banner17

Üç meşhur, üç ayrı zaman, aynı hikaye

Mehmed Serhan Tayşi merhum, ömrünün son demlerinde Nasreddin Hoca’nın fıkralarını tasavvufi bir şekilde yorumlayıp yazıyormuş. Ömer Faruk Deliktaş, onun aktardığı bir anekdottan bahsediyor.

Üç meşhur, üç ayrı zaman, aynı hikaye

Latifeleri dilden dile dolaşan Nasreddin Hocamız vardır bizim. Sadece ülkemizde değil başka diyarlara kadar şanı şöhreti yayılır ve kıyamete dek de hiç bitmeyecek nükteleri, latifeleri ile insanı güldürmekle beraber düşündürür. Kuru gürültü değildir onun latifeleri… Adı üstünde bir hocadır, koca Nasreddin Efendi. Her sözünde bir hikmet, her hareketinde bir güzellik mevcuttur.

Talebesi olmakla müşerref olduğum lakin her insan gibi onun da kıymetini vefatıyla anladığım, Seyyid Mehmed Serhan Tayşi Hocamın saadethanesine son gidişlerimde de mevzubahs olmuştu ki Nasreddin Hoca’nın fıkralarını tasavvufi bir şekilde yorumlayıp yazdığını söylemiş ve “bitirdiğimde sen bilgisayara geçirir yayınlarsın inşallah” diyerek bendesini şereflendirmişti. Maalesef ömrü vefa etmemiş ve kitapta hedeflediği merhaleye ulaşamadan inşallah cemâl-i bâ kemâli seyre çıkmıştır. Kıymetli eşi, validemize durumu söylediğimizde bizlere eseri teslim eylediler. Yazmaya başladım ve yazdıkça yeni yeni âlemlere daldığımı farkettim. Hiç duymadığım bilgiler işitmeye, oradan oraya akmaya başladığımı hissettim. İşte bu metin arasında bir anekdot var ki halkımızın muhayyilesinin ne kadar geniş, ama hiç de fuzuli şeyleri barındırmayıp, kendi kendine ibretler alacağı binlerce hikaye üretebildiklerini bir kez daha gösterdi. Bu hikayede dört isim var. Bunlardan ilki Şeyh Baba Şüca-i Kirmani hazretleri.

Sana da kıyamete kadar gülsünler”

Anadolu'yu mayalayan, toprağına irfan katan maneviyat erleri vardır. Ve haklarında birçok hikayeler, menkıbeler anlatılır. Anlatılır ki yaşayanlar ders alsınlar, büyüklerini saysınlar. Anadolu'ya maya çalan velilerden Şeyh Şüca hazretleri’ne 3 mürid yakıştırılmıştır. Bunlar Enel’l Hak izharı ile başı kesilen Hallac-ı Mansur, derisi yüzülen Seyyid Nesimî ve halen bizi güldüren Nasreddin Hoca. İşte bu yakıştırma hikayeyi aktaran Mehmed Serhan Tayşi hocamdan toparlayıcı değişikliklerle fakat anekdotu bozmadan aktarıyorum:

Halk muhayyilesinin bir araya getirdiği üç ayrı zamanda yaşamış üç kişi, Hüseyin İbn Mansur, Seyyid Nesimî ve Nasreddin Hoca, birlikte devrin şeyhlerinden Şeyh Baba Şücâ-i Kirmanî (v. H.300)’nin talebesi olurlar. Her Cuma günü de tekkeye bağışlanmış bir koyunu kesip derisini tuluma sarıp kemiklerini kırmadan etlerini ayırıp yerlermiş. Sonrasında kemikleri postun içine koyup kelleyi de yerine koyarlar, Şeyh Efendi dua eder, talebe amin deyince koyun dirilir ve böylece keramet koyunu yerler imiş.

Bir gün Şeyh Baba Şüca hazretleri Kırşehir’den bir toplantı için Konya’ya giderken, yetişkin bu üç talebesine sıkı tenbihlerde bulunup koyuna ilişmemelerini söyler. Hocalarının gecikmesi üzerine tahıl ve hamur işi yemekten bıkan talebe, birbirlerini sıkıştırır. Onlardan Hallac İbn Mansur razı olur ve Seyyid Nesimî’yi de ikna eder. Nasreddin Efendi bu teklifi reddeder. İbn Mansur koyunu keser. Seyyid Nesimî de yüzer. Ve koyun talebelerce tüketilir. Şeyhinden gördükleri gibi yapıp, aynı duayı okurlar, amin derler amma koyun dirilmez. Postu toprağa gömerler. Dua okurlar, amma ağız o ağız değildir. Bunları bir korku ve üzüntü sarar.

Şeyh Şüca gelir ve “siz et yemeyi özlemişsinizdir, getirin koyunumuzu” deyince susarlar. Şeyh anlar ve sorar: “Kim kesti?” İbn Mansur “ben kestim efendim” deyince Şeyh, “Seni kessinler.” der. “Kim yüzdü?” deyince Seyyid Nesimî “Ben yüzdüm.” der. Ona da “senin de derini yüzsünler” der. Ve sonra Nasreddin’e dönüp “Oğlum Nasreddin, sen ne yaptın, bunlara engel olmadın mı?” diye sorunca Nasreddin Efendi mani olamadığını, onlara da iştirak etmeyip koyundan yemediğini, sadece onların bu vaziyetine gülüp geçtiğini söyleyince, Şeyh Efendi “Sana da kıyamete kadar gülsünler” dediği halkın rivayetlerindendir.

Bugüne kadar da biz Hallac-ı Mansur’un başını kesenlerin yaptığını sorar konuşuruz, Seyyid Nesimi’nin derisini yüzenleri kınar konuşuruz, ve Nasreddin Hoca’mıza da güler dururuz…

Ömer Faruk Deliktaş aktardı

Güncelleme Tarihi: 29 Ekim 2018, 16:35
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20