nazik davranmasının ilahi rahmetin tecellisi olduğu vurgulanmakta ve bu davranışı takdir edilmektedir. Eğer kaba ve katı kalpli olsaydı insanların çevresinden dağılıp gideceğine de dikkat çekilmekte.

Rikkat, hem zihinsel farkındalık hem de duygusal incelik kavramlarını meczeden bir kelime olmasıyla çeşitli modern tekniklere ilham veriyor. Zihnin dikkatini ve kalbin şefkatini buluşturan bir farkındalık biçimi şeklinde tanımlanan kindfulness, bu tekniklerin örneği. Türkçede birebir karşılığı bulunmayan kavram rikkat kelimesinin içerdiği anlamlara yakınlığı ile satırlara dahil oluverdi.

Kaynaklardan aktarılan verilere göre fikir olarak kökleri modern psikoterapideki öz-şefkat yaklaşımlarına kadar uzanıyor bu yöntemin. Budist öğretmen Ajahn Brahm tarafından yaygınlaştırılan kindfulness her geçen gün mekanik hâle gelen farkındalık meditasyonlarına bir kalp eklemenin gerekliliğini öngörüyor.

Vurgu kalbe ancak ne kadar hissiyat söz konusu meçhul. Özellikle bir meditasyon pratiği olmadığı savunulan kindfulness oradan oraya savrulan hız çağı yorgunlarına kendisini korumanın, insan kalabilmenin ve şefkati yeniden öğrenmenin bir yolu olarak sunuluyor ve bu kapsamda pratik ediliyor.

Kurgulanmış dünyanın insan tipinde sıklıkla hayat bulan can sıkıntısına çözüm arayışları mı acaba bu ve benzeri yöntemler?

Can sıkıntısı demişken biraz aralamakta fayda var mesele bir hayli büyük zira. Öncelikle Allah Resulünün ve Hz. Ebu Bekir’in örneklerinde hayat bulan bir durumdan dolayı yaşanan kaygıyı ifade eden can sıkıntısı değil burada sorgulanan; amaçsızlık sebebiyle yaşanan bunalım. Bulaşıcı bir ruh hali üstelik. Ebeveynden başlayarak çocuklara ve neredeyse toplumun geneline sıçrayan bir maraz. Can sıkıntısından kaçmak için türlü çareler üretiliyor. Hemen herkes birbirine aman ha canı sıkılmasın diye etkinlik öneriyor. Bu noktada sahneden hiç inmeyen tüketim endüstrisi ise yeni etkinlikler pazarlıyor. Lakin tüm bu kaos sarmalının ortasında kalan insanın can sıkıntısını hiçbir etkinlik kesmiyor. Her etkinliğin içinden bir süre sonra yeni bir can sıkıntısı çıkıyor.

Can sıkıntısını iyileştirmek için hayret nazarına ihtiyaç var sanki. Ancak Yunus Emre’nin “hak bir gönül verdi bana ha demeden hayran olur” teslimiyetine benzer bir anlam olmalı merkezde.

Niyazi Mısri’nin “derman arardım derdime derdim bana derman imiş” dizeleri bir yol haritası fark eden için. Bir tutam ihtimam ve bin anlam.

Yere düşen güle basıp geçtiler diye ağlayan bir çocuğun masum kalbine ne demeli peki? Bu rikkat, bu rıfk, bu ihtimam fıtratın en saf hâlinin bir örneği.

Modern düşüncenin kurguladığı dünyanın insanı için sıradan bir hâldir üzerine basılan gül için ağlayan çocuğun hüznü. Modernizm kurgu dünyasında hedef insana bencillik öğretilir ve sadece kendini sevmesi aşılanır zira.

Çocukların öldürüldüğü bir dünyaya tanıklık etmenin yorgunuyuz. O yüzden ne demini alıyor çay ne de tat veriyor artık. Diri diri kız çocuklarını toprağa gömen bedevileri terbiye eden rahmet peygamberi hayatı boyunca hiçbir çocuğa kızmamış ve dövmemiş. Çocuk yeryüzünün süsü, göz aydınlığı ve sevinç vesilesidir. Rabbin bağışı nazlı çiçeklerdir onlar. Fıtratın en saf hâlinin örneği olan küçük insanlar hayatın içine gül gibi bırakılan birer rikkat ve rıfk örneği değil de nedir ki?

Şehrin öte ucundan koşarak gelen dertli bir çocuk dedi ki:

İnsanı insanın değil medyanın etkilediği bir çağdan bildiriyorum.

Şehre bakıp vedalaşan, dağa bakıp konuşan, ağaca selam veren bir Nebi’nin ümmetinden yaşadığı coğrafyaya esenlik katması beklenir.

Hayatı gelişine yaşamak şeklinde değil en doğru zamanda en doğru işi yapmaktır asıl gündem.

Gökyüzüne umutla bakmak da gündeme dahil. Dileyen bakışına birer tutam rikkat, rıfk ve ihtimam ekleyebilir.