Kurtul yüklerinden!

"Çılgın tüketim ağına düşmemek için âdeta savaş verdiğimiz bir dünyada yaşarken artık haftanın herhangi bir gününe dahi farklı sıfatlar yakıştırır olduk ki en büyük amaç o günlerde alışverişe kayıtsız kalamayacak olmamızdır. Falan Cuma, şöyle Pazartesi…" Rümeysa İnce yazdı.

Kurtul yüklerinden!

Dünya hayatının karmaşası içinde var olan düzene ayak uydurmaya, derin bir nefes almaya, özetle bu hengâmenin içerisinde kendimize bir yer bulup kulluk görevimizi en iyi şekilde ifa etmeye niyetlenip doğru yolda ilerlemeye çalışmaktayız.

İslâmi bir çizgi: Sadelik

Dinimizin emir ve yasaklarını Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerifler ışığında öğrenirken bir de sadelik kavramını da bu perspektifte ele almaya ne dersiniz? Maddi yahut manevi ihtiyaçtan fazla olan her bir zerrenin israf olduğunu belirten bir dinin mensubu olduğumuzu ifade ederken söz konusu mensubiyetin mümin kimliğimize nasıl yansıdığını sorgulamamızda fayda olduğunu hatırlamak gerekmektedir. Gelin bir Hadis-i Şerife kulak verelim; Peygamber Efendimiz (Sallalahu Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: “Sadelik imandandır.”[1]

Hadis-i Şerifte geçen “sadelik” kavramına farklı yorumlar getirilmekle beraber genel manada zorunlu ihtiyaçlarla yetinme, gösteriş ve kibirden uzak durma anlamı çıkarılmaktadır. Müslümanlar olarak her iki uçta da yaşamaktan kaçındığımız dünyada, arzu ettiğimiz dengeli hayata bir Ayet-i Kerime ışığında göz atalım: “O iyi kullar, harcama yaptıkları zaman ne saçıp savururlar ne de cimrilik ederler; harcamaları bu ikisi arasında makul bir dengeye göre olur.”[2] Yalnız gereksinim duyduğumuz harcamaları yapmak, az ile yetinebiliyor olmak ve kararında yaşamanın maddi faydalarının olmasının yanı sıra ruhsal anlamda huzur, sükûnet ve sakinliği beraberinde getirdiği ifade edilebilir.[3]

Bir yaşam tarzı olarak gönüllü sadelik

Günümüz toplumunda alışveriş adı altında yapılan harcamalar, ihtiyacı gidermekten ziyade bir güç ve gösteriş ibaresi olma yolunda ilerlemektedir. Evlerimize aldığımız her eşyada öncelikle amaca hizmet edip etmediği ya da ihtiyacımıza cevap verip vermediğini gözetmemiz gerekirken etiketlerine daha fazla önem vermeye başladığımız yadsınamaz bir gerçektir. Bu durumda alışverişin, hayatımızı idame ettirebilmek adına bir araçken yaşam amacı hâline geldiğini söylememiz mümkündür. Sadelik kavramı tarih boyunca birçok farklı başlık altında ele alınmıştır. Aristo bu kavramı; “Kişinin mutluluğu bulmasına yardımcı denge unsuru.”, Sokrates ise “Yoksulluk ile zenginlik arasında orta yolu bulma.” şeklinde ifade etmiştir.

Endülüs’te yetişen evliyalardan Ebu’l Abbas El-Basir hakkında yazılan menkıbenin şu satırları sade yaşamın en güzel örneklerindendir:

O, daha büyüyünce ilme verdi kendini.

Öğrendi ince ince İslâm bilgilerini.

İnsanlardan uzak ve ayrı bir hâli vardı.

Dünyaya rağbet etmez, sade hayat yaşardı.

Babası, o beldede sultan olduğu hâlde,

Dünya nimetlerinden etmezdi istifade.

İnsanlar derlerdi ki: “Padişahtır babanız.

Siz ise fakirane bir hayat yaşarsınız.”

O buyurur idi ki: “Doğrudur, öyle evet.

Lakin biz, ahirete veririz ehemmiyet.

Bu dünya nimetleri, sahtedir, vefasızdır.

Bugün senin ise de yarın başkasınındır.

Hâlbuki ahirette ele geçen nimetler,

Hakiki nimet olup ebedi devam eder.”

Sade yaşam bir tercih midir?

Sade bir yaşamı benimsemenin altında yatan sebepler neler olabilir bir düşünelim: Türkiye’de yaşayan tüketiciler ile sorumlu tüketim ve çevrecilik algısının da konu edildiği bir araştırmada[4] sadeliğin nedenleri arasında en çok çıkan değer alanları şunlardır: Yaşam kaynaklarını doğru kullanmaya ve kirliliği azaltmaya işaret eden, bir nevi doğaya uyumluluğu ifade eden ekolojik duyarlılık, stresten uzak huzurlu bir hayata işaret eden sağlığa verilen önem, dünya işlerinden sıyrılarak ibadete ayrıca zaman ayırmayı önceleyen maneviyat değeri ve sahip olunan vakti değerlendirmeyi önceleyen zamanın kıymetini bilmek... Bu değer alanlarını beraberce ele aldığımızda sade bir yaşamın arka planında gereksiz tüketimi önlemek, kişinin kendi kendine yetebileceği bir alan oluşturmasına fırsat vermek olduğunu söyleyebiliriz.

Reklam panolarına sadelik yakışır mı?

Günlük yaşamın içerisinde birçok uyarana maruz kalmaktayız. Çılgın tüketim ağına düşmemek için âdeta savaş verdiğimiz bir dünyada yaşarken artık haftanın herhangi bir gününe dahi farklı sıfatlar yakıştırır olduk ki en büyük amaç o günlerde alışverişe kayıtsız kalamayacak olmamızdır. Falan cuma, şöyle pazartesi… Satışa sunulan ürünlere önce fiyat artışı yapıp sonra asıl fiyatına indirgeyen firmaların karşısında dudak uçuklatacak indirim günleri bizleri beklemekte. Sadelik kavramı çerçevesinde bireylerin tüketim deneyimin araştırıldığı bir çalışmada, kent yaşamında çokça karşılaşılan pazarlama uyaranlarının, bireylerin hayat kontrolleri üzerinde kısıtlayıcı bir durum yaşattığı ifade edilmiştir. Bu uyaranların alıcının fikir ve karar alma sistemlerini olumsuz etkileyerek empoze edilen fikri sorgulamadan kabullenebileceği sonucuna varılmıştır. [5]

Dünya hayatı karmaşasının bilincinde olsak da olmasak da zihinsel, fiziksel ve psikolojik olarak bizleri yıprattığı apaçık bir gerçek. Çoğu zaman bu yıpranmaya biz izin versek de esasında sadeliğin asaleti ve huzurunu arar dururuz ömür boyu. Sabah gözlerimizi açtığımızda o gün yiyecek yemeğimiz, giyecek de bir kat elbisemiz varsa bunun bize söz konusu huzuru sağlaması gerekirken daha fazlasını arıyor olmak bizleri normalden uzaklaştırmakta. Hayatımızda bize “fazla” olan ne varsa arınmak, yüklerimizden kurtulabilmek duasıyla…

Rümeysa İnce

Dipnot:


[1] Ebu Davud, Tereccül

[2] Furkan suresi, 67

[3] “Bir iman göstergesi olarak sade yaşam” A. Özsoy, (2019)

[4] “Sorumlu tüketim bağlamında İslâmî dindarlık algısı ve özgecilik düzeyinin Müslüman tüketici davranışı üzerine etkisi” H. Öztürk Küçük (2019)

[5] “Gönüllü sadelik: Kentten köye göç eden bireylerde yeni bir tüketim deneyimi” S. Makul (2020)

Yayın Tarihi: 27 Mayıs 2021 Perşembe 15:00
banner25
YORUM EKLE

banner26