İlhan İrem’in ‘Yine de Sen Bilirsin’ şarkısını dinlerken, sözleri zihnimde bazı çağrışımlara sebep oldu. Şöyle ki; şarkıda sürekli sonucun sebebe muhtaçlığından bahsediliyor. Burada mahlukatın birbirine ihtiyacını vurgulayan birçok kıyaslama söz konusu.
Şarkı, ‘Sana nasıl muhtacım anlatsam gelir misin? Anlatayım bir dinle yine de sen bilirsin.’ sözleriyle başlıyor. Herkesin herkese muhtaç olduğu bir alandır dünya. Hem aşık hem de maşuk birbirine muhtaçtır. Biri olmazsa öteki de mevcut sıfata sahip olamayacak.
Şarkının devamında şu dizeler sıralanır:
“Sahillere dalgalar
Dalgalara rüzgarlar
Rüzgarlara bulutlar muhtaç
Bulutlara yağmurlar
Yağmurlara topraklar
Topraklara ağaçlar muhtaç”
Düz mantıkla ele alındığında sahillere dalgalar değil, dalgalara sahillerin muhtaç olduğu düşünülür. Öyle ya, sahil yerinde durur, dalga sahile doğru ilerler. Bekleyen sahil, beklenen dalgaya muhtaç olmalıdır. Edebiyatta da öyledir, yerinde bekleyen gül, ona giden ise bülbüldür. Oysa bülbül, güle gitmezse gülün boynu bükülür, gönlü yıkılır.
Ancak burada muhtaç olduğu ifade edilen bekleyen değil, beklenendir. Aslında muhtaçlık, yukarıda da denildiği üzere karşılıklıdır ama kaçan-kovalayan denkleminde kovalayanın kaçana muhtaçlığı genelde göz ardı edilir. Şarkının devamında dalganın baş sebeplerinden olan rüzgâr da dalgaya muhtaç olarak gösteriliyor. Dalgayı savurup sahile vurduran rüzgardır oysaki.
Yağmur, bulutlar üzerinden alan bulurken onu sinesine saran ve yerin altında hareket alanı sağlayan toprağın, suya muhtaçlığı ifade ediliyor. Bu mısranın sonunda topraklara ağaçların ihtiyacı dile getiriliyor. İlhan İrem’in adeta evrendeki mahlukatın düzeninde merkezdeymiş görünenin çevredekine gebeliği üzerinden illiyet bağı kurması, sıradan bir şarkı sözünün ötesine taşıyor.
Ağaçlar Çiçekler, Çiçeklere Mevsimler Muhtaç
Ağaçların çiçeklere muhtaçlığı da bütünün parçaya muhtaçlığına güzel bir örnektir. Ağaç bir anne, onun dalları arasından yükselen çiçek ve meyveler de evlat olarak düşünüldüğünde evlattan önce annenin uygun şartlarının oluşması lazım. Ağaç, kökünden kurursa elbette hayat bulamaz, önce hayat bulmalı ki ardından hayata vesile olup meyvesini vermeli. Buradan bakıldığından meyvenin oluş şartı, ağacın şartlarının mümkünatına bağlıdır. Sonuç, sebebe muhtaçtır. Ancak yaşamda sebebin de sonuca muhtaçlığı söz konusudur. Sebebin, sebep kisvesine girmesi için sonucun varlığına muhtaçlığı mevzu bahistir. Yani, anne olmak için çocuğun olması gerekir. Dolayısıyla her anne (Ve baba), bu payeyi almak istiyorsa çocuğa, her ağaç da çiçeğine veya meyveye muhtaçtır.
Çiçeklerin de yeterli oluşuma ulaşması, mevsimlerin anlam kazanmasına neden oluyor. Çiçeğin özü bazı mevsimlerde ekilir, bazı mevsimlerde dinlenmeye geçer, bazı mevsimlerde de meyvesini verir. Böylece çiçek, mevsimin durumuna göre şekle bürünür. Don olsa meyve az veya hiç olur. Mevsimine göre suyu az verilse meyvenin hayati akıbeti değişir. Ancak yaşam için hayatın anlam kazanması sadece kapsayıcı görünen mevsime bağlı değildir. Mevsimi anlamlı kılan unsurlar arasında yer alan yaşamın kaynağı nebatatın bu dönüşümleridir aynı zamanda.
Mevsimlere Zamanlar Muhtaç
Tüm bu mevsimleri kapsayan mahlukat ise zamandır. Hayatların çevresinde döndüğü mevsimler de zamanın dahilinde olan unsurlardandır.
Lakin baştan beri söylendiği üzere zamanın duhulündeki mevsimlerin ayrımı olmasa, zaman da bugün bizim anlayacağımız biçimde olmazdı, dolayısıyla zaman, zihnimizce anlamsız olurdu. Mevsimler; aylar, günler, saatler, dakikalar, saniyeler, saliseler, anlar olmasa idrak edeceğimiz bir zaman da olmazdı.
Muhtaç Olmayanın Düzeninde Her Şey Birbirine Muhtaç
Şarkı, İlhan İrem’in sevdiği kadına ‘Ben sana muhtacım ben sana susamışım’ sözleriyle devam ederken ‘Yine de sen bilirsin’ şeklinde sona eriyor. Tüm bu mahlukat, kimseye muhtaç olmayanın yarattığı düzende birbirine muhtaçtır. Birinin varlığı, diğerinin varlığına bağlıdır. ‘Yine de sen bilirsin’ diyeceği bir iradeleri söz konusu değildir. Ancak insanın istisnası bulunur, onun iradesi vardır. Yaradan, ona bu iradeyi vermiştir, insanı diğer mahlukattan ayırarak inisiyatif dili kullanma hakkı tanımıştır.
‘Ben sana sırılsıklam aşığım, yüreğimin senin yüreğinin, bedenimin senin bedeninin tamamlayıcılığına ihtiyacı var ama takdir senin takdirin, yine de sen bilirsin’ demek bile bir irade tezahürüdür. Buna rağmen hem aşk açısından hem toplumsal açıdan iradeye bağlı olsa da insanın insana muhtaçlığı, tatmin edilmelidir. Aşk duygusu karşı aşkla, yani aşık, maşukla; toplumsal ve ekonomik ihtiyaçlar da aynı karşılıklarla tatmin edilmezse kültürler oluşmaz, medeniyet ilerlemez. İnsana bu irade sadece kendi aralarındaki ilişki için verilmemiştir. Ona bu irade, birbirine sebep sonuç ilişkisi içinde bağlı olarak verilen yukarıdaki unsurları, yani doğayı da dizayn etmek için verilmiştir.
Yaratan, kendinin Halik olmasına neden olan mahlukata doğa olarak bir düzen verirken bu düzeni dizayn etme görevini de layıkıyla yapmak şartıyla insana vermiştir. Sonunda da bu imtihanı liyakat çerçevesinde kullanmazsa, uyarmayı ihmal etmemiştir: ‘Yine de sen bilirsin.’