Bu zamana kadar eleştiriden memnun olanı görmedim. “Ya, öyle mi, bak ben böyle düşünmemiştim veya hiç bu açıdan bakmamıştım, bilmiyordum, öyleyse bu tavrımı, sözlerimi tekrar gözden geçireyim, uyardığın için sağ ol, teşekkür ederim” diyeni pek duymadım, görmedim.
Yok mudur böyle kişiler? Mutlaka vardır; ama oldukça azalmış demek. Tarık Buğra eleştiri için “Düşman Kazanma Sanatı” demişti. Bütün alanlara teşmil edilebilecek bir tespit, Buğra’nın tespiti. Çünkü eleştirmenler hep kıskanç, kötü niyetli, birilerin hesabına çalışan kişiler olarak görüldü/görülüyor. Edebi alanda eleştirinin yokluğundan şikayet edip sonra da eleştiriyi kaldıramamak kadar ironik bir şey yoktur herhalde.
Peki bir demokratik hak, bir insani tavır, Müslümanca bir ödev olan eleştiri için ne diyeceğiz? Hemen belirteyim. Mutlak muhalefet şeytana özgü bir tavırdır ve Müslüman, her hususta her şeye mutlak muhalefette bulunmaz. Bunun en önemli delili öncelikle Kur’an-ı Kerim’dir. “Bir kavme olan düşmanlığınız sizi adaletsizliğe sevk etmesin.” ilahi bir uyarıdır.
Bize göre iki türlü muhalefet vardır: Birincisi; şeytana ait mutlak muhalefettir. Bunun kaynağı kibir ve hasettir. İkincisi, iyiliği emir, kötülükten sakındırma anlamında muhalefet etmektir. Bu muhalefet ve eleştiride asıl muhatap, kişiler değil; o kişilerdeki yanlış söz ve davranışlardır. Biz o davranışın yanlış olduğunu söylemekle kalmayız, doğrusunu da gösteririz. Eğer bu yanlıştır, deyip bırakıyor da “Doğrusu ne?”, diyenlere “O benim sorunum değil, doğrusunu sen bulacaksın”, diyorsanız o konformist bir muhalefet olur ki bu tür muhalefet daha çok aydınlanma düşüncesinin etkisinde yetişmiş aydınlarda görülür.





