Bir zamanlar, komünizm bu kış gelmedi fakat önümüzdeki kış mutlaka gelecek korkusu vardı. Veya insanlar böyle korkutuluyordu. Biz bu tür korkularla büyümedik. Komünizmin özlendiği günlerde, gençliğe adım atıyorduk. Komünizm nedir, komünist kimdir sorularına verilen cevaplar kitabî değildi, pratiğin sonucu söyleniyordu. Mallarımızı müsadere edecekler, kadınları ortak mal haline getireceklerdi. Camiler ahır yapılacak din, namus, mukaddesat ayaklar altına alınacaktı. Böyle öğrendik. Rusya’da, Çin’de yaşlı erkekleri ve kadınları sabun yapıyorlar, deniyordu. Bu daha ekonomik bir tercih imiş.

Bir de Berlin Duvarı’ndan bahsediliyordu. Zindan Hatıraları eklendi sonra bu bilgimize. Cavit Ersen’in romanları idi bunlar. “Kara Zindanlar”, “Kızıl Zindanlar”, “Zindanlar” üçlemesi. Sovyet zindanlarını anlatıyordu ki bugün yaşanan gerçekler, o hayali kat be kat aşmıştır.

Sonra Ölüm Daha Güzeldi’yi okuduk merhum Ahmed Davutoğlu hocadan, komünist Bulgaristan’da çektiklerini anlatıyordu o da. Bir işkence ki onu yaşamaktansa ölüm daha güzeldi.

Yetişme çağında komünist kültürü böyle tanıdık. Önümüzdeki kışlarda komünizm gelmedi fakat komünizmin üzerinden iktidar devşiren 12 Eylül rejimi geldi. Doğrusu komünizmi aratmadı da. 1990’da Almanya birleşme kararı aldı, 1991’de Berlin Duvarı’nın yıkılması ile bir dönem sona erdi, dendi. Tarihin Sonu’na gelmişiz, dediklerine göre. Artık ideolojiler dönemi kapanmış, soğuk savaş bitmiş ve medeniyetler arası savaş başlayacakmış.

Kızıl’ın yerine yeşil konmuştu.

Glasnot, Perestroyka ve Gorbaçov 90’lı yıllarda en çok tekrar eden kelimeler oldu. Alparslan Türkeş, MHP Kongresinde Nazım Hikmet’ten şiirler okudu. Türk İslam ülküsü, Turan ülküsünün yanı başına kondu. SSCB tarih olmuştu ve yeni bir tarih başlıyordu. Elçibey hafızasında ve dilinde Necip Fazıl’dan şiirlerle geldi.

Komünizmin ez-eme-diği insanların en önemli sığınağının İslam olduğu anlaşılmıştı. Gizli gizli, kulaktan kulağa öğretilse de bir İslam inancı vardı. Gorbaçov artık sizi taşıyamıyoruz, taşımayacağız, kendi yağınızla kavrulabilirsiniz, demişti.

Meğer “bakalım bu sözümüze kanıp kimler, hangi ülkeler baş kaldıracak, kuyruğu kim oynatacak,” bunu öğrenmek istiyorlarmış. Çeçenistan ilk atılan ülke oldu. Gönüllerindeki İslam’ın, damarlarındaki hürriyet özlemini hep sıcak tuttuğunu gösterdi. Ne de olsa Şeyh Şamil’in torunları idi. Dilden dile dolaşan menkıbeleri ile yeni Şeyh Şamiller yetiştirmişti.

Çeçenistan işte böyle bir ideal ile tarih sahnesine atladı. Başında Cevher Dudaev diye bir komutan vardı.

Şamil Basayev cephede, Dudayev hem cephede hem siyasi sahada idi. Bu mücahitler hakkında bildiklerimiz basından öğrendiklerimizle sınırlı idi.

Gün geldi Cevher Dudaev, Çeçenistan Devlet Başkanı olarak görev ve sorumluluk yüklendi. Ve bir gün şehadet haberini aldık.

Kimdi Cevher?

Bunu en çok onun en yakınında olan bilebilirdi. Onun en yakınında ise eşi Alla Dudayeva vardı. (Kızlık ismi Alevtina Fedorovna Kulikova). Dudayev’den sonra Cohar Dudayev, Milyon Birinci adlı kitabını yazdı. Kitap Fransızca, Estonca, Litvanca ve Rusça yayınlandı. Türkçeye Cebir Saduev çevirdi.  

Milyon Birinci adını Cevher Dudaev’in bir sözünden alıyor.

Ona soruyorlar: “Cevher Dudaev, Çeçenlerin kaç generali var?”

Cevher gülüyor, “Her Çeçen generaldir. İnanmazsanız gidin, bulduğunuz ilk Çeçen’e ‘Sen general misin?’ diye sorun. O zaman anlarsınız. Evet, her Çeçen generaldir. Ben sadece milyon birincisiyim.”

Her Türk askerdir, sözünün Çeçencesi bu söz.

Cevher’in hatıraları aslında Cevher-Alla Dudayeva çiftinin hayat hikayelerinin yanı sıra Çeçenistan tarihini yansıtıyor. Bir Sovyet subayının kızı olan Alla Dudeyeva, Smolensk Pedagoji Enstitüsü Sanat ve Grafik Fakültesi mezunu. 1967'de Hava Kuvvetleri subayı Cohar Dudayev ile evlendi. Eserde Cevher ile nasıl tanıştı, nişanlandı, isim değiştirip Müslüman oldu, Çeçen oldu sorularının cevabını veriyor.

Bu sayfalarda gayet utangaç, kültürlü, kararlı bir Çeçen erinin yanı sıra nazik, seven ve sevmesini bilen bir centilmen ile tanışıyoruz. Bir Rus ile evlenmenin ne demek olduğunu bu sayfalarda görüyorsunuz. Çünkü Alla’yı hemen tesiri altına almışsa da aradaki mesafelerin kapatılması o kadar zor değil. Ressam, müzikten edebiyattan anlayan, elit bir Rus kızının din dahil her şeyini değiştirmesi gerekiyor çünkü.

Tek çocuk olarak ailesi tarafından şımartılan, sürekli canı sıkılan biridir Alla. Cevher, Alla’nın babasının maiyetinde bir subaydır. Subay evinde bir dansta tanışırlar. Cohar Dudayev kendisini yedi dedesinin ismi ile beraber tanıtır kendini. İlk randevuyu atlatır ancak Cevher’in ısrarı 30 yıla yakın süren bir hayat getirecektir.

Bu tanışma faslında, kalpleri yönlendiren en önemli faktörün rüyalar olduğunu görüyoruz. Rüyalar endişeleri izale ettiği gibi kişileri birbirine yaklaştırıyor. Öyle ki bu rüya desteği onları ömür boyunca hiç bırakmayacak ve şehadetle giden yolda uyarıcı, müjdeci haber olarak her zaman devrede olacaktır.

Cicim ayları hem çok olmadığından hem kültür, hayat anlayışı olarak paylaşılması münasip görülmediğinden, Cevher ile Alla’nın güzel günlerine dair çok ayrıntı yok kitapta. Aile Alla’yı nasıl karşıladı, gelenek ve görenekler evlilik sürecinde nasıl belirleyici oldu sorularına cevap bulduğumuz sayfalarda tam bir sosyoloji, tarih, dayanışma, hürmet, din ile karışmış gelenek görüyoruz. Bu sayfalar Çeçenlerin yeme içme kültürü, giyim tarzı, günlük hayatın seyri, büyükler ve küçükler arasındaki ilişki, saygı gibi hususlarda tam bir kaynak.

Şiirle, müzikle, resimle, sergilerle süslenmiş, anlamlandırılmış bir hayat bu. Fakat çok sürmeyecektir; Çeçenistan tarihin kendisine yüklediği görev için sahneye çıkacak, hürriyetin kan olup aktığı damarların sesine kulak verecektir.

Savaş 1994 yılında başladı

Eserin bundan sonraki sayfaları bağımsızlık kararı nasıl verildi, Cevher Dudaev bu hareketin içinde kendini nasıl buldu, Rusya bu hareketi nasıl boğmaya çalıştı, katliamlar, vahşetlerin yanı başında, şehitlik, mücadele, fedakârlık, insanlık nedir, onu “medeni, süper güç Rusya”ya öğreten bir tarihle karşılaşıyoruz.     

İlk Aralık 1994'de başlayan savaş, yer yer Çeçenlerin zaferi ile okuyanı ferahlatıyor. Dünya ve Türkiye bu sayede Cevher Dudaev ismi ile birlikte Şamil Basayev, Aslan Mashadov, Ahmed Kadirov gibi mücahit isimleri tanıyor.

Savaşın sebebi taraflara göre değişiyor. Çeçenistan cephesine göre bu savaş onurlu  bir hayat ve hürriyet için verilirken içerideki Ruslar, Ruslaşmış Çeçenliler ve tabii ki ABD ve Rusya için bir “petrol savaşı”dır. O kadar ki Alla bir söyleşide “Amerikalılar, petrolü 50 yıllığına 25 milyar dolara alma teklifinde bulundular. Cohar rakam olarak 50 milyarda ısrar etti ve muvaffak da oldu. Ancak Rusya’nın araya girmesi ile bu pazarlık bozuldu. Geriye sadece 'Dudayev rejimini' devirmek kaldı” diyor.

Düşününüz savaştan en çok etkilenen, ölen Ruslar var Çeçenistan’da ve hallerinden memnunlar, Rusya’ya göçmek istemiyorlar, savaşa katılmıyorlar ve Çeçenistan’ın bağımsızlığını destekliyorlar. Sırf bu tutumları sebebiyle Rus ordusu kendi vatandaşlarını öldürüyor, tanklarla eziyor, cesetleri kokmaya bırakıyor. Cevher Dudaev, konuyu Yeltsin ile müzakere etmek istediğinde Yeltsin, görüşmek için rüşvet istiyor, para veriliyor ve fakat görüşme yine yapılmıyor.

Milyon Birinci bir roman değil. Savaş sahneleri ile dolu bir hatıra. Ayrıntılar tam bir romancı dili ile anlatılıyor. Belgesel bir eser olan kitapta Dudayevlerin halkla bütünleştiğini, onlarla maddi ve manevi olarak her şeylerini paylaştıklarını görüyorsunuz. Halk aç, susuz, giysisiz, yakacaksız iken Dudayevler -güya devlet başkanı- onlardan dana çok tehlikede, daha çok kıtlık, açlık ve hayati tehlike ile karşı karşıya ve fakat her şeye rağmen umutlu, onurlu ve davalarına sadıklar.

Halkı ayakta tutan Cevher’in davasına inanması idi diyor Alla. Onun zafere olan inancı yetiyordu insanların, gençlerin savaşmasına. O günden bu yana çok zaman geçti. Çeçenistan’da şimdi neler oluyor, o kadar bilmiyoruz. Alla nerdedir, çocukları ne yapıyor, bunlar da meçhulümüz.

Bir hürriyet ve bağımsızlık mücadelesinde köken olarak kendi (Rus) tarihine karşı başka bir tarihin ferdi, başka bir inancın mü’mini olarak mücadele veren Alla, Milyon Birinci ile aslında Çeçenistan’ın tarihini yazmış. Ondan sonra coğrafyamız çok değişti, her taraf savaş meydanı haline geldi. Suriye, Yemen, Irak, Mısır… Acaba buralarda hangi trajediler yaşandı, yaşanıyor, bunların çok azını biliyoruz. Onları yazacak içten bir kalem var mı, olacak mı? Yoksa sadece galiplerin yazdıkları ile mi yetineceğiz? Ancak zafer dünya tarafından bilinmediği gibi yeni kurulan Çeçenistan devletini tanınmıyor da.

Hiçbir ülke tanımıyor Çeçenistan’ı.

BM, Avrupa, ABD dilinin ucu ile bile destek vermiyor ki İslam ülkeleri destek versin. Rusya Çeçenistan’daki savaşın bir iç mesele olduğunu, iç işlerine karışılmaması gerektiğini söylüyor. Ki bu söylem Türkiye’ye karşı da kullanılmıştır. Türkiye, Rusya’nın PKK terörünü desteklediği, bunun komşuluk, bölgesel, ticari ve tarihi ilişkilere aykırı olduğunu görüşünü seslendirince ‘siz de Çeçenistan’daki terörü destekliyorsunuz, Çeçenistan bizim iç işlerimiz’ diye karşı çıkmıştır. O günden sonra basın başta olmak üzere, siyasilerin dilinde Çeçenistan geçmez oldu. Hâlâ geçmiyor.

Kitapta yazılamayan şeyler

Kitabımda söylenmeyen çok şey var, diyen Alla, bunu dostlarımı gereksiz risklere maruz bırakmamak için yaptığını söylüyor. Bazı fotoğrafları yayınlayamıyor.  Çocuklarının kendi aralarında Türkçe konuştuğunu söyleyen Alla, 'Çeçen İçkerya Cumhuriyeti Devlet Başkanı Aslan Mashadov'un ülke dışındaki özel vazifeli temsilcisi iken Şamil Basayev’den gelen mektubun adresi şöyle:

Çeçenya, Dağ kasabası,

Orman caddesi,

Muhafaza siperi

No: 1, Birinci kat.

Açık adres dedikleri bu olsa gerek.

Cevher ile ilgili en çok konuşulan ve en az bilinen suikast ve telefon olayını Alla, Dudayev şöyle anlatıyor: “Cohar'a uydu telefon mekanizmasını Türkiye Başbakanı Erbakan hediye etti. Rusya istihbaratı Türkiyeli solcu casusları aracılığıyla Türkiye'de, telefona monte esnasında bu cihazı düzenli olarak kontrol eden mikro verici yerleştirdiler. Bunun dışında ABD Merilend eyaletinde bulunan Singnet Super Computer merkezinde Cohar Dudayev'in telefonunu yirmi dört saat gözlemleyen bir sistem kuruldu. ABD National Security Agency idaresi her gün Cohar Dudayev'in nerede olduğu ve telefon görüşmeleri hakkında CIA'ya bilgi verdi. Bu dosyayı Türkiye aldı. Türk sol subaylar ise bu dosyayı Rusya FSB'sine verdiler. Cohar takip edilmeye başlandığını biliyordu. İrtibat kısa bir süreliğine koptuğunda her zaman şakayla: 'Neyse, artık bağlandınız mı?' diyordu. Ama her zaman telefonunun yerinin tayin edilemeyeceğinden emindi.”

Savaşın sebebi hem içte hem dışta Çeçen petrolüdür. Kremlin'in başa koyduğu Ahmet Kadirov petrolün kontrolünü ele almaya kalkıştığında ve halka bunu açıkladığında hemen havaya uçurulur. Kontrolsüz petrol çıkarımı sadece savaş döneminde mümkündür. Bunun için de biri barış müzakereleri talep etmeye başladığında petrolü çalan ve onu yukarıdaki soyguncularla paylaşanları hemen öldürüyorlar.

Cohar anavatanı İçkerya'da defnedilmiş. Yerini sadece ailesi biliyor.

Şüphesiz bu savaşı, bu şehadet yolculuğunu onun eşi Alla Dudayeva anlatabilirdi. Aşk nelere kadirdir dedim okurken. Yüzyıllardır birbirleriyle savaşan iki halkın evladından biri Cevher diğeri Alla birbirlerini seviyorlar, biri din değiştiriyor, evleniyorlar. Ve kadın, hayatının bütün safhaları, şiirleri, resimleri ile bir büyük mücadelenin kahramanı oluyor.

Cevher Dudaev Çeçen halkının durumunu şöyle özetliyor: “On yıllarca bizi, işlemediğimiz suçlar dolayısıyla ağlattılar. Ne zamana kadar gömeceğiz ve ağlayacağız, ağlayacağız ve gömeceğiz! Bizi sevindirecek günlere ne zaman kavuşacağız? Yastan ve hüzünden bizler de atalarımız da paylarına düşeni aldık. Yeter artık!”

Cevher’e soruyorlar: “Rusya ve Amerika bizi tanımazsa ne yaparız?”

Cevher’in cevabı muhteşem: “Onların tanımasını ne yapacağız! Atalarımız binlerce yıl dağlarda onların haberi olmasa da özgürce yaşadı. Biz de atalarımız gibi yapacağız. Onların bizi tanımalarını bırakın bir yana. Biz onları tanırsak lütfetmiş oluruz!”

Çeçenlerin bir kelime ile özetlemem gerekirse, “fedakarlık” olarak cevap verebilirim diyor Alla.

Bu fedakarlık sayesindedir ki Rus ordusu tanklarıyla, uçaklarıyla ve kimyasal silahlarıyla saldırmasına rağmen II. Dünya Savaşı’ndan sonra ilk defa bu bağımsızlık savaşında yenilgiye uğramıştır Rus ordusu.

Bir bağımsızlık savaşının arka perdesi

Dediğim gibi bugün gündemimizde Çeçenistan yok. Çeçenistan’daki katliamları  unuttuk. Unutmayın diyor Alla Dudaeva. Unutmamanız için işte kayıtlara geçiriyorum, demiş ve birinci elden bir tarih yazmış.

Bir bağımsızlık savaşı nasıl verilir? İmkansızlıklar imkana nasıl çevrilir? Savaşın ortasında moraller nasıl yüksek tutulur? Fedakarlık nedir? Bir devlet başkanı, bir komutan, bir mücahit olarak Cevher Dudaev’den öğreneceğimiz çok şey var. Şehit oldu için şefaat da isteyebiliriz kendisinden. Ancak şehadeti hak etmek için Fatiha göndermek lazım.

Bu yazıyı Alla’nın bir şiiriyle bitirmek lazım.

Şöyle diyor Cevher’e sunduğu bir şiirinde Alla:

Sana başka ne diyeyim?

Görüyorsun, akşam geliyor

Dağlara gece indi

Ama gün tabii ki doğacak

Karanlıktan ve duman bulutlarından

Güneşin nuru belirecek

Her şey aydınlanacak etrafta

Güneşin sihirli çemberini yuvarlayarak

Biz seninle o çemberde

Gireceğiz gökkuşağının halkasına

Gideceğiz bilinmeyene

Oraya gitmez trenler

Zaman daha yavaş akıyor

Her şey tersine dönüyor orada

Orada beraber olacağız, sen ve ben

Yanımızda tüm arkadaşlarımız:

Düşenler ve artık kalkamayanlar

Şerefi ve vicdanı satmayanlar

Kötülüğün okyanusu üzerinde yüzüyor

İyilik ve aydınlık adamız!