Daha okuma yazmayı yeni öğrendiğim zamanlarda Yugoslavya göçmeni babaanneme gelen Boşnakça mektupları okumaya başlamıştım. Babaannemin ismi de Aliye idi. 7 yaşlarında babası ile birlikte 1900’ün başlarında Türkiye’ye gelir, ancak anne Bosna’da kalır. Ve bir daha da mülaki olmak mukadder olmamıştır. Anneden gelen mektuplar, “Draga Aliye” (Sevgili, canım Aliye) diye başlardı. Bundan mülhem başlığın adını da Draga Aliya düşündük

1463’te Türk Yönetimi altına giren Bosna (Evlâd-ı Fatihan), 1878’e kadar Osmanlı’nın bir Vilayeti imiş. Bugün Bosna’da bulunan hanlar, hamamlar, camiler, medreseler, kervansaraylar, türbeler ve tekkelerden tarihin destanı okunur. Avrupa’nın orta yerinde yaşayan, bakışları merhamet ve muhabbet dağıtan Boşnaklar, Osmanlı’nın kokusunu taşır.

20. yüzyılda Bosna – Hersek’in zor zamanlarında Müslümanların liderliği ve yöneticiliğini yapan aynı zamanda önemli bir fikir adamı olan Aliya İzzetbegoviç, 1925’te İslami hassasiyete sahip bir ailede dünyaya gelir. Saraybosna’da bir Alman lisesinde tahsil görürken Genç Müslümanlar Teşkilatı’na katılarak İslami amaçlı faaliyetler başlatır. 1946’dan sonra ülke yönetimini komünistler ele geçirince büyük zorluklar çeker, hapse mahkûm edilir. Fakat o büyük bir azimle ülkesinin halkını İslami yönden aydınlatmaya ve bilgilendirmeye devam eder. 1949’da Halide Hanım’la evlenir. İki kız bir erkek (Sabina, Lejla, Bakir) çocukları olur. 1956’da hukuk fakültesinden mezun olur.

Dinsiz ve Tanrısız bir düzen olmayacağını fark eden bilge lider, bu minvalde İslam hakkında yazı yazmak, tartışmalara katılmak ve rejime karşı çıkmak suçları ile yargılanır. Komünist lider Tito zamanında tekrar 14 yıl hapis cezası alır. Af çıkar ve (5 yıl 8 ay hapiste kalır) sonra Demokratik Eylem Partisini (SDA) kurar.

Yugoslavya’nın dağılma sürecinde yapılan seçimlerde Bosna-Hersek’in cumhurbaşkanı oldu. Bosna’nın tamamına sahip olmak isteyen Sırplar, silahsız ve savunmasız halka karşı kanlı bir savaş başlattı (1992). Üç yıl sürdü. Binlerce Müslüman şehid oldu. Ancak ölmemek için direnen Boşnakların yılmadığı bu savaş onların lehine dönmüştü.

Bir Boşnak atasözünde, “Bez harca nema omaca” (Emek olmadan yemek olmaz) der ve “Zor görmeden lor yenmez” sözünü de boşnak büyüklerimizden işitmiştik. Bosna halkı zoru da gördü, çok da emek harcadı. Ama hiçbir zaman emeği zayi olmadı. Bağımsızlıklarını elde etmiş ve Avrupa’nın kalbinde Müslüman bir devlet olarak yaşamaya devam etmektedirler.

İKO Zirvesindeki konuşmasında da (1994) Aliya şöyle der: “İçinde kimsenin inancından, milliyetinden ya da siyasi kanaatlerinden dolayı takibata uğramayacağı bir devlet hedeflediğimizi söylemek isteriz. Bu ilkeye kendimizi adamışız ve onu aziz tutmaya devam edeceğiz. Biri mücadelemizin askeri veçhesiyle; ikincisi ise siyasi veçhesiyle ilgili olan bu iki nitelik sayesinde ve Allah'ın yardımıyla, üç asır önce başlamış olan Müslüman halka yönelik soykırımlar dizisine nihayet bir son vereceğiz”. (Tarihe Tanıklığım S.225)

Bilge lider, yine bir sözünde; "Bunu hiç unutma evlat! Batı hiçbir zaman medeni olmamıştır ve bugünkü refahı, devam edegelen sömürgeciliği, döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur" der.

***

Tarihin hayatın öğretmeni olduğunu ifade eden Aliya İzzetbegoviç’in Tarihe Tanıklığım (Klasik Yay. 2003) adlı kitabını okuyoruz. Önsözünü merhum Akif Emre yazmış. Bir bölümünü nakledelim:

Bu kitap, Aliya'nın, çocukluğundan Bosna'nın bağımsızlığını kazanmasına kadar geçen dönemi anlattığı bir otobiyografidir.

Kitapta kullanılan dil açısından Aliya'nın tarih karşısında bir tür savunma sunduğu söylenebilir. Bosna'nın içinden geçmekte olduğu kritik durum nedeniyle olsa gerek; savaşa ve uluslararası komplolara ilişkin tüm ayrıntıları vermekten kaçındığı, resmi bir tutanak gibidir bu eser.

Bu haliyle bile, bir ulusun yeniden dirilişine ve özgürlüğüne önderlik eden bir kalemden çıkmış olması, bir tutanak olmaktan daha fazla anlam yüklemektedir ona”

Not: Akif Emre’nin Aliya adlı eseri de 2019 da Büyüyen Ay Yay. tarafından basılmış.

***

Aliya İzzetbegoviç’i, fikirleriyle Batı ve Doğu kültürü arasında bir köprü kurmaya çalışması, dirayetliği, samimiyeti, kararlılığı ve bilgeliği onu ülkesinin Müslümanları arasında karizmatik bir lider yaptı. Bu konudaki düşüncesini Dani Dergisiyle yaptığı bir söyleşiden okuyalım:

Dani: Sayın Başkan, Boşnak insanlarının gözündeki karizmanız tartışılmaz. Siz artık yalnızca bir parti lideri ya da devletin en üst makamındaki kişi değil, Boşnak halkının bir sembolü, tarihi boyunca gördüğü ilk büyük lidersiniz. Kendimi Tito'yla görüşmüş pekçok Yugoslavyalı gazeteci gibi hissediyorum şu an -bu benzetmeyi yaparken hiçbir kötü niyetim yok, size yağcılık etmek ya da sizi incitmek gibi bir kasdım da yok- ve şunu sormak istiyorum: Peki ya sizden sonra ne olacak? Boşnak halkı tarihinin bu en kritik döneminden geçerken sizin yerinizi doldurabilecek kimseler var mı etrafınızda? Size çok büyük hayranlık duyan insanlar da tanıyorum, size atıp tutan insanlar da. Ama bunların hepsi sizin Bosna halkının varoluş savaşındaki en önemli savunma unsurlarından biri olduğunuzu kabul ediyor.

İzzetbegoviç: Bu sorunuzdan sonra biraz kendime gelmem lazım sanırım. Bir kere bana kalırsa biraz abartıyorsunuz. Ben yalnızca özgür bir seçim yoluyla başa gelmiş birisiyim ve bunun da ne demek olduğunu biliyorum. Söyledikleriniz gerçekten gurur okşayıcı, ama üstünde biraz düşündüğüm zaman üzülecek, tedirgin olacak hatta kızacak bir şeyler var aslında burada. Şunu belirtmek isterim ki, ben Boşnak halkının verdiği varolma savaşında, yaptığı savunmada çok önemli bir yerim olduğu fikrine katılmıyorum. Eğer öyle olsaydı, iyi olmazdı ve çok şükür öyle değil. Binlerce insan savaşıyor Bosna için; onlar benim için, ben de onlar için durumu kolaylaştırmaya çalışıyoruz. Ama onlar ben olmasam da aynı şekilde savaşacaktı, ben gittikten sonra da savaşacaklar. 1992'nin Ekiminde bundan emindim. O zaman savaş içindeki Bosna topraklarının tamamını ilk defa dolaşmıştım. İki ay sonra, Aralıkta aynı geziyi tekrarladım. Gradacac'a gittim. Burası Kasım ayındaki çatışmalar sırasında savunulmuş ve bizim güçlerimiz Gradacac'ı çevreleyen ovalar üstündeki tankları imha ettikten sonra da kesin olarak özgürlüğüne kavuşmuştu. Ben ya da benim Saraybosna'daki adamlarım onlara yardım etmek için ne yaptı ki? Çok az şey. Savaştan önce insanları organize ettik, biraz silah temin ettik (maalesef fazla silahımız yoktu), ayrıca Kasım ayındaki kritik çatışmadan önce antitank silahlar dağıttık. Bunun dışında her şeyi onlar tek başına, kendi kişisel çabalarıyla, Avrupa'daki insanlarımızdan yardım örgütleyerek başardılar. Bağımsızca davranabilmenin, becerikliliğin, hayal gücünün en güzel örneklerinden birini verdiler. Gradacac’da askerler tarafından pusuya düşürülüp imha edilen zırhlı treni hatırlayınız. Bizim fikrimiz değildi bu, onlar bunu tamamen kendileri planlayıp kendileri uyguladılar. Size böyle daha pek çok örnek verebilirim. Askeri gücümüzün hayata geçirilmesinde yöre insanlarının parlak zekası ve gösterdiği üstün çaba bambaşka bir hikayedir. Çok şükür ki bu insanlar bir şeyler yapabilmek için başkalarına dayanmıyorlar. Saraybosna'nın her yandan sarılmasının bir tek iyi yanı olmuştur: İnsanlarımız daha da güçlenmiş, daha bağımsız hale gelmiştir. Acılarla yüzyüze gelmek, tehlikenin içinde yaşamak onların daha hızlı gelişmesini sağlamıştır. İşte bu yüzden “Aliya giderse, Bosna ayakta duramaz" şeklinde bir ifadeyi çok yanlış ve tehlikeli buluyorum.

***

Sadece emekli maaşıyla geçinen, parada, malda, mülkte hiçbir zaman gözü olmayan mütevazı bir lider. Bu ahvalini de şöyle dile getiriyor: “İktidara gelirseniz, hal ve hareketlerinize dikkat edin. Kibirli olmayın, kendini beğenmişlik etmeyin. Size ait olmayan şeyleri almayın, güçsüzlere yardım edin ve ahlak kurallarına uyun. Unutmayın ki sonsuz iktidar yoktur. Her iktidar geçicidir ve herkes, er veya geç, önce milletin ve nihayet Allah'ın önünde hesap verecektir”

SDA toplantı salonunda fotoğraflarının asıldığını görünce, “Bir şeyler söylemeden önce duvarlarda resimlerimin olduğunu ve resimlerimin oraya benim onayım olmaksızın asıldığını zikretmek istiyorum ve ilk verilecek arada, duvarlardan kaldırılmalarını rica ediyorum. Bu, bir sahte tevazu sorunu değil. Basitçe söylemek gerekirse, bu bizim âdetimiz değil.” demiştir.

****

Kitapta kızı Sabina’nın babası mahpusta iken yazdığı mektuplarına da yer verilmiş:

Sabina, 30 Haziran 1985:

Zamanın her şeyi sağalttığı doğru değil. Duyduğum öfke ve acı gün geçtikçe artıyor ve mahkemeden bu yana zaman geçtikçe onun hakkında daha fazla düşünüyorum ve bugün, ona dünkü gibi tahammül edemeyeceğimi hissediyorum. Sana sıradan, günlük şeyler hakkında yazıyorum. Bunun nedeni herşeyden çok, bugüne dek katlandığımız, halen katlanmakta olduğumuz ve böylece sürüp gitmek zorunda olduğunu kabullenemeyeceğim şeyler hakkındaki günlük, sıradan düşünce ve duygularımı yazamamam. Sana sırlarımı veriyorum, onun için her şeyi biliyorsun. Aynı zamanda, bütün bunların kendisi adına yapıldığı beşeri adaletin küçücük bir parçasının varolduğunu asla, bir an bile düşünmediğimi, buna inanmadığımı söylemeliyim; Federal Mahkeme'nin kararında biraz olsun bulunacağını umuyorum”. S.63

Kızı Sabina Berberovic de, Saraybosna Felsefe Fakültesinde Fransızca ve İngilizce bölümlerinde okumuş. İngilizce ve Boşnakça öğretmenliği yanında Fransızca, İngilizce ve İtalyanca dillerinde Tercümanlık yapmış. Babası Cumhurbaşkanı seçildiğinde şahsi Sekreterliği, Tercümanlığı ve Kabine Şef Vekilliği görevlerini üstlendi (1991 – 1992). Çeviri eserlerinden bir kaçı: Muhammed Hamidullah: İslam’a giriş, Aliya İzzetbegoviç: Doğu ile Batı arasında İslam, Mevlana Celaleddin Rumi: Fihi-ma-fihi Eseri, Colum Murphey: Sarajevo….

***

"İslâm Deklarasyonu", "Doğu ve Batı Arasında İslâm", "Özgürlüğe Kaçışım/Zindandan Notlar", "Tarihe Tanıklığım", "Köle Olmayacağız", "Geleceği Yenilemek", "İslâmî Yeniden Doğuşun Sorunları" ve "Bosna Mucizesi Konuşmalar" adlı eserleri kaleme alan Aliya İzzetbegoviç’in birbirinden kıymetli sözleri de vardır.

Bosna şehitlerine ve Aliya İzzetbegoviç’e sad hezar rahmetle…