Ülkemizin ve milletimizin irfan hazinesinde hayatları, eserleri ve sözleriyle derin izler bırakan Peyami Safa, Cemil Meriç, Cahit Zarifoğlu, Abdürrahim Karakoç ve Mevlâna İdris Zengin ne kadar da güzel insanlarmış değil mi? Değerleri gün geçtikçe daha da anlaşılan, yoklukları her an hissedilen bu güçlü kalemlerin hepsinin haziran ayında ahirete irtihal ettiğini biliyor muydunuz? Bu hâliyle haziran, edebiyat ve düşünce dünyamız için hazin bir mevsime dönüşmüş adeta. Bıraktıkları hoş sadayla her daim hatırlanan bu güzide insanlar bugün olduğu gibi gelecekte de yolumuzu aydınlatmaya devam edecekler. Onların açtığı hak ve hakikat yolunda yürüyenlere ne mutlu... Kelimeler onları tam manasıyla anlatmaya yetmez ama bu karakter abidelerini daha yakından tanımaya ne dersiniz?

Düşünce ve roman dünyamızın en güçlü ve etkili kalemlerinden biri olan Peyami Safa romanlarında insan ruhunun derinliklerine inmeyi başarmış, Doğu ile Batı arasında sıkışan modern insanın sancılarını büyük bir ustalıkla işlemiştir. Peyami Safa’nın dili dönemin birçok yazarından farklı olarak düşünceyle yoğrulmuştur. O, edebiyatı yalnız estetik bir alan olarak görmemiş aynı zamanda insanı ve toplumu anlama çabası olarak değerlendirmiştir. Bu yüzden eserlerini okuyanlar sadece bir roman okumaz, aynı zamanda kendi çağının meseleleriyle de yüzleşir. “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu”, “Fatih-Harbiye”, “Yalnızız” ve “Matmazel Noraliya’nın Koltuğu” gibi eserleriyle bilinen Peyami Safa ilk günü heyecanla okunmaktadır.

Kalemi kadar fikrî duruşuyla da dikkat çeken Peyami Safa hakikatin peşinde yürüyen bir mütefekkirdi. İnsan ruhunu anlamaya çalışırken toplumun meselelerine de sırtını dönmemiştir. Hastalıkla, yalnızlıkla ve hayatın ağır imtihanlarıyla yoğrulan ömrü eserlerine derin bir iç muhasebe olarak yansımıştır. 15 Haziran 1961’de vefat etmiş ve haziran ayına hüzün bırakan isimlerden biri olmuştur. Bu topraklara ait olduğunu her zaman hissettiren Peyami Safa ardında bıraktığı fikir ve eserleriyle her daim yaşayacak ve yaşatılacaktır.

Kızı Ümit Meriç’in ifadesiyle “Körlüğün nârını, ilmin nuruna çeviren bir yazar”, Necip Fazıl’a göre “Allah’ın, iç gözü daha iyi görsün diye, dış gözünü kapattığı sahici münevver”, kendi bakış açısıyla ise “Hayatını Türk irfanına adayan, münzevî ve mütecessis bir fikir işçisi” olan Cemil Meriç 13 Haziran 1987’de dâr-ı bekâya göç etmiştir.

Tarihimizi “mührü sökülmemiş bir hazine” olarak gören, “Güneş ülkeleri aydınlatır, sözler milletleri.” diyerek eserleriyle ilim, kültür ve düşünce dünyamıza önemli katkılar sağlayan büyük mütefekkir milletin gönlündeki yerini hep korumuştur. Cemil Meriç hayatı boyunca kendini tanımayı “marifetlerin marifeti” olarak bildi ve “Kitaptan değil kitapsızlıktan korkmalıyız.” diyerek milletimizin dili, ruhu ve şuuru için yoruldu, ter döktü. “Bizler ki aynı kitaba baş eğmiş insanlarız, bizden âlâ akraba mı olur?” diyen Cemil Meriç’i, onunla aynı kitaba baş eğen Bu Ülke’nin güzel insanları hiç unutmadılar ve asla unutmayacaklar.

Yedi Güzel Adam'ın en zarifi Cahit Zarifoğlu 7 Haziran 1987'de 47 yaşındayken “kırlarda çiçekler artık bensiz açacak” diyerek ebediyete irtihal etmiştir. Kendisine ait bir ses ve kendine has bir üslupla şiirler yazmıştır Cahit Zarifoğlu. Türk şiirinin mihenk taşlarından biriydi aslında ama döneminde çok da tanınmamıştır. Şiirlerinde Sezai Karakoç etkisi bariz bir şekilde görülmekteydi. Kalemiyle daima davasını ve kendi dünya görüşünü ortaya koymuştu. Kapalı, içe dönük bir mizacı vardı onun. Şiirlerinde de bu durumun etkisini pekâlâ görmek mümkündür. Mektupları da edebiyatımız için çok önemlidir.

Ne çok acı var.” derken bir taraftan da kardeşlerine “Acılarıma da kardeş olur musun?” diye sesleniyordu Cahit Ağabey. “Sakalları şiirle karışık, yüreği Allah'la barışık adamları” severdi. “Bir duruşu olmalı insanın, bir bakışı, bir anlayışı, bir davası olmalı” söylemi herkesin aklındadır. “Seçkin bir kimse değilim / İsmimin baş harfleri acz tutuyor” ifadelerinden bile ne kadar mütevazı olduğunu anlayabiliriz aslında. “Bir değirmendir bu dünya öğütür bir gün bizi” ve “Bir ölüm vefalı, bir de sonbahar.” sözleri bu dünyanın faniliğini ve ahirete olan inancını en güzel şekilde ortaya koymaktadır. Cahit Zarifoğlu, zarif bir şair, zarif bir insan ve içine bakan zarif bir Müslüman olarak milletimizin gönül dünyasındaki yerini her zaman koruyacak.

Sade ve sıcak üslubuyla herkesin zihninde ayrı bir yer edinen Abdürrahim Karakoç edebiyat dünyamızın en donanımlı şairlerinden biridir. Halk şiiri geleneğini sürdürmüş olup şiirlerinin konusunu çoğunlukla insan teşkil etmektedir. Kalemi çoğu zaman Anadolu insanının sesi olmuştur. Haksızlığa uğrayanın, yok sayılanın, yüreği kırılanın tarafında durmuştur. Bu yüzden şiirlerinde yalnız bir şairin duygusu değil halkın içinden yükselen ortak bir vicdan hissedilir. Özellikle “Mihriban” şiiriyle aşkı yalnızca romantik bir duygu olarak değil insanın içine işleyen bir sızı hâlinde anlatmıştır. “Sarı saçlarına deli gönlümü / Bağlamışlar çözülmüyor Mihriban…” dizeleri yıllar geçse de hafızalardaki yerini korumaktadır.

Geleceğe umutla bakmış, kutlu davayı omuzlarına yüklemiş, “Gergin uykulardan, kör gecelerden / Bir sabah gelecek kardan aydınlık.” diyerek hayalini kurduğu güzel günleri umutla beklemiştir hep Abdürrahim Karakoç. “Gölgesinde otur amma / Yaprak senden incinmesin. / Temizlen de gir mezara / Toprak senden incinmesin.” ifadelerinden onun ne kadar ince ruhlu olduğunu anlayabilirsiniz. “Umudum her zaman bakidir, ama zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun...” diyen Abdürrahim Karakoç 7 Haziran 2012'de Hakk’a yürümüştür. Bu milletin evlatları Abdürrahim Karakoç’a her daim ona dua edecektir.

Çocuk edebiyatının zarif ve mahzûn kalemi Mevlana İdris Zengin de haziran ayında öte dünyaya göç eden kıymetli isimlerdendir. Kelimeleri incitmeden kullanan, çocukların dünyasına samimiyetle yaklaşan, büyüklere de çocuk kalbinin temizliğini hatırlatan nadir yazarlardandı. Şiirlerinde, hikâyelerinde ve bütün hayatında derin bir merhamet hissedilirdi. Onun cümleleri büyük laflar etmeden insanın içine dokunur. Çünkü o, yazıyı gösteriş için değil kalbe ulaşmak için kullanan yazarlardandı. Bu yüzden eserlerinde sık sık sessiz bir merhamet, ince bir hüzün ve çocukça bir hayret hissedilir.

Modern dünyanın yorgunluğu içinde insanın kaybettiği en önemli şeyin “kalp” olduğunu düşünürdü. Bu sebeple hikâyelerinde ve şiirlerinde büyümüş ama içi eksilmiş insanlara rastlarız. Bir çocuğun bakışı, bir kuşun yalnızlığı, yağmur altında yürüyen bir adam ya da unutulmuş bir sokak… Hepsi onun metinlerinde derin bir anlam kazanır. Çünkü Mevlana İdris için edebiyat hayatı süslemek değil hayatın içindeki hakikati görünür kılmaktır. Özellikle çocuk edebiyatına kattığı incelik onu farklı bir yere taşımıştır. Çocuklara öğüt veren değil onları anlayan bir dil kurmuştur. Bu yüzden Bulut Çocuk, Ütüsüz Ayakkabılar, Korku Dükkânı, Kuş Renkli Çocukluğum gibi eserleriyle yalnız çocuklara değil içindeki çocukla bağını koparmak istemeyen herkesin dünyasına seslenmiştir.

Gülüşü kadar hüznü de sahici olan Mevlana İdris Zengin ardında güzel izler bırakarak 7 Haziran 2022’de Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Onu tanıyan herkesin gönlünde hoş bir hatıra, okuyan herkesin zihninde temiz bir ses olarak varlığını sürdürecektir.

Peyami Safa, Cemil Meriç, Cahit Zarifoğlu, Abdürrahim Karakoç ve Mevlana İdris Zengin’e ayrı ayrı rahmet diliyor, dualar ediyoruz. Onlar bu dünyadan göçüp gittiler fakat geride bıraktıkları kelimeler hâlâ kalplerimize dokunmakta, fikirleri hâlâ yolumuzu aydınlatmaktadır. Haziran ayı bu yüzden sadece bir mevsim değil aynı zamanda hatırlamanın, vefanın ve gönül borcunun adıdır. Onları unutmak değil anlayarak yaşatmak gerekir. Çünkü bazı insanlar ölmez; eserlerinde, dualarda ve hafızalarda yaşamaya devam ederler.