Hayâtın söylediği latîf sırlar…
Kalem'e, Kelâm'a ve Hüsn-ü Hat'a olan muhabbetim derin yıllara şâmil olsa da, kaderde payıma düşen; “kalem ve kelâm” yâni “yazarlık” idi. Fakat bir gün garib bir şey oldu. Tarihler 2021'i gösterirken ve benim İzmir'den İstanbul'a olan ikâmet yolculuğum 10. senesinde iken Balat'ta açmış olduğum "Vefâ" isimli kitabevimin kapısından, Hat Sanatı'nın mümtâz silsilesinden "Hattat Mehmethan Akan" Hocamız girecekti. O gün anladım ki; insanın ilme ve sanata olan muhabbeti boşa değilmiş. Kader'in Sahibi bir gün nasibedâr kılıyormuş. O gün hayâtın bana söylediği latif sırlar bunlardı...

Hediyeleşmek ve gönül almak; âdetidir
Mehmethan Hocamız, her zaman ki zarâfetiyle oturduğu ve az sonra kalkmak üzere olacağı iskemlede, yani birçoklarının –ilk tanışmada- hiçbir şey yapmadan oturduğu o vakitlerde bile, hem tanış oluyor hem de ilk hediyesini güzel yazı ile hazırlıyordu. Bu hâl; kendisinin âdeti idi: Ardında; güzel eserler ve latif hatıralar bırakmak...
Bir âdeti de "iltifat" etmek
Şunu da belirtmeden edemeyeceğim: Hocamız'ın muhatabı ya da talebesi iseniz, te'min ediyorum ki mutlaka iltifat görekeceksiniz. Zira; iltifat etmek ve şevklendirmek, kendisinin başlıca özelliklerinden.
"Yazmadığımız saat yok"
Geçtiğimiz aylarda Kağıthâne Belediyesi'ndeki sergisinde Hocamız'a sormuştum:
"Hocam, günde kaç saat yazıyorsunuz?
"Yazmadığımız saat yok!...."
"Hat Sanatı öyle bir sanattır ki, siz onu 1 bırakırsanız, o sizi 5 bırakır. O sebeple yazmaya ara vermemek lazım..."
Hüsn-ü Hat sanatının "vücûd" bulmuş hâli...
İnsan bir ilimle ve sanatla meşgul olabilir. Fakat bu hakikatleri bünyesinde toplamak, herkese nasib olmayan bir nimet olarak görüyorum. Hocamız'ın duruşu ve seçkin hâlleri, hat sanatını giymiş bir varlık gibi âdetâ. Kendisine baktığınızda, Elif harfinin asâletini rahatlıkla görebilirsiniz.
Vakit kendisine, kendisi de vakte hediye....
Hocamız’da müşâhede ettiğim bir diğer hususiyet de; vakte olan sadâkati.. Ömrün bereketi, belki de vakit ile kurulan muhabbet ve bu muhabbete duyulan sadâkatti. Hocamız’ın değerli hanımı; “Akşamları bazen çay içmeye dahi vakti olmuyor.” diye ifade etmişti, hat sanatıyla olan dostluğunu. Bu ferâgatlerdi belki onları mümtâz kılan. Ben bu gibi insanların armağan olduğunu düşünüyorum. Temiz olmak, temiz kalmak ve insânî yönlerini, istidâtlarını inkişâf ettirmek isteyenler için –gerçekten- büyük bir armağan! Bu yönüyle, onlar da vakte hediye aslında..
Hat ve Hâl Sanatı
Hocamız’ın yetiştirdiği talebeleri gözlemlediğimde, bir talebeden fazlasını görüyorum. Düşünün ki talebelerinin birçok yönünü düşünen; onların hem sanat çalışmalarını titizlikle yürüten, hem de değerli hocalarla güçlü bağları olan, talebeleriyle bu hocalar arasında muhabbet köprüsü kuran, yeri geldiğinde bir ağabey, baba gibi yanınzda duran, çocukları kucaklayan, daima umut veren, sosyal açıdan da bireyi zenginleştiren bir hoca. Böyle olunca, siz sadece derse gidip gelen, paraya indirgenmiş kuru bir bağ değil; bilakis duru ve güçlü bir bağ içinde “Hoca nasıl olunur?”, onu öğreniyorsunuz, bizzat yaşayarak. Eskilerin o çok özlenen Usta-Çırak ilişkisi gibi…