Biz "Mektep"ten mezun olduk 

Mustafa Kutlu’nun yanılmıyorsam Sır adlı hikayesinin ilk sayfalarında idi. Kahramanımız  “bilgisini, görgüsünü artırmak için” yurt dışından gelir, hava alanından bir taksiye atlar. Yolda bir gazetecinin önünde durur. Bakar ki sergenler başta başa dergilerle doludur. Dergilere bakar ve “Vay anasını, bütün dergileri çıkarmışlar.” der.

Çocuğun ismini biz koyduyduk..

Kitaptan anlaşıldığına göre bu gerçekliğin yaşandığı yıllar seksenli yıllardır. Hikaye deyip geçmeyin, seksenli yıllar gerçekten birçok derginin çıktığı yıllar oldu. Buna rağmen dergilerin adı ile içeriği, ait olduğu camia arasında bir uyum vardı. Bugün artık kelime bile kalmadı dergiye, gazeteye ad olacak. Bundan dolayı tescilli yayın organlarının adları ikinci kez kullanılamayacağı için kelimenin başına bazı sıfatlar eklendi. Beklenen Vakit, Babıalide Sabah gibi. Aklıma gelmişken şunu da belirteyim.  90’lı yılların başında Çorum’da bir günlük gazete çıkaracağız, deyip istişare toplantısına çağırmışlardı bizi. Adı ne olsun dediler. Ben de Yeni Devir’den mülhem olarak Yeni Şafak olsun dedim. Benimsenmedi veya çoğunluğun oyunu alamadı, Yeni Gün adı verildi gazeteye. Eğer o gün bizim teklifimiz kabul edilseydi bugün Yeni Şafak gazetesi olmayacaktı.

Yayın organlarına verilen isimden çıkarak gelelim Mektep’e. Medrese’nin alternatifi olarak açılan mekteplerin bir gün gelip de İslamcılar tarafından sahipleneceğini aklınız alır mıydı? Almazdı doğrusu. Çünkü mektep de kısa zamanda eskidi, yerine Fransızcadan geçen ve ‘ecole’den türeyen okul geldi. Her zamanki gibi gelenek’e yeninin biraz da karşıtı olduğu için sahip çıkanlar, çıkış şartlarını göz ardı ederek eskinin muhafazakârı oldular. Haydi bir parantez daha açalım bu bâbda; nereden doğduğuna, niçin çıktığına bakmadan bazı arkadaşların dünyabizimde öğretmenlerinin öğretmenler gününü kutladığını da hatırlatalım ve “hop, ne oluyoruz” diyelim.

Evet, biz seksenli yıllarda aynı anda iki tür mektepte okuduk. Nuri Pakdil Usta’nın  “Bilimleryurdu” dediği “üniversite”de ve “Mektep”  dergisinde. Mektep dergisi  1986 Nisan’ında ilk sayısını çıkardığında bizim fakülteyi bitirmemize bir yıl vardı. Dergi İslami düşüncenin teori yönünü olduğu kadar pratiğini de öne çıkarıyordu. İçinde sadece makalelere değil; şiir ve hikayelere de yer veriyordu.

Derginin hikayecisi Adil Büyükbey (Ömer Küçükağa) idi. Kardeşi Ahmet Küçükağa’dan başka yayın kurulunda M.Beşir Eryarsoy. Ahmet Ağırakça, Adil Doğru (Prof. Dr. Sami Şener) de vardı. Kalemi eline alalı üç, dört sene olmuş biz gençler de bazı metinlerle katıldık Mektep’e. Bu isimlere zaman zaman Yusuf Kerimoğlu, Mehmet Emin Gerger, H.Ebubekir Salih, Ahmet Eminoğlu da katılmıştı. Mektep dergisinin iki ayrı yayın dönemi oldu. Birinci dönem, A4 büyüklüğünde, resimsiz ve daha çok ilmi metinlerin yer aldığı dönemdir. İkinci dönem ise boyut olarak büyüdü, renklendi ve resim yayımladı. Bu arada Türkiye’nin gündemine ait ağırlıklı sayılar yaptı. Diyanet, Laiklik, Filistin, 163.Madde gibi.

İsimleri saymışken şunu da belirtmemiz gerekir. Bir dergi; çıkışından kapanışına kadar geriye birkaç isim bırakmazsa, bazı yetenekleri keşfedip düşünce ve edebiyat dünyasına kazandırmazsa görevini tam yapmış sayılmaz. Eğer Mektep’ten geriye ne kaldı denirse; dergiye emeği geçenler; bazı yazılarla ve 163.madde soruşturmasına katkıda bulunmuş biri olarak, bizi ve Mehmet Emin Gerger’i “mektep” mezunu sayabilirler.  Doğrusu bundan onur duyarız.