“İsimler semadan iner.” (Kelâm-ı kibâr)

“Nomen est omen [İsim bir işarettir].” (Latince bir deyiş)

İsimler, kişilerin kartvizitidir; kişilerin cinsiyeti, etnik kökeni, dini inancı, memleketi, ideolojisi, ailesi, sosyal sınıfı, yaşadığı toplumu, kültürü ve gelenekleri hakkında ipuçları veren önemli göstergelerdir. Bunun yanında aidiyet duygusunu besleyen, özsaygıyı etkileyen ve kimi zaman bilinçdışı tercihleri yönlendirebilen bir pusula gibidir.

Yaşamımız boyunca hücrelerimiz yenilenir, fikirlerimiz değişir, rollerimiz farklılaşır; ama ismimiz çoğu zaman sabit kalır. Bu yönüyle isimler, bütün bu değişimler içinde süreklilik hissi sağlayan ve benliğin devamlılığını temsil eden en güçlü simgelerden biridir.

Kalabalık bir ortamda adımızı duyduğumuz anda istemsizce ona kulak kesiliriz; yeni tanıştığımız birinin ismimizi hatırlaması bizi değerli hissettirirken, yakın olduğunu düşündüğümüz birinin adımızı unutması çoğu zaman bizi incitir. Binlerce kişinin ismini hafızasında tutabilen siyasetçilerin bu özelliklerini insanlar üzerinde sempati oluşturmak için kullanmaları tesadüf değildir.

Birçok kültürde isim ile varlığın kendisi arasında güçlü bir bağ bulunduğuna inanılmıştır. Türkçede doğrudan söz etmenin onları çağırabileceği inancıyla cinlerden “üç harfliler” veya “iyi saatte olsunlar” şeklinde bahsedilmesi, ismin davetkâr gücüne yönelik kültürel kaygının örneklerindendir. Bazı yorumlara göre, Allah’ın Hz. Âdem’e varlıkların isimlerini öğretmesi, insanın diğer varlıklar üzerindeki bilgi ve tasarruf gücünün temelini oluşturur.

Dünyanın farklı bölgelerinde, bir kişinin adının karakteri ve hayatının yönü hakkında anlam taşıdığına dair kadim inanışlar bulunmaktadır. “El-esmâ’u tenzilü mine’s-semâ (İsimler semadan iner)” sözü isimlerin rastgele seçilmiş işaretler olmadığı, varlığın hakikatiyle ilişkili anlamlar taşıdığı düşüncesini yansıtır. Antik Roma’dan günümüze ulaşan ve Romalı oyun yazarı Plautus’un eserleriyle yaygınlaşan “Nomen est omen (İsim bir işarettir)” deyişi de aynı gerçeği ifade etmektedir.

İsimler, bireyin kimliğinin ve onurunun ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle isimden mahrum bırakılmak, yalnızca bir hitap biçiminin değiştirilmesi değil, kişinin kimliğine yönelik bir müdahale olarak da görülmüştür. Bunun en acı örneklerinden biri, toplama kamplarında insanların isimleri yerine numaralarla anılmasıdır. Hatta bazı Nazi kamplarında mahkûmlara verilen numaralar bedenlerine dövme olarak kazınmıştır.

Kuşaktan kuşağa aktarılan adlar, toplumsal hafızanın önemli taşıyıcılarıdır; bir toplumun tarihini, değerlerini ve değişen kültürel eğilimlerini yansıtır. Bir dönemde yaygınlaşan isimler, o toplumdaki sosyokültürel dönüşümlerin sessiz tanıklarıdır. Örneğin, Peygamber Efendimiz’e yönelik bir tür saygı anlayışıyla eskiden çocuklara Muhammed yerine Mehmet/Mehmed adı verilirken son dönemde bu saygı algısı değişmiş ve Muhammed ismi giderek yaygınlaşmıştır.

İsimler bazen kişinin başarısını, kahramanlığını veya doğduğu anda yaşanan önemli bir olayı hatırlatır. Dirse Han’ın oğluna Dede Korkut tarafından verilen Boğaç adı, onun Bayındır Han’ın güçlü boğasını alt etmesini bize hatırlatır. Yağıbastı ve Yağıbasan isimleri kişinin doğumu sırasında düşmanlarla yaşanan bir olaya (Doğrusu, “Tereyağı mı basıyoruz?” sorusu akla gelebilir, ancak Eski Türkçede yağı “düşman”, yağıbasan “düşmana baskın yapan” demektir.) veya Gündoğdu ismi kişinin güneşin doğuşu sırasında doğduğuna işaret etmektedir. Yine Berat, Kadriye, Bayram, Ramazan, Recep, Arife, Miraç gibi hâlâ kullanılan isimler, doğumun kutsal ve özel günlerde gerçekleştiğini gözler önüne serer.

İsimler bir dua, özlem ve umut ifadesidir. Çocuklarını kaybeden ailelerin yeni doğan çocuklarına Durdu, Durmuş, Yaşar ve Dursun gibi isimler vermesi; çocuk sayısı fazla olan ailelerin son çocuklarına Yeter, Songül ve Soner gibi adlar koyması; çok sayıda kız çocuğu olan ailelerin son çocuklarına Döndü ve Döne gibi isimler vermesi, bu beklenti ve duyguların bir yansımasıdır. Benzer şekilde, heyecanla beklenen bir gebelik sürecinin ardından dünyaya gelen çocuklara Dilek, Arzu, Özlem, Hasret, Saadet, Ümit ve Murat gibi isimlerin verilmesi, ailelerin umutlarını ve mutluluklarını isimlere taşıdığını göstermektedir.

İsimler bir toplumdaki halk inanışları ve gelenekler hakkında bizi aydınlatır. Bazı yörelerde doğduktan sonra çocukları yaşamayan aileler, sonraki çocukların adını Satılmış, Satuk veya Satı koyarlar. Bu şekilde çocuğa musallat olan kötü ruhların çocuğun başkasına ait olduğunu zannetmeleri ve zarar vermemeleri sağlanır. Benzer biçimde, Hindistan’da kötü ruhlardan korumak için erkeklere “Kuriya (çöp yığını)” adının verildiği görülmüştür. Bazı yerlerde “konulan adın çocuğa ağır geldiği” inanışı da yaygındır, bunun için sık sık hastalanan veya gelişmeyen zayıf çocukların adı değiştirilir veya doğduğunda ileride sorun yaşamaması için “ağır” ismin yanına mutlaka “hafif” bir isim eklenir.

İsimler, kişinin ailesinin siyasi görüşlerine, dini inançlarına veya kişinin memleketine yönelik bir kanaat verebilir. Özellikle 12 Eylül öncesi dönemde verilen “Kürşat, Mücahit, Devrim, Eylem, Alperen” vb. isimler birer sembol olarak görülmüştür. “Ahmet Turan” ismi Sivas’ı, “Ökkeş” ismi Kahramanmaraş’ı, “Şeyhmus” ismi Diyarbakır’ı ve “Hıdır” ismi Tunceli’yi çağrıştıran isimlerdir.

İlerleyen yazılarda daha ayrıntılı ele alacağımız üzere, araştırmalar insanların meslek seçiminde, yaşayacağı şehri tercih etmesinde veya eş seçiminde kendi isimlerinin etkili olduğunu, bunun da eğitim, iş yaşamı ve sosyal ilişkiler üzerinde doğrudan ve dolaylı sonuçlar doğurabildiğini göstermektedir. Bu etkilerin büyüklüğü sınırlı olsa da istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. İsimler, yalnızca başkalarının bize seslenme biçimi değil; aynı zamanda kendimizi ve dünyayı algılama biçimimizi de fark edilmesi güç şekillerde etkileyebilen unsurlardır. Örneğin, “Mazlum” yerine “Muzaffer” ismini taşıyan bir kişinin, çevresinden aldığı farklı sosyal tepkiler nedeniyle kendisiyle ilgili algısı ve davranışları zaman içinde değişebilir. Bu durum, isimlerin yalnızca birer hitap biçimi değil, sosyal etkileşimin de bir parçası olduğunu göstermektedir.

Diğer yandan, yapılan çalışmalar, evlilik veya iş görüşmeleri gibi ilk izlenimin önemli olduğu durumlarda isimlerin oldukça etkili olduğunu ortaya koymuştur. Örneğin, iş görüşmelerinde eğitim, beceri ve deneyim gibi objektif kriterler esas olmakla birlikte birbirine benzer binlerce CV’nin içinden eleme yapılırken isimlerin de duygusal bir kriter olarak devreye girebildiği görülmektedir.

Bir insanın adı çoğu zaman doğumundan önce seçilir; fakat o isim, hayatı boyunca hem kendisini hem de başkalarının ona bakışını sessizce şekillendirmeye devam eder. Bugün birincisini okuduğunuz bu yazı dizisinde, isimlerin psikoloji, toplum ve kültür üzerindeki şaşırtıcı etkilerini birlikte inceleyeceğiz.