Kalbin karşılaştığı tehlikeler ve tedavi yöntemleri

İmam- Gazali, Kalplerin Keşfi adlı klasik eserinde kalbin hastalıkları ve şifa yöntemleri hakkında tafsilatlı açıklamalarda bulunuyor.

Kalbin karşılaştığı tehlikeler ve tedavi yöntemleri

Kalbin karşılaştığı 4 önemli tehlike vardır:

          1- Uzun emel

          2- Hased

          3- Acelecilik

          4- Kibir

Uzun Emel:

          Âlimler demişlerdir ki: “Uzun emel, yaşanması mümkün olan en son vakte kadar yaşama arzusudur.”

          Peygamber Efendimiz, üç tane çubuk aldı. Birini önüne, birini de yanına dikti. Diğerini de uzaklara attı. Sonra, “Bu çubuk insan, yanındaki de eceli, uzaktaki ise emelidir. İnsan emellerinin peşinde koşar; fakat eceli onu yakalar, emeline ulaşamaz.” buyurdu.

  • Genel manada uzun emel ve
  • Özel manada uzun emel.

Genel manada uzun emel: Kişinin dünyalık biriktirmek ve onlarla zevk sürmek için uzun süre yaşama isteğidir. Bu tür uzun emel sırf günahtır. Bunun zıddı ise kısa emeldir. Cenab-ı Hakk şöyle buyurur: “Onları bırak, yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları oyalayadursun (kötü sonucu)yakında bilecekler.”

          Özel manada uzun emel: İçinde tehlike ihtimali de bulunan hayırlı bir ameli tamamlamak için yaşama isteğidir. Hâlbuki bu kişi o amelin kendisi için hayırlı olup olmadığını bilmemektedir. Bir iş ilk bakışta hayırlı görünebilir fakat o ameli işlemesi kendisi için hayırlı olmayabilir. Elde edeceği hayrın, o amel sebebiyle içine düşeceği günahı veya kötülüğü karşılayamaması gibi... Öyleyse kişi başladığı bir namazı, orucu vb. ameli bitirecek kadar yaşayacağına hükmetmemelidir. O ibadeti de mutlak bitirmeyi dilememelidir. Bunun yerine “Allah dilerse, inşallah” ve “hakkımda hayırlısı ise…” diye kayıt koymalı ki uzun emel sahibi olmaktan kurtulabilsin. Cenab-ı Hakk şöyle buyurur: “Hiçbir şey için bunu yarın yapacağım deme. Ancak Allah dilerse yapacağım de.” (Kehf Suresi, 23. Ayet)

          Uzun emel, sahibini şu dört kötülüğe iter:

  1. İbadeti terk ve ibadette tembellik: Bu kişi, “İleride yaparım, önümde uzun yıllar var; ibadeti kaçırmış sayılmam” diye düşünür.

          Davud-ı Tai ne güzel söylemiş: “Allah’ın vadettiği azaptan korkanlar için uzaklar yakın olur. Uzun emel sahiplerinin ameli ise kötü olur!”

  1. Tevbenin terki ve ertelenmesi: Bu kişiler, “Sonra tevbe ederim, henüz gencim, önümde geniş bir zaman var. Yaşım henüz çok fazla değil. Nasıl olsa tevbe etmek elimde, istediğim zaman tevbe ederim!” derler

          Fakat böyle düşünenlerin çoğunun ölüm onlar gaflette iken yakalar, kendilerini düzeltemeden ecel onlar kapar

  1. Dünyaya bağlılık, ahireti unutma: Uzun emel hırsla dünyaya bağlanmaya, dünyalık biriktirmeye ve ahireti unutmaya sebep olur. Uzun emel sahipleri “Yaşlanınca yoksul duruma düşüp başkalarına muhtaç olmaktan korkarım. Belki o zaman çalışıp kazanacak gücüm olmaz, ileride hastalık, yaşlılık ve yoksulluk hallerim için mutlaka fazladan dünyalık biriktirmeliyim.” diye düşünürler.

          Bu gibi kuruntular uzun emel sahiplerini dünyalık biriktirmeye, bütünüyle dünyaya yönelmeye sevk eder. Sürekli mal biriktirir, biriktirdiği maldan zekât ve sadaka namına kimseye bir şey vermez. Uzun emel sahibinin kalbi meşguldür, vaktini öldürür.

Ebu Zer (r.a.) der ki: “Erişemediğim günlerin tasası beni mahvetti.” Ona, “Bu nasıl olur Ey Ebu Zer?” dediler. “Arzu ve emelim ecelimin ötesine uzandı!” diye cevap verdi.

  1. Kalbin katılaşması ve ahireti unutma: Uzun emel insanın kalbini katılaştırır ve ahireti unutturur. Bu kişiler ölümü, kabre gireceklerini hiç akıllarına getirmezler. Hz. Ali (r.a.) şöyle buyurur: “Sizin için iki şeyden korkarım: Uzun emel ve hevaya uymak. Dikkat edin uzun emel ahireti unutturur, heva-i nefse uymak da haktan uzaklaştırır.”

          Uzun emel sahibinin düşüncesi, kalbini meşgul eden temel meseleler dünyalık, mal mülk, kazanç derdi, insanlarla bol bol konuşmak ve benzeri şeylerden oluşur. Bunlar da kalbi katılaştırır.

          Demek ki insanın emeli ne kadar uzarsa, tevbeyi erteler ve günahları artar. Dünyaya karşı hırsı şiddetlenir, kalbi kararır, akıbetini unutur ve gaflete dalar. Sonunda ise şayet Allah merhamet etmezse ahiretini kaybeder. Fakat kısa emelli olur, hiç beklemedikleri bir anda ölümün yakaladığı akranlarının ve arkadaşlarının hallerini düşünürse ölüme ne kadar yakın olduğunu görür ve uzun emelden kurtulur. Nefsine şöyle der: “Ey aldanmış nefsim uzun emelden sakın ve Avn b. Abdullah’ın şu sözünü hatırla: ‘Nice kimseler vardır, bir güne başlarlar bitiremezler, yarını beklerler kavuşamazlar. Eğer siz eceli ve ne kadar çabuk geldiğini görseydiniz uzun emelden ve onun aldattığı şeylerden nefret ederdiniz!’”

          Bu ikazlar üzerine düşünmemiz ve bunu bir alışkanlık haline getirmemiz durumunda Allah’ın izni ile kısa emelli oluruz. O zaman nefsimiz ibadete girişir, tevbe etmekten acele eder ve günahlardan kurtulmaya çalışır ve dünyalıklardan yüz çevirir. Bunlar sayesinde kıyamet günü vereceğimiz hesap kolaylaşır.

Hased:

          Hased, bir kimsenin hayırlı bir işi veya evi, malı, mülkü, ilmi olsa, o kimseden bunların gitmesini, onda olmayıp, kendinde olmasını istemektir. Onda olduğu gibi kendisinde de olmasını istemek haset olmaz. Buna gıpta etmek, imrenmek denir.

          Hased ibadetleri bozan, insanı günaha iten bir hastalıktır. Bu hastalığa yakalananların sonu felakettir. Resulullah (s.a.) şöyle buyurur: “Altı sınıf insan altı kötülük sebebiyle cehenneme girer: Araplar ırkçılık, yöneticiler zulüm, köy yöneticileri kibir, tüccar aldatma, âlimler hased yüzünden!”

          Demek ki hased âlimleri bile cehenneme sürükleyecek kadar tehlikeli ve uzak durulması gereken bir hastalıktır. Hasedin Kötülükleri:

a) İbadetleri mahveder: Resulullah (s.a.) şöyle buyurur: “Ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi hased de iyilikleri yer bitirir.”

b) Günahlara ve kötülüklere sebep olur: Vehb b.Münebbih (r.a) şöyle der: “Hased edenin üç özelliği vardır; huzurunda bulunduğu zaman dalkavukluk yapar, arkadan gıybet eder ve birinin başına gelen musibetle alay eder, sevinir.”

Allah’ın hasetçilerin şerrinden kendisine sığınmamızı emretmesi hasedin kötülüğünü göstermeye yeterlidir. “… ve hased ettiği zaman hasetçinin şerrinden alemlerin Rabbine sığınırım, de.” Rabbimiz kovulmuş şeytanın ve sihirbazın şerrinden kendisine sığınmamızı emrettiği gibi hasetçinin şerrinden de kendisine sığınmamızı emretmiştir.

c) Faydasız yorgunluk ve tasa: Hased insanı boşu boşuna yorar ve tasa verir ayrıca günaha ve kötülüğe de sürükler. İbnu’s Semak der ki: “Hased edenden başka zalime benzeyen bir mazlum görmedim. Hasetçinin nefsi hakir, aklı karışık ve sürekli keder içindedir.”

d) Basiretin (anlayışın) körelmesi: Hased kalbi öyle köreltir ki nerdeyse Allah’ın emrinden hiç birini anlamayacak duruma gelir.

e) Mahrumiyet ve başarısızlık: Hased eden muradına eremez, Allah’ın yardımına nail olamaz. Muradı Allah’ın mümin kulları elindeki nimetin sona ermesi olan hasetçi kişi nasıl muradına erebilir?

          Ebu Yakub ne güzel söylemiş: “Allah’ım kullarına verdiğin nimetlerin tamam oluncaya kadar bize sabır ver, onların hallerini bize güzel göster ki hased etmeyelim.”

          Hased ibadetleri mahvetmekte, günahlarını ve kötülüklerini arttırmakta, iç huzurunu ve anlayışını gidermektedir. Düşmanlara karşı yardım görmene ve isteğini elde etmene engel olmaktadır. Acaba hangi hastalık bundan daha fazla tedaviye muhtaçtır?

Acelecilik:

          Acele, bir iş insanın aklına düşer düşmez durup düşünmeden, araştırmadan onu yapmasıdır. Acelecilik ve sabırsızlık kötü ahlak ile birlikte insanın hedefine varmasına engel olur. İnsanı günaha düşürür ve dört büyük afete sebep olur.

a) Hizmetkârlar hayırda derece bakımında yükselmek ister ve bunun için gayret gösterirler. Bazen buna bir an önce erişmek için acele ederler. Ama istedikleri şeyin henüz vakti gelmemiştir. Elde edemeyince de ya gevşeklik gösterir, ümitsizliğe kapılır, çalışmayı terk ederler ve o dereceden mahrum kalırlar. Ya da bir an önce ulaşmak için aşırı derecede gayret gösterir ve nefislerini yorarlar, fakat yine o dereceyi elde edemezler. Orta bir yol tutmak lazımdır.

b) Hizmetkârın bir isteği olur ve Allah’a dua eder. Duayı çokça ve ciddi bir şekilde tekrarlar. Bazen icabet vakti gelmeden önce kabul edilmesi için acele eder. Fakat henüz kabul edilme vakti gelmeden icabet edilmez. Sonuçta istediği olmadığı için gevşer, ümitsizliğe düşer. Duayı terk eder, hedefine erişemez ve mahrum kalır.

c) Aceleci kimseye birisi haksızlık etse hemen ona kin besler ve beddua etmekte acele eder. Bu yüzden bir Müslümanın helakine sebep olabilir. Bazen de bedduada haddi aşar ve kendisini günaha ve helake sürükler. Cenab-ı Hakk şöyle buyurur: “İnsan hayra dua ettiği kadar şerre de dua eder. İnsan pek acelecidir.”

d) İbadetin aslı ve temeli vera (takva)dır. Veranın aslı ise her şeyde son derece dikkat göstermek, gerek yemek içmek, gerek giyim kuşam, gerek konuşma ve gerekse davranışlarla ilgili her konuda mükemmel bir araştırma sahibi olmaktır. Aceleci insanlar bu saydığımız konularda işin aslını araştırarak, kesin bir şekilde anlayarak hareket edemezler. Böyle olunca da yaptığı işlerde gerekli dikkat ve araştırmayı göstermezler. Aceleyle ve düşünmeden konuşmaya girişir, hataya düşer, aceleyle yemeye başlar, harama ve şüpheli şeylere bulaşır.

          Aceleci kimse manevi derecelerden ve hayırlardan geri kalabilir, istediklerinden mahrum olur, Müslüman kardeşinin ve kendisinin helakine sebep olabilir. Ayrıca hizmetkârların sermayesi olan verayı kaybetme tehlikesiyle yüz yüze kalır.

Kibir ve zararları:

          Kibir, kişinin başkalarını küçük, değersiz görerek kendisini büyük görme eğilimidir. Bu anlayışa uyarak hareket etmeye büyüklenme, böbürlenme denir.

          Kibir başlı başına bir kötülük ve öldürücü bir hastalıktır. Cenab-ı Hakk şöyle buyurur: “O (iblis) yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kâfirlerden oldu.”

          Kibir dinin aslına ve temeline zarar verir. İnsanları şu dört tehlikeyle yüz yüze getirir.

  1. Zarar - Basiretin kapanması: Kibir insanın basiretini kapatır ve hakikatten mahrum kalmasına sebep olur. Allah’ı Teâlâ’nın ayetlerindeki incelikleri göremez. Cenab-ı Hakk şöyle buyurur: “Yeryüzünde haksız yere böbürlenenleri (kibirlenenleri) ayetlerimden uzaklaştıracağım. Onlar bütün mucizeleri görseler de iman etmezler. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Fakat azgınlık yolunu görürlerse hemen ona saparlar.”
  2. Zarar- Allah’ın buğz ve nefreti: Kibirli insanlar Cenab-ı Hakk’ın buğz ve nefretini üzerlerine çekerler. Ayet-i Kerime de şöyle buyrulur: “Hiç şüphesiz Allah, onların gizleyeceklerini de açıklayacaklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları asla sevmez.”

         

  1. Zarar - Dünya ve ahirette aşağılanma ve ceza: Kibir sahipleri hem dünyada hem de ahirette aşağılanır. Hatem-i Esem der ki: “Üç hal üzere ölmekten kaçınmak istedim. Kibir, hırs ve kendini beğenme. Zira Cenab-ı Hakk kibir sahibini, yakınlarından en rezil olanların ve hizmetçilerinin elinde değersiz bir hale getirmeden dünyadan almaz. Hırslı bir kimseyi de bir kat elbiseye, bir yudum suya, bir lokma ekmeğe muhtaç etmeden canını almaz. Kendini beğenenleri ise kendi pisliklerine bulamadan dünyadan çekip almaz.”
  2. Zarar - Ahirette azap ve cehennem: Hadis-i Kudside Cenab-ı Hakk şöyle buyurur: “Büyüklük (kibir) ridam (dış elbise), ululuk da izarımdır (iç elbise). Bunlardan birini kim giyinmek isterse onu cehennem ateşine sokarım!”

          Bu kudsi hadisin manası şudur: “Büyüklük ve ululuk zatıma mahsus sıfatlardandır. Benden başkasının onları giyinmesi yakışık almaz. Nasıl insanın kendine mahsus giyecekleri varsa bunlar da Bana mahsus giyeceklerdir.”

          Öyleyse kibir gibi kötü bir huy, hakkı tanımana, Allah’ın ayetlerini anlamana engel oluyorsa, Allah’ın senden nefret etmesine, dünyada aşağılanmana ve ahirette de cehennem azabına girmene sebep oluyorsa, akıllı insanın yapacağı nefsindeki bu kötü huyu söküp atmak, ondan korunmak için önlemler almak ve Allah’a sığınmak suretiyle nefsini ıslah etmektir.

Kalbin karşılaştığı tehlikelerin tedavisi

  1. Kısa emel,
  2. İnsanlara nasihat,
  3. İşlerde teenni,
  4. Tevazu ve huşu.

Kısa emel:

          Uzun emelin herhangi bir kayıt ve şarta bağlanmadan uzun süre yaşamayı kesin olarak istemek demek olduğunu öğrenmiştik. Kısa emel ise yaşamayı bazı kayıt ve şartlara bağlı olarak istemektir. Şöyle ki kısa emel sahibi Allah’ın dilemesi ve takdiri ile bunu ister. Eğer Allah dilerse ve takdir ederse diye kayıt koyar. Veya uzun ömrü, hakkımda hayırlısıyla diye Allah’ın iradesine bağlayarak ister. Eğer Allah dilerse yaşarım diyerek Allah’ın dilemesine veya takdir etmişse yaşarım diyerek Allah’ın takdirine bağlarsa uzun emel sahibi olmaktan kurtulur. Uzun emeli terk etmiş olur. Eğer yaşama isteğine “hakkımda hayırlısı ise istiyorum” diye sınırlama getirirse uzun emel hükmünden çıkar, kısa emel sahibi olur.

İnsanlara Nasihat:

          Hasedin Allah Teâlâ’nın Müslüman kardeşine verdiği ve onun için hayırlı olan bir nimetin sona ermesini istemek demek olduğundan bahsetmiş ve eğer sona ermesini istemeden aynısını kendisi için de isterse buna gıpta denir. Eğer o nimet mümin kardeşin için hayırlı değilse ve sen de onun sona ermesini istiyorsan buna da gayret denir.

          Hasedin zıddı nasihat yani Müslüman kardeşine Allah’ın vermiş olduğu ve onun için hayırlı olan nimetin devamını dilemektir. Peki, Müslüman kardeşimizin sahip olduğu bir nimetin kendisi için hayırlı mı yoksa zararlı mı olduğunu nereden bilebilir ve onun devamını ya da sona ermesini isteyebiliriz?

          Böyle durumlarda güçlü kanaat ile hareket etmeliyiz. Bu gibi durumlarda güçlü kanaat kesin bilgi yerine geçer. Eğer durum şüpheli olursa bir Müslümanın sahip olduğu nimetin devamını ya da sona ermesini kesin olarak istememeliyiz. Hased tehlikesinden kurtulup nasihat sevabı alabilmek için “Hakkında hayırlı ise Allah devam ettirsin, değilse sona erdirsin” şartıyla sınırlamak gerekir.

İşlerde teenni:

          Acele bir iş insanın aklına düşer düşmez araştırmadan ve düşünmeden onu yapmasıdır demiştik. Acelenin tersi teennidir. Teenni insanın yapacağı işler karşısında ihtiyatlı olmasını, onları yaparken dikkatli ve tedbirli olmasını sağlar. Dikkatli ve doğruluğu araştırılarak yapılan işlerde selamet, rastgele ve aceleyle yapılan işlerde pişmanlık ve azarlanma vardır. Bu düşünceler kişiyi teenni ile durup düşünerek hareket etmeye sevk eder.

Tevazu ve huşu:

          Kibirli olmak kendini beğenmek, büyük görmek demek demiştik, tevazu ise tam tersi olan alçak gönüllü olma, kendisini başkalarından aşağıda görmektir. Tevazunun genel ve özel olmak üzere iki kısmı vardır:

          Genel manada tevazu: Giyim, kuşam, mesken, yiyecek, içecek, binek vs. de alt olanı ile yetinmektir. Genel manada tevazuya erişmek için insan başlangıcını ve sonunun ne olacağını düşünmelidir. İnsan bir damla meniden yaratıldı ve daha sonra kokmuş bir ceset olacaktır.

          Özel manada tevazu: Gerek değersiz gerekse şerefli kimden gelirse gelsin hakkı kabul etmeye nefsini alıştırmaktır. Özel manada tevazuya erişmek için ise haktan yüz çevirenlerin, batılda diretenlerin uğrayacakları cezayı hatırlamalıyız.

Organların Takvası

Göz ve takvası:

Göz her fitnenin ve afetin sebebidir. Gözün korunmasını üç temelle işleyeceğiz. Bunlara uymamız bizim için yeterlidir.

          1- Gözleri haramdan çevirmek: Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor: “(Resulüm) Müminlere gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah onların yapmakta olduklarından haberdardır.”

          Gözlerini haramdan korusunlar uyarısı kulları edebe davet etmektedir. Kula gereken Rabbinin emrine sarılmaktır. Ayetin “Böyle yapmaları kendileri için daha temizdir.” kısmı uyarı mahiyetindedir.

          Rivayete göre Hz. İsa (a.s.) şöyle demiştir: “Bakışlardan sakın, zira o kalbe şehvet tohumu eker. Bu da fitne olarak sahibine yeter!”

          Bakışlarımızı haramdan çevirir ve lüzumsuz şeylere bakmazsak gönlümüz ferah ve kalbimiz temiz olur. Pek çok vesveseden uzak ve tehlikelerden güvencede olacağımız için hayırlarımız da oldukça artar. Şüphesiz Allah yapmakta olduklarından haberdardır ayeti Allah’ın makamından korkanlar için tehdit ve sakındırma olarak yeterlidir.

2- Bakışlar şeytanın zehirli oklarıdır: Resulullah (s.a.) şöyle buyurur: “Bir kadının güzelliğine bakmak şeytanın zehirli oklarından bir oktur. Kim bundan kaçınırsa onu sevindirecek şekilde ibadetin zevkini Allah ona tattırır.”

          Bu şekilde ibadetin tadını ve kulluğun zevkini tatmak şerefli bir mertebedir. Bu hadislerle amel eden kişiler mutlaka vadedilen sonucu elde ederler. İnsan kendini ilgilendirmeyen şeylerden bakışını çevirirse ibadetin lezzetini ve tadını alır.

          3- Azaların yaratılış gayesine uymak: Bütün organlarımızın ne için yaratıldıklarını düşünelim. Ayaklar cennet bahçelerinde gezinmek için, eller cennette şerbet kadehlerini tutmak ve meyvelerini toplamak için yaratılmışlardır. Gözler Âlemlerin Rabbi’ne nazar etmek için yaratılmışlardır. Böylesine yüce gaye için yaratılmış gözlere yapılması gereken yaratılış gayesine uygun olarak onu korumaktır

Kulak ve takvası:

Kulağı edep dışı ve lüzumsuz sözlerden korumak gerekir. Bunun sebeplerinden biri “Dinleyenin konuşana ortak olmasıdır.” Gıybet yapan bir arkadaşımızı dinler isek biz de gıybet yapmış kadar oluruz. Bir diğeri vesveseye sebep olmasıdır. Kişinin işittiği sözler kalpte vesvese ve kuruntulara sebep olur. Sonra bu vesvese ve kuruntular insanı meşgul eder ve ibadet etmesine mani olur. Kulak vasıtasıyla kalbe ulaşan sözler ağız vasıtasıyla mideye ulaşan yemekler gibidir. Yemeklerin faydalısı ve zararlısı vardır. İnsanın dinlediği sözler de bunun gibidir. Yenilen yemekler bir süre sonra dışarı atılır, fakat dinleyip de insanın kalbi üzerine etki eden söz belki de ömrü boyunca onunla birlikte kalır ve kendisini meşgul eder.

Dil ve takvası:

Dil bozgunculuk ve düşmanlığı en çok olan organdır.

Süfyan b.Abdullah (r.a.) şöyle rivayet eder: “Ya Resulullah! Benim için en çok korktuğun şey nedir?” dedim. Resulullah (s.a.) kendi eliyle dilini tuttu ve  “Bu” buyurdu.

Yunus b. Ubeyd (r.a.) şöyle der: “Gördüm ki nefsim, Basra’nın şiddetli sıcağında orucun meşakkatine tahammül gösteriyor, fakat lüzumsuz şeyleri konuşmamaya bir türlü tahammül gösteremiyor!”

Dili neden korumamız gerektiğini beş esas üzerinde inceleyeceğiz:

  1. Azaların doğruluğu dile bağlıdır.
  2. Uzuvlarımızdan en çok isyan edeni dildir. Kolaylıkla istediği tarafa gider.

Hadis-i Şerifte buyuruldu ki: “Her sabah, bütün uzuvlar, yalvararak dile derler ki: Bizim hakkımızı gözetmekte Allah’tan kork, kötü söz söyleme, bizi ateşte yakma! Bizim dine uyup uymamamız senin sebebinledir. Sen doğru olursan biz de doğru oluruz. Sen eğri olursan biz de eğri oluruz.”

  1. Salih amelleri koruma: Çok konuşan birinin gıybet yapması kaçınılmazdır. Gıybet ise ibadetleri yok eder, yer bitirir.

          Bir gün Hasan-ı Basri’ye, “Ey Hasan, falan kişi seni çekiştiriyor, gıybetini yapıyor!” derler. Hasan Basri o kişiye bir tabak hurma gönderir ve “İyiliklerini bana hediye ettiğini duydum. Ona karşılık ben de sana bunu hediye ediyorum!” der.

  1. Dünyadaki kötülüklerden kurtuluş: Dilini tutan selamettedir. İnsanın hatalarının kusurlarının çoğu dilindendir.
  2. Kıyamet gününü düşünmek: Söylediğin sözler nedeniyle kıyamet günü başına gelecek musibetleri ve kötü sonuçları aklına getir. Konuştuğun her söz ya sakıncalı ve dolayısıyla haramdır ya da lüzumsuz ve seni ilgilendirmeyen bir sözdür.

Eğer konuştuğun sözler haram ise bunun için Allah’ın azabı vardır. Resulullah (s.a.) şöyle buyurur: “Miraca çıktığım gece, cehennemde leş yiyen bir topluluk gördüm. ‘Ey Cebrail bunlar kimdir?’ dedim. ‘Bunlar insan eti yiyen (dünyada iken gıybet yapan kimselerdir.’ diye cevap verdi.”

Lüzumsuz konuşmanın sakıncaları

          * İnsan lüzumsuz konuştuğundan Kiramen Katibin denilen ve insanların her söylediğini ve yaptığını yazmakla görevli meleklerini, hayrı ve faydası olmayan sözlerle meşgul eder.

          * Lüzumsuz konuşanlar Rablerinin huzura boş ve saçma sözlerle dolu bir amel defteri göndermiş olur. Mümin bir kulun bundan sakınması gerekir.

          * Amel defterimizde bulunan yaptığımız ve söylediğimiz her şeyi kıyamet gününde Allah’ın huzurunda ve şahitlerin yanında okunacak.

          * Kıyamet gününde söylediklerimiz sebebiyle ayıplanır ve azarlanırız. Onların hepsi delil olarak kullanılır. Rabbimizin huzurunda yaptıklarımızdan dolayı utanırız.

          Saydığımız bu dört esas boşa konuşmamamız için aklı başında insanlara yeterlidir.

Mide ve takvası

  1. Haram ve şüpheli şeylerden kaçınmak

a. Cehennem azabından korunmak: Haram yiyenlerin yeri cehennemdir. Cenab-ı Hakk şöyle buyurur. “Haksızlıkla yetimlerin mallarını yiyenler, şüphesiz karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar; zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir.”

b. İbadete layık ve başarılı olmak: Ancak temiz olanlar Allah’a hizmet ve ibadet için uygun kimselerdir. Nasıl abdestsiz Allah’ın kitabına dokunamıyorsak harama batmış, şüpheli şeylere bulaşmış bir vücut nasıl Allah’a hizmet etmeye layık olabilir?

c. Hayırdan mahrum olmamak: Haram ve şüpheli lokmalarla beslenen kişi hayırdan mahrumdur. Hayırlı bir işi başarıyla tamamlasa bile hayrı kabul edilmez. Yaptığı iş sadece zahmet ve vakit kaybıdır. İbni Abbas (r.a.) der ki: “Cenab-ı Hakk, karnında haram lokma bulunanların namazını kabul buyurmaz.”

2- Helal olanların fazlasından sakınmak

a. Basiretin körelmesi: Çok yemek kalbi katılaştırır, nurunu ve basiretini yok eder. Resulullah (s.a.) şöyle buyurur: “Çok yiyip içmekle kalbinizi öldürmeyin. Çünkü kalp çok yiyip içmekle ölür, tıpkı çok sulanan ekinlerin öldüğü gibi.”

b. Fitneye ve lüzumsuz işlere sürüklenme: Çok yemek azaların fitneye düşmesine, gereksiz işlere ve kötülüklere sürüklenmesine sebep olur. İnsanoğlu karnı tok olduğu zaman göz kendisini ilgilendirmeyen şeylere bakmak, kulaklar bu gibi şeyleri dinlemek, dil böyle şeyleri konuşmak ister. Hâlbuki aç olsa bütün azalar sakin ve dingin bir halde bulunur ve bir şey yapacak istekleri kalmaz. Büyük âlim Ebu Cafer (r. a.) şöyle der: “Mide öyle bir organdır ki eğer o aç ise diğer organların hepsi toktur” Yani bütün organlar sakin bir haldedir ve senden bir şey istemezler.

3- Anlayış ve ilmin azalması:

Çok yemek yiyenlerin anlayışları kıt ve ilmi az olur. Oburluk zekânın kıvraklığını yok eder. Ebu Süleyman ed-Darani’ni bir sözünde, “Dünya ve ahirete ait bir ihtiyacının yerine gelmesini istiyorsan bu muradın yerine gelinceye kadar açlığa devam et. Çünkü çok yemek aklın özelliğine zarar verir.” der

4- İbadetin azalması:

          Fazla yemek yiyenin bedeni ağırlaşır, gözleri kapanır, bütün organları tembelleşir. Uykudan başka bir şey düşünemez.

5-İbadet zevkini kaybetmek:

Çok yemek ibadet zevkini yok eder. Ebubekir Sıddık (r.a.) der ki: “Rabbime ibadetin zevkini alabilmek için Müslüman olduğumdan beri karnımı tam olarak doyurmadım.”

6- Haram ve şüpheli tehlikesi:

Obur bir şekilde yemek yiyenlerin şüpheli ve haram şeyleri yeme tehlikesi vardır. Zira helal rızık ancak doyuracak kadar gelir. Resulullah (s.a.) şöyle buyurur: “Helal rızık seni doyuracak kadar gelir. Haram ise ölçüsüz ve sınırsız gelir.’’

7- Kalp ve beden meşguliyeti:

Çok yemek kalbi ve bedeni fazlasıyla meşgul eder. Öncelikle onun kazanılması, ikinci olarak hazırlanması, yenmesi, lüzumsuz olanların dışarı atılması ve fazla yemekten kaynaklanan hastalıklar fazlasıyla zaman alır. Resulullah (s.a.) buyurur ki: “Bütün hastalıkların başı hazımsızlık yani çok yemekten bedenin ağırlaşması ve bütün devaların başı da az yemek yani perhizdir.”

8-Ölüm anında ve ahirette sıkıntı:

Çok yemenin diğer bir zararı da sekerat denilen ölüm anında insanın büyük sıkıntılar çekmesine sebep olmasıdır. Sekerat halinde çekilecek sıkıntının dünyadan alınan lezzet oranında artacağı söylenir.

9- Kıyamet günü; hapis, hesap, ayıplanma ve kötülenme:

Oburca yiyen kişi helal olanlardan fazlaca yiyerek ve dolayısıyla şehvet peşinde koşarak edebi terk ettiği için kıyamet gününde hapsedilir. Buna ilaveten hesaba çekilir kınanır ve ayıplanır. Hadis-i Şerifte, “Dünyada sahip olduklarınızdan helal olanlar için hesap, haram olanlar için ceza, ziynet olanlar için hüsran vardır.” buyurulmuştur.

Midesine düşkün olanların karşılaşacağı afetler bunlardır. Ahirete dikkat eden bizler için bu afetlerden bir tanesi bile yeterlidir. Karnımızı doyurduğumuz yiyeceklerin temini ve ölçüsü konusunda çok dikkatli davranmalıyız.

Kaynak:

İmam-ı Gazali/Kalplerin Keşfi

Yayın Tarihi: 11 Ocak 2021 Pazartesi 14:14 Güncelleme Tarihi: 11 Ocak 2021, 14:37
banner25
YORUM EKLE

banner26