Ömrünü İslami ilimlerin tahsiline, tedrisine ve gelecek nesillere aktarılmasına vakfeden merhum M. Emin Saraç Hocaefendi, ebediyete intikalinden önce İmam Hatip talebelerine yönelik nasihatlerinde Anadolu’nun İslam tarihi içindeki müstesna yerine, Osmanlı’nın ilim ve ulema anlayışına, İmam Hatip mekteplerinin taşıdığı misyona ve gençlerin omuzlarındaki manevi mesuliyete dikkati çekmişti.

Anadolu topraklarının, Asr-ı Saadet’ten sonra İslam’ın en güzel şekilde yaşandığı beldeler arasında yer aldığını ifade eden Muhammed Emin Saraç Hoca, Osmanlı Devleti’nin ilme ve âlime verdiği kıymeti merhum Bekir Haki Efendi’nin sözleri üzerinden anlatmıştı. Bekir Haki Efendi’nin, İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri’nin Abbasiler devrinde eziyet gördüğünü hatırlattığını aktaran Saraç Hoca, “Benim Osmanlımın devrinde yaşasaydı baş tacı olurdu.” sözünü nakletmişti.

ANADOLU’NUN İSLAMİ KİMLİĞİNE VURGU

Saraç Hoca, Anadolu’nun yalnızca üzerinde yaşanan bir coğrafya olmadığını, asırlar boyunca tevhid inancıyla yoğrulmuş bir İslam yurdu olduğunu belirtmişti. Osmanlı medeniyetinin bu topraklarda ilmi, irfanı, ahlakı ve kulluk şuurunu hayatın merkezine yerleştirdiğini dile getiren Saraç Hoca, söz konusu mirasın sonraki nesillere tarihî ve manevi bir emanet olarak intikal ettiğini ifade etmişti.

İslam milletinin sahip olduğu inanç, medeniyet ve ahlak birikiminin dış müdahalelerle zayıflatılmaya çalışıldığını söyleyen Saraç Hoca, savaş meydanlarında mağlup edilemeyen bir milletin fikrî ve manevi bakımdan etkisiz hâle getirilmek istendiğini kaydetmişti. Saraç Hoca, yaşanan menfi gidişatın tersine çevrilmesi yönündeki ilk önemli adımlardan birinin İmam Hatip mektepleriyle atıldığının altını çizmişti.

İMAM HATİP MEKTEPLERİNE YÜKLENEN MİSYON

Muhammed Emin Hoca, İmam Hatip mekteplerini yalnızca mesleki eğitim veren kurumlar olarak değerlendirmemişti. İmam Hatip neslinin, Kur’an ve sünnet merkezli bir hayat anlayışını temsil etmesi, İslam ahlakını yaşayarak göstermesi ve topluma istikamet kazandıracak bir şahsiyet inşa etmesi gerektiğini sözlerine eklemişti.

İmam Hatipli gençlerin, Peygamber Efendimizin yolunda bulunmanın şerefine nail olmak için gayret göstermeleri gerektiğini belirten Saraç Hoca, ibadet hayatında gevşekliğe yer verilmemesini istemişti. Namaz başta olmak üzere kulluk vazifelerinde hassasiyet gösterilmesi gerektiğini dile getiren Saraç Hoca, Kur’an-ı Kerim’in güzel, düzenli ve devamlı şekilde okunmasının önemine dikkati çekmişti.

Kur’an-ı Kerim’le kurulan irtibatın belirli zamanlarla sınırlı kalmaması gerektiğini ortaya koyan nasihatlerinde Saraç Hoca, tilavetin süreklilik kazanmasını, okunan ayetlerin anlaşılmasını ve hayata taşınmasını istemişti. İlim yolunda bulunan bir talebenin, öğrendiği hakikatleri ameline ve ahlakına yansıtmasının taşıdığı önemi vurgulamıştı.

M. Emin Hoca’nın bu öğütleri, İlim Yayma Cemiyeti Bülteni’nde Recep Kabakçı imzasıyla yayımlanan mülakatın bir bölümünde yer almıştı. Mülakattan alınan bölüm, İrfan Dünyamız internet sitesinde 26 Ağustos 2021 tarihinde "Altın Öğütler" bölümünde yayımlanmıştı.

İşte M. Emin Saraç Hocaefendinin o nasihatinden ilgili bölüm:

Bu diyarlar İslam tarihinde Asr-ı Saadetten sonra İslam’ın en güzel şekilde yaşandığı yerlerdir. Osmanlı vardı burada. Allah rahmet eylesin Bekir Haki Efendi hocamız, derdi ki; Ebu Hanife hazretleri Abbasiler devrinde eziyet gördü. Benim Osmanlımın devrinde yaşasaydı baş tacı olurdu.

İşte böyle şerefli bir İslam milletini, küfür devletleri bir araya gelip harben yenemedikleri için dinsiz, fikirsiz hale getirdiler.

Bu kötü gidişatın tersine dönmesinin ilk adımı İmam Hatip Mektepleriyle atıldı.

İmam Hatip’li kardeşlerimiz Peygamber yolunun şerefine nail olmaya gayret etsinler.

İbadetlerinde kusur göstermesinler Kuran’ı güzel ve devamlı okusunlar.

Bu gibi güzel işlere başka kardeşlerini de davet etsinler.

Tasavvuf Düşüncesinde Hallac-ı Mansur ve Şatahat Dili
Tasavvuf Düşüncesinde Hallac-ı Mansur ve Şatahat Dili
İçeriği Görüntüle

Çünkü hakiki Müslüman kendisi için sevdiğini mü’min kardeşi için de sevmelidir. Zira bunlar güzel, Canab-ı Hakk’ın rızasını celb edecek işlerdir.

Biz mücerret diploma sahibi olmak için değil ehliyet sahibi olmak için kendimizi yetiştirelim.

Unutmayalım talebe kulağından önce gözüyle alır. Gördüğünü de duyarsa ona kıymet verir, onunla amel eder.

Bu şerefli görev bize eslafımızdan geçmiştir bizden de insanlar bu görevin şerefine uygun işler beklemektedir.

Bu topraklar La ilahe illallah ile yoğrulmuştur ve bize öyle yadigâr kalmıştır. Hem bu topraklarda yaşayacağız hem de o yadigârın emanetine muhalif yaşayacağız.

Bu bize yakışmaz.