Nurettin Topçu’nun Yarınki Türkiye’si iki ana bölümden meydana gelmektedir. Bu bölümler ise birbirini destekler mahiyette çok sayıda alt başlıklardan oluşmaktadır.

Kendimiz dışında nereye koştuysak gurbette kaldık.” diyerek kadim Türk ve İslam medeniyetlerinin sentezi için gayret gösteren Nurettin Topçu, Anadolu coğrafyasını yurt bilmiş, tarihte ve kültürde Selçuklu ile Osmanlı’ya sıkı sıkıya bağlı kalmıştır. “İnsan kâinatın kalbidir.” anlayışıyla ruhun derinliklerine inmiş, İslam’dan -özellikle tasavvufî kaynaklardan- beslenmiştir. O, ahlak meselesine büyük bir önem vermiş ve ahlakı her işin başına koymuştur. “Kurtulmak için kurtarıcı olmaktan başka yol yoktur.” düsturuyla “Hareket” eden Nurettin Topçu, fikir dünyamızın kilometre taşlarından biridir. Hem yerli hem de evrensel bir düşünce yolu açan Nurettin Topçu çok yönlü bir yazar olup değişik alanlarda oldukça başarılı eserler kaleme almıştır. Bu eserlerden biri de Yarınki Türkiye’dir.

Nurettin Topçu’nun Yarınki Türkiye’si iki ana bölümden meydana gelmektedir. Bu bölümler ise birbirini destekler mahiyette çok sayıda alt başlıklardan oluşmaktadır. Kitapta ahlak, hareket, toplum, cemiyet, din, felsefe, tarih, Batılılaşma, benlik sorunu, millî kültür, millet, vatan, Avrupa, Anadolu, nesiller, ictimaî sınıflar, manevî değerler, öncü şahsiyetler, felsefî akımlar, siyaset, vatandaş, şahsiyet, köy, şehir gibi ana temalar üzerinde durularak şimdinin muhasebesi yapılmış, Yarınki Türkiye’nin hayali kurulmuştur. Kitabın önsözü ve Ali Fuat Başgil’e ait değerlendirme yazısı da kitabın içeriği kadar etkileyici ve dikkat çekici görünüyor.

Önsözde geçen “Anadolu’nun kurtuluş savaşı ruh cephesinde henüz yapılmadı.” ifadeleri kitap hakkında bize yol göstermektedir. “Kendimize dönelim.” sözü de yazarın niyetini açıkça ortaya koymaktadır. Yine önsözde “Ruh cephesinde kendimizin olan, yaratıcı gücümüzün mahsulü olan ne var?” diye soruyor yazar. Cevabı ve çözümü çok iyi biliyor olacak ki kendi Rönesans’ımızı yapmak için kültürümüzün kaynaklarına inmemiz gerektiğini, şu fani hayatımıza sonsuzluğun sahnesini getirmemizin mecburiyetini, cihadımızın fikir ve ruh cephesinde, ahlak ve iman cephesinde yapılacağını, Yıldırımlar, Fatihler gibi İslam ruhçuluğundan beslenmenin mecburiyetini birkaç sayfada açık ve net bir şekilde ortaya koyuyor.

Nurettin Topçu önsözün sonunda yarına dair beklentilerini büyük bir inançla ifade ediyor: “Yarınki Türkiye'nin kurucuları, yaşama zevkini bırakıp yaşatma aşkına gönül verecek, sabırlı ve azimli, lâkin gösterişsiz ve nümayişsiz çalışan, ruh cephesinin maden işçileri olacaklardır. Bu ruh amelesinin ilk ve esaslı işi, insan yetiştirmektir. Hünerleri hep fedakârlık olan bu hizmet ehli gençler, hizmetlerinin mükâfatını da hizmet ettikleri insanlardan beklemeyecekler, sonsuzluğa sundukları eserin sesinin akislerini yine sonsuzluktan dinleyeceklerdir. Yarınki Türkiye'nin kurucuları, millet ve cemaat uğrunda fedakârlıklar kabullenenlerin artık bulunmadığı cemiyetimizde, muhtelif sîmâda insanları şahıslarında birleştireceklerdir. Onlarda Yunus Yavuz'la birleşecek; Sinan Akif'e uzanacak; Ebu Hanife Hüseyin Avni'yi tebrik edecektir.”

Birinci bölümün ilk yazısı Hareket Felsefesi başlığıyla karşımıza çıkıyor. Nurettin Topçu burada hareketi hayatın gayesi olarak görmekte, bunun için bir hareket ahlakı olması gerektiğini vurgulamaktadır. Ona göre bütün ahlakî davranışların özünde sonsuzluk düşüncesi bulunmalıdır ve hareketi sonsuzluğa götüren yolu görmemek hareketin mutlak ölümü demektir. Ve yine ona göre insanın davranışlarındaki değeri ortaya koyacak olan hareket ahlakıdır. Hareket Ahlakı yazısında hareketin fertten başlayıp sonsuzluğa yol alırken aile, cemiyet ve insanlık basamaklarından geçtiğini hareket felsefesinin ortaya koyduğunu ifade ettikten sonra “Türk çocuğuna hangi inançları sunmalı ve hangi ahlakı aşılamalıyız?” diye soruyor. Hareket aşkı, çalışmak, ruhların hareketine değer vermek, adalet, adil insan olmak, Asya’nı ahlakî medeniyeti, sonsuzluk bu bölümde değinilen diğer hususlar olarak dikkatimizi çekiyor. İş Ahlakı’nda ise namuslu adamdan ve namuslu adamın vasıflarından bahsetmektedir. Yazının devamında “Hareket ahlâkının telkinlerinden ve sonsuzluğa götürücü hareketin sevgisinden uzay yaşayan bir cemiyet işsizlerin cemiyetidir.” demektedir ve “İş ve hareket ahlâkına sahip olmayanlar gerçek mânasıyla işsizlerdir” diye eklemektedir.

Nurettin Topçu Cemiyetin Ruhu adlı yazıda cemiyet ve cemiyetçiliğin değişik toplumlardaki karşılığını, bu husustaki uzman görüşlerini ortaya koyuyor. Ardından fertçilik ve cemiyetçilik karşılaştırması yapıyor. “Ferdî ruhun yaratıcı oluşuna karşılık, cemiyet taklitçidir.” ve “ Cemiyet şahsiyetsizdir, kaderci ve taklitçidir, örflerle yaşar, uysallıktan hoşlanır, maddeci ve efsanecidir, kuvvetle korkunun esiridir. Buna karşılık kendini bulan ferdî ruh şahsiyet sahibidir, yaratıcıdır, isyan edicidir ve ahlâk değerleriyle yaşar, hakikatler peşinde idealisttir, merhametle aşkın kahramanıdır.” ifadeleri dikkatlerden kaçmazken “Hepimiz için hedef, sonsuzluğu yani Rabb’ı, Hakk’ı istemektir. Hep O’na yönelmiş olarak yürüyoruz.” ifadeleri estirdiği hoş rüzgârla ruhları coşturuyor, gönüllere ferahlık veriyor.

Felsefe ve Cemiyet başlığı altında Nurettin Topçu “Niçin felsefe lazım? Felsefe olmadan yaşayamaz mıyız?” diye soruyor ve bunun cevabını yine kendisi veriyor. Felsefenin aklın kullanılmasını öğrettiğini, ahlâkımızın sanatkârı olduğunu, siyasî nizamın yapıcısı konumunda bulunduğunu, kendimize bir felsefe aramamız gerektiğini, dinî inanışlarımızın üstadı, hürriyetimizin kaynağı olduğunu belirttikten sonra “İnsan anlaşılmadan insanlık âleminde inkılâp yapılmaz.” diyerek cevabına son noktayı koyuyor. Ardından bu sefer de “Bizim felsefemiz ne olmalıdır?” diye sorarak okuyucunun dikkatini iyice çekiyor. Kendisine göre çok önemli gördüğü tekâmül prensibi, metotlu düşünme prensibi, Anadolu sosyalizmi, İslam ruhçuluğu ve idealizm konularına değiniyor. Duygulu, iradeli, milletini olduğu gibi anlayan ve seven münevverlere ihtiyacımız olduğunu belirtiyor. Ardından “Sözde münevverlerimizin gözleri Batı’nın ufuklarından milletin kalbine çevrildiği gün bizim de felsefemiz yapılacaktır.” diyor ve ekliyor yazının sonunda “Anadolu kendi felsefesini yapacak çocuklarını da yine kendi bağrından çıkaracaktır.”

Hakikat Düşman Üç Felsefe: Pozitivizm-Pragmatizm-Sosyalizm yazısında Pozitivizm, Pragmatizm ve Sosyalizmin ortak özelliklerinin hakikat düşmanlığı oluğunu ifade eden Nurettin Topçu bu akımların anlayışlarından, tarihî gelişimlerinden bahsetmektedir. Rönesans Hareketleri ve Rönesans’ın Temelleri başlıklı yazılarla Bizde Rönesans adlı yazı birbirinin devamı niteliğinde görülüyor. Rönesans’ın ortaya çıkışı, temelleri, gelişimi, Avrupa ülkelerindeki durumu anlatan Nurettin Topçu ardından bizde yapılması özlenen Rönesans’ın basamakları sıralıyor. “Şu anda ruh dünyamızda bir Rönesans yapmak devletimizin Anadolu’da kurulduğu günden bu yana kazanılmış en büyük zafer olacaktır.” diyerek mevzuya son noktayı koyuyor. Benliğimiz’de “Biz kimiz?” diye soran Nurettin Topçu, “Biz millî tarihimize Anadolu’da ilk medeniyetlerin yaşadığı devirlerden yani binlerce sene evvelden başlayacak yerde, Anadolu’ya Türk unsur tarafından İslâm ruhunun saçıldığı devirlerden yani bin yıl evvelinden başlıyoruz.” diyerek sorunun cevabını da kendisi veriyor.

Millet Ruhu ve Millî Mukaddesat, Millet ve Milliyet, Bizde Milliyet Hareketleri, Milliyetçiliğimizin Esasları ve Millî Kültürümüz ve Garplılaşma Meselesi başlıklı yazılarda Nurettin Topçu, millet ve milliyetçilik üzerine kapsamlı değerlendirmelerde bulunuyor, bu kavramların toplumumuz üzerindeki etkilerinden bahsediyor. Bu arada milliyetçiliğimizin dayandığı esasları sıralamayı ihmal etmiyor. Batınınkinden ayrı ruhî ve ahlakî temellere dayanacak olan bir medeniyete bağlanmamız gerektiğini de özellikle vurguluyor. “Avrupa” başlıklı yazıda ise “Avrupa nasıl bir yerdir?” sorusuna cevap arıyor ve “Bizde millet fikrinin Avrupa fikriyle son ve katî vedalaşma zamanı artık gelmiştir.” diyerek bilinen görüşünü yineliyor. Nurettin Topçu birinci bölümün son yazısı olan Muhafazakârlık ve İnkılâpçılık’ta muhafazakârlık ve inkılapçılık karşılaştırmasını yaptıktan sonra kendini bilen, ne olduğunu çok iyi tanıyan muhafazakârlık ile zamana, hayata inkişaf şartlarının hepsine vakıf bir inkılapçılığın önemine değiniyor.

İkinci bölümün ilk yazısı Asrımızın Hareket Adamları’nda Nurettin Topçu asrımızdaki hareket adamlarını ‘sahtekâr’ olarak nitelendirmekte, onların hatalarını yüzlerine vuracak cesareti göstermemiz gerektiğini ifade etmektedir. Ayrıca bizim gönül verdiğimiz karakterlerin samimi iman sahibi vatandaş karakteri olduğunu da dile getirmektedir. Siyaset ve Mesuliyet / Vazife Adamı-Kalp Adamı yazısında siyasetin insan ve toplum üzerindeki etkisinden bahseden Nurettin Topçu, mesuliyet sahibi olmak, kalp adamı olmak kavramları üzerinden durmaktadır. “Kurtulmak için kurtarıcı olmaktan başka yol yok.” demekte ve bu durumu “Yaşamak için bazen yaşamamak lazımdır.” sözleriyle desteklemektedir. Ayrıca mefkûrelerin mefkûresi olarak gördüğü mesuliyeti kendi hareketlerimizle yaşatacağımızı ifade etmektedir. Mesuliyet Hareketi’nde ise “Bizim hareketimiz mesuliyet hareketidir; davamız hayata uymak değil, hayatımız hakka uydurmaktır.” diyor ve ekliyor “İlim ve ahlak, hak ve adalet uğrunda girişeceğimiz bu cihat için, neslimizin duygu ve ideal sahasında sahipsiz bırakılmış çocuklarını bir bayrak altında birleştirmeye davet ediyoruz.”

Şahsiyet başlıklı yazıda şahsiyeti insanın kendi benliğinin farkında olması diye tanımlayan Nurettin Topçu, maziyi istikbalimizin yaratıcı olarak görmekte ve “Mazinin bittiği yerde, millet biter.” demektedir. “Şuur denen şey bizde geçmiş zamanın hazinesidir.” ifadeleri de yine aynı düşünceleri desteklemektedir. “Bir kelime ile varlığımız tarihimizdir.” sözleri ve imansızlığı şahsiyetin en korkunç, en tehlikeli hastalığı olarak görmesi de bu yazıda diğer dikkat çeken hususlar olarak karışımıza çıkıyor. Nurettin Topçu, Zorba-Esir Medeniyetler yazısında daha ilk cümleden kullandığı “Milletlerin ruhu, tarihlerin derinliklerinde aranmalıdır.” ifadeleriyle geçmişin önemini bir kez daha vurgulamaktadır. Tarihi gelişimlerine göre medeniyetlerin insan ve toplum üzerindeki etkisi üzerinde duran Nurettin Topçu, imansızlığı asrımızın hastalığı, cemiyetçiliği şahsiyet düşmanı olarak görmekte, cemiyetin ahlakının olmadığını ifade etmektedir. Şahsiyet sahibi insanın vasıfları da yine bu yazıda üzerinde durulan hususlardan biri olarak dikkat çekmektedir.

İçtimai Sınıflar yazısında değişik toplumlardaki içtimai sınıflar ve bunların özellikleri üzerinde duran Nurettin Topçu, içtimai sınıfları o milletlerin tarihlerini yapan asıl kuvvetler olarak değerlendirmektedir. Nurettin Topçu bizdeki sınıflara da değinmiş, memleketin üretici zümresini, Anadolu köylüsünü ahlakî bir hayat içinde canlandırarak cemiyetin başına geçirmek düşüncesini dile getirmiştir. İki Mezar başlıklı yazıda yaşayanların şuurunda saltanat kurmuş sembolik iki mezardan bahsetmektedir. Medeniyetimize ait bir takım değerlerden ve şahsiyetlerden bahseden Nurettin Topçu, “Anadolu’da, yani güneşin doğduğu yerde kazılmış eski ve yeni mezarlardan neslimizi kurtarmak için yaratılacak ideal, Anadolu çocuğunun kalbindeki büyük çarpıntı ile otuz üç milyon insanın kazma seslerini bir nefes halinde besteleyecek ve bu gerçek sesin verdiği ilham, gelecek nesilleri realitelere esir olmaktan kurtaracaktır.” ifadeleriyle bu yazıyı nihayete erdirmektedir. Üç Kanlı Parti’de Nurettin Topçu, Türk dünyası ve Anadolu’yu hedef alan, onların ilerleyişini durdurmak için mücadele eden Şiilik, Masonluk ve Komünistlik üzerinde durmaktadır. Şiilik, Masonluk ve Komünizm’i Anadolu’nun bin yıllık tarihi içinde üç başlı ejder, üç bela, üç musibet olarak değerlendirmektedir.

Neslimizin Tarihi’nde “Yeni neslin velisi olacak zihniyet, gençliğe ruh aşılayacak ahlâk kahramanları yaratabildi mi?” diye soran Nurettin Topçu, bu soruyu “Neslimizin nasipsizliği aradığının ne olduğunu tanıtacak bir mürşide rastlamayışı olmuştur.” diyerek cevaplıyor. Bir neslin kendini, kaybedilen ruhunu aradığını, menfaatin aşkın katili olduğunu, hakikatimizin sonsuzluk olduğunu ifade ediyor ve ekliyor, “Hak bellediğin bir yola yalnız gideceksin.” Neslimizin Âtisi yazısında bütün meselelerin en önemlisi ve elemlisinin neslimizin âtisi meselesi olduğunu vurgulayan Nurettin Topçu, neslimizin kendisinden başka her şeye hayran bir durumda bulunduğunu üzülerek dile getiriyor. “Nasıl kurtulur bu nesil?” ve “Türk çocuğu nasıl yetişmeli?” gibi soruların cevaplarını da harika bir nesil olarak gördüğü geçmişimizde arıyor. “Hakikî inkılâbı yapacak olan bu nesil, beklenen kuvvettir.” diyerek de bu güvenini ortaya koyuyor. Vatan Haritası başlıklı yazıda “Anadolu, bu mukaddes vatan toprağı ne haldedir?” diye soruyor, geçmişten alınacak güçle bir ve bir arada yaşamanın önemine değiniyor ve “Biz medeniyet külçelerinin kabarttığı bu toprakların üstünde, ileri medeniyet sahip bir millet olarak yaşamaya mecburuz.” tespitinde bulunuyor. Nurettin Topçu, Anadolu’nun Çilesi’nde yanan içi, yanan bir gönülle görebileceğimizi ifade ettikten sonra köylerin boşalması hususuna değiniyor ve “İmamlık görevinin köy öğretmenliği ile birleştirilmesi kurtuluşun tek çıkar yoludur.” diyerek önemli bir konuya dikkat çekiyor. Yine İmam-Hatip okullarıyla öğretmen okullarını birleştirecek şuur ve anlayışın gerektiği tespiti de önemlidir. “Anadolu’nun böylesine karanlık bir istikbal uçurumundan uyanışı, ruhlarda yapılacak büyük bir inkılâbın eseri olacaktır.” sözleri de daha önce savunduğunu ideal düşüncenin farklı bir ifadesi olarak karşımıza çıkıyor. Vatanın Âtisi yazısında hemen başlarda “Âti karanlıktır.” tespitinde bulunuyor akabinde de “Birliği tutan ruh kuvvetidir. Ruh yerini maddeye bıraktı mı birlik çözülür, parçalanır.” ifadelerini kullanıyor. Nurettin Topçu bu yazısını öğretmenlerle ilgili güzel bir tespitle nihayete erdiriyor. “Anadolu’nun beklenen kurtarıcısı silahsız, servetsiz hem de partisiz ve garazsız, yalnız faziletle ilmin havarisi olacak öğretmenlerdir. Öğretmenine teslim olmayan millet, esir millettir.”

Mukaddes Kurbanlar başlıklı yazıda “Gençliğimizin kaybettiği en kıymetli şey, şahsiyet oldu.” ifadelerini kullanan Nurettin Topçu, gençliği mukaddes kurbanlar olarak görmektedir. Mukadderatımız Tohumları’nda “Ölüler gibi yaşıyoruz; biz, yarınki dirilere hayat vereceğiz.” diyerek yine gelecek iddiasını sürdürüyor, ayrıca kurtuluş için bulunduğumuz halin sebeplerini anlamamız gerektiğini vurguluyor. “Ağacın kökleri mâzide, istikbalin yemişleri de bu gövdeden toplanacaktır.” diyerek de içindeki güven duygusunu ortaya koyuyor. Yıkılan Ruh’ta eskiden ruhî hayatın bütün kaynağının din olduğunu belirttikten sonra “Şimdi durum nedir?” diye soruyor. Cevap olarak durumun hiç iç açıcı olmadığını dile getiriyor, ardından da ortada bir ihanet bulunduğunu ve bunun da din adamlarının ihaneti olduğunu çekinmeden ifade ediyor.

Şehitler-I yazısında şehitleri ruhumuzun kurtarıcıları olarak gören Nurettin Topçu, münevverlerin millete ihanet ettiğini dile getirmektedir. Ayrıca önceden nasıl bir ve berabersek yine başarabileceğimizi belirtiyor, bu milletin asla esir olmayacağını özellikle vurguluyor. Şehitler-II başlıklı yazıda “Herkesin ancak kendisi için yaşadığı asrımızda, herkes için yaşayan ve ölen kahramanlara şiddetle muhtacız.” tespiti önemlidir. Yemin ve Şahit’te İki ahlak hakikati, boynu bükük yaşayan iki anane.” olarak gördüğü yemin ve şahit kavramları üzerinde duruyor. Cemaat Ruhu’ndaCemaat ruhunda Allah’a kadar uzanan bir sevgi vardır.” değerlendirmesinde bulunup bu ruhun önemine değiniyor. Yarınki Kuvvet’te mukaddesatı temsil eden kuvvetin harap olduğunu; maddeci, pozitivist, realist kuvvetin daha aktif olduğunu ifade ediyor. Bunların yerine geçecek üçüncü kuvvet olarak düşündüğü “Müslüman Türk’ün mazisine bağlı, hikmetlerin insan için olduğunu bilen kuvvetle yeni ve gerçek inkılâplar hazırlayacağız.” iddiasında bulunuyor.

Nurettin Topçu Bahtiyar Belde başlıklı yazısında “Allah’a yaranmayı hayatın gayesi yapan insan, faziletli insandır. Faziletli insanların bir arada yaşadıkları belde ise bahtiyar beldedir.” ifadeleri kullanıyor ve insanı bir anda bahtiyar beldeye sürüklüyor. Zafer başlıklı yazıda “Zaferimiz ebedi olmalıdır ve iyi araştırılırsa her zaferin gayesi ebediliği kazanmak, ebedilik âleminde bir ülkeyi ele geçirmektir.” ifadelerini kullanıyor, ardından da zaferin şartlarını birkaç maddede ortaya koyuyor. Şehirler yazısında köy ve şehir karşılaştırması yapan Nurettin Topçu köylerin nasıl yok edildiği, şehirlerin acımasızlığı, imam ve muallimin rollerinin birleştirilmesi gerektiği hususları üzerinde duruyor. Kitabın son yazısı olan Başşehir’de Ankara izlenimlerini anlatan Nurettin Topçu, başşehirdeki geçmiş ve şimdiki durumu karşılaştırıyor, gördükleri karşısında şaşırarak “Bu halk acaba bir İstiklâl Mücadelesi daha yapabilir mi? diye bir soru yöneltiyor. “Narin kavakların altında abdest alan aksakallı ihtiyarlar yok.” diyerek de üzüntüsünü dile getiriyor. Kitabın son cümlesi olan “Başşehirden ayrılırken pek yakında onu bir güneş beldesi yapacak neslin hayaliyle coşkundum.” ifadelerinden net bir şekilde görebiliyoruz ki Nurettin Topçu her şeye rağmen umut doludur.

Gücümüzü ve inancımızı mazimizden almamız gerektiğini hatırlatan, gelecek adına ümitvâr olmamızı sağlayan Nurettin Topçu’nun Yarınki Türkiye’si ufuk açıcı, yol gösterici bir kitap olarak önemini her daim koruyacak gibi duruyor. Yarınki Türkiye’nin özünü “Kendimize dönelim.” şeklinde ifade edebileceğimiz gibi özetini de “Yarınki Türkiye şu temellerin üstünde kurulacak: Anadolu'nun toprağından kaynayan bir kan, cemaat için harcanan emek, bin yıllık bir tarih, otoriteli bir devlet ve ebedi olduğuna inanmış bir ruh.” olarak kabul edebiliriz.