İbnü'l Arabî'ye göre üç türlü sefer vardır

İbnü’l Arabî ve Abdülkerîm Cîlî’nin el- İsfâr isimli eserlerinin Türkçe tercümelerinden meydana gelen 'Seferler' kitabı, tasavvufta mühim yeri olan 'sefer' kavramını anlatıyor. Metin Erol yazdı..

İbnü'l Arabî'ye göre üç türlü sefer vardır

İnsanın her yolcuğu bir sefer midir? Her seferi bir yolculuk mudur yoksa? Belki de her sefer bir yolculuğa, her yolculuk bir sefere gebedir birbiri içinde. Vaktiyle İstanbul’a yaptığım yolculuğu hatırlıyorum. Bu yolculuğun içinde bir sefer, o seferin içinde bir başka sefer vuku bulmuştu. Sefer üstüne sefer… Bu İstanbul yolculuğumda Üsküdar sahilinde dolaşırken, deniz kenarına açılmış ikinci el kitapçıların içinde buluverdim kendimi. Ne Üsküdar sahilinin cazibesi, ne Kız Kulesi, ne İstanbul silüeti, satılan ikinci el kitaplara takılıp kalmaktan alamadı beni. Kitaplar içinden bir kitap çekti dikkatimi: ‘Seferler’.

Seferler’, hareket üzere kurulmuş âlemin kendinde mevcut bulunan ulvî ve süflî âlemde bitmek tükenmek bilmeyen, zerreden küreye, maddeden mânâya bütün âlemin seferlerinin yorumlandığı bir kitap. İbnü’l Arabî ve Abdülkerîm Cîlî’nin el- İsfâr isimli eserlerinin Türkçe tercümelerinden meydana geliyor. “Sefer” kavramı metafizik bir tarzda ele alınıyor eserde. İlâhi isimlerin, Kur’ân’ın, peygamberlerin ve namaz kılan insanların seferlerinin anlatıldığı eserde insan kendi seferini arıyor. Çünkü insan hakikatinin Tanrı’dan sudûr ettiği tüm dini geleneklerde, bu hakikatin bu âlemde belirmesinden sonra asıl vatanına dönüş yolculuğunda insanın evrensel bir motif olan seferle yolu muhakkak kesişiyor.

Sûfiler neden sefere çıkar?

Araplar tarafından bir şeyin yüzünden örtüsünü kaldırmak anlamında kullanılır sefer kelimesi. Tasavvufî hayatın yöntemlerinden biri aynı zaman da. Sûfi, sefere çıkarak nefsinin taşıdığı hakiki sıfatları görmek ve bunlardan kötü olanları düzeltmeye gayret etmek niyetindendir. Sufiler için bu yolculuk aslında iç âleme yapılan yolculuğun maddî âlemdeki bir yansımasıdır.

Tasavvufi eğitimde sefere çıkmanın önemi mühimdir. Bir sûfi, sefer adabı üzere sefere çıkar. Bu adapta tasavvufî hayatın her alanını haiz olan Allah-u zü’l- Celâl içindir. Bir sûfi memleket görmek, dolaşmış olmak, kafa dağıtmak vb. nedenlerle sefere çıkmaz. Ancak hac, cihâd, Allah dostlarıyla görüşmek, akraba ziyaretinde bulunmak, haksızlığı önlemek, ilim tahsil etmek, mânevi hallerin inkişaf etmesine faydalı olacak kimselerle görüşmek, mübarek yerler ziyaret etmek, türbe ziyaretinde bulunmak maksatlı sefere çıkar. Bu vesilelerden herhangi biri üzere Ramazan ayında sefere çıkan sûfi, yolculuk nedeniyle oruç tutmama ruhsatını kullanmaz. Aksine oruç tutmaya devam eder. Bunun nedenini ise yolculukta ruhsatla amel edenlerin zorunlu olarak sefere çıkmalarını gösterir. Sûfilerin ise zorunlu olarak sefere çıkma durumları söz konusu değildir. Bu yüzden ruhsatlarla amel etmekten kaçınır onlar.

İbnü’l Arabî’ye göre üç türlü sefer var

Kuşeyri’nin tespitine göre sûfiler gençliklerinde ve sülûklarının başlangıcında çokça sefere çıkarlarmış. Âhir ömürlerinde ve hallerinde ise bir köşeye çekilip uzleti tercih ederlermiş. Bu kişiye has seferler, elbetteki görüşler neticesinde değişir. Ancak İbnü’l- Arabî, seferlerin nedenini, âlem başlangıcının hareket üzere ikâme edilmiş olmasında bulur. Bu yüzden âlemde sükûnun bulunması mümkün değildir Arabi’ye göre. Çünkü âlem sükûn bulacak olsa, aslı olan yokluğa döner. Arabi’ye göre ulvi âlemde ve süflî âlemde seferler asla bitmez. Bütün mâsivâ yani âlem sefer üzeredir.

İbnü’l Arabî’ye göre üç türlü sefer vardır. Bunlar Hakk’a sefer, Hakk’ta sefer ve Hakk’tan seferdir. Hakk’ta yapılan sefer şaşkınlık ve hayret seferidir ve bu seferi yapan kendi nefsinden gayrı bir şey elde etmez. Hakk’tan sefer edenin kazanımıysa, var olmasıdır. Hakk’a sefer ve Hakk’tan seferde, seferin bir sonu olmakla beraber, Hakk’ta sefer olan şaşkınlık ve hayret seferinin bir sonu yoktur. İbnü’l Arabî, Hakk’a sefer edenleri de kendi içinde üçe ayırır. İlk yolcular Allah’ı teşbih eden ve O’na lâyık olmadığı sıfatları veren yolculardır. Bunlar müşriklerdir ve Hakk’a asla ulaşamayacaklardır. İkinci tür yolcular Allah’ı tenzih etmekte aşırı gidenlerdir. Üçüncü sınıf yolcular ise mâsum ve mahfûz yolculardır. Bunlar peygamberler ve âriflerdir.

Hakk’ta sefer edenleri ise İbnü’l Arabi ikiye ayırır. İlki kendi akıl ve fikirleri ile Hakk’ta sefer eden zümredir. Filozoflar ve onların öğreti ve metotları üzere olanlar bu grup içinde yer alırlar. İbnü’l Arabi bunların, kendi fikirlerinden başka iddia ettikleri şeyi kanıtlayacak delilleri olmamasından dolayı kesinlikle yoldan sapmaya açık olduklarını belirtir. İkinci grup ise kendileri ile Hakk’ta sefer edilen kimselerdir. Bunlar resûller, nebiler ve muhakkik sûfiler gibi velîlerin seçkinleridir. Eğer ki bunlar Hz. Peygamberin Mekke’den Kudüs’e yaptığı gece yolculuğunda bindiği gibi bir binek tarafından taşınmıyorlarsa tehlikededirler.

İbnü’l Arabi’nin bu eserindeki anlatımı ile Fusûs’taki anlatımı arasında paralellik vardır. İbnü’l Arabî önce Amâ’dan Arş’a yapılan Rabbâni seferi, âlemin yaratılması seferi, ilâhi kelâm seferi gibi ulvî âlemlerde vukû bulan seferleri anlattıktan sonra sırasıyla Hz. Muhammed’in, Hz. Âdem’in, Hz. İdris’in, Hz. Nûh’un, Hz. İbrahim’in, Hz. Lût’un, Hz. Yusuf’un ve Hz. Mûsa’nın seferlerini üzerinde durur. Bu seferler hakkında yorumlar yapar.

Abdülkerîm Cîlî’nin eseri olan ve kitabın ikinci bölümü olarak verilen el-isfâru’l- Ğarîb bölümünde ise mü’minin miracı olan namaz seferi anlatılmaktadır.

Nefes Yayınları’nın Tasavvuf Klasikleri 1 serisi içinde ilk baskısını Seferler ismiyle, son baskısını ise Manevi Seferler ismiyle yayınladığı bu güzide esere bir sefer de sizin yapmanızı öneririm.

Metin Erol, kendi seferi içinde yazdı

Güncelleme Tarihi: 21 Haziran 2019, 11:29
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13