Bayramı nefse kurban etmeyenler, yani siz!

Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmış olmanız yaptıracak bütün bunları size… En yakınınız yatıyormuş gibi gideceksiniz hastanelere… Sonra huzur evlerine, yetiştirme yurtlarına..

Bayramı nefse kurban etmeyenler, yani siz!

 

Belki şaşıracaksınız ama inanın bayram programlarınızı tahmin ediyorum. Siz, “mutlu ettiği vakit bayram edenler” yine hangi güzelliklere vesile olmaya hazırlanıyorsunuz, inanın tek tek tahmin ediyorum. Mesela mahallelerinizin dar gelirlilerine çoktan uzandı elleriniz, bunu biliyorum. Zaten fırsat yaratıp sık sık ziyaret ettiğiniz yan sokaktaki bakım evine, iki mahalle ötedeki huzurevine, şehrin çıkışındaki yetiştirme yurduna gideceksiniz yine… Özel izin alıp şehrinizdeki cezaevini ziyaret edeceksiniz, onu da biliyorum.

Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmış olmanız yaptıracak bütün bunları size… En yakınınız yatıyormuş gibi gideceksiniz hastanelere… Önceliği çocuk servislerine vereceksiniz. Cüzdanınız müsait olmasa da, arzu ettiğiniz hediyeleri alamamış olsanız da gönlünüzün bonkörlüğü ile geçireceksiniz gününüzü o kanadı yaralı miniklerle…

Biliyorum ki bu bayram hepsi sizler tarafından ziyaret edilecek

Geçen hafta bembeyaz giyinmiş genç bir hanıma sordum “sizin burada bayram nasıl kutlanır? Neler yapılır?” diye. “Çok özeniriz” dedi. “Günler evvelinden hazırlıklarımız başlar. Herkes kapısının önünü kendi zevkine göre süsler.” Şaşırdım. Daha evvel duymamıştım bayramda kapı önlerinin süslendiğini… Tüm komşular bir araya toplanırlar; bazı özel durumu olanlar gelemezse, diğerleri ona giderlermiş. Biz konuşurken minik bedenli kocaman yürekli dostum Zıp Zıp yanımıza geldi. Kolunu beyazlı hanıma uzatıp yüzünü ekşitti. Hemşire hanım güldü. Şefkatle minik eli tuttu ve özenle damar yolu iğnesini sararmış teninden çıkarttı. Zıp Zıp sevinçle koltuk değneklerine sarıldı ve annesine doğru uzaklaştı.

Onunla tanışalı dört gün oluyor. Henüz pençesinden kurtulamadığı bir hastalığı var. Afişe olmasının kendisini olumsuz etkileyebileceğinden korktuğumdan bu yazı için ona Zıp Zıp ismini taktım. Durduğu yerde duramıyor zira. On bir yaşındaki tüm çocuklar gibi… Ama tüm çocuklar gibi değil! Sohbet ediyoruz sıkça… Kapıları kapalıysa çalıyor ve geriye doğru iki adım atıyorum. Zıp Zıp’a mikrop taşımak istemiyorum Allah korusun. Açıyor genç anne kapıyı, aralıktan yatak görünüyor… “Şişt pişt yakışıklı” diye sesleniyorum. Bu seslenişim onu çok güldürüyor. Elindeki oyunu gösterip kaçıncı levele geldiğinin müjdesini veriyor. “Aslansın” diyorum, “çak!” Ellerimiz birbirine değemeden, metrelerce uzaktan çak yapıyoruz.

Günler bir bir geçerken, bizim, şifahaneden (ben bu ismi tercih ediyorum) ayrılma vaktimiz yaklaşıyor. Zıp Zıp’ın daha iki buçuk aylık tedavi süreci var. Söz dönüp dolaşıp bayrama geliyor. “Biz buradayız” diyor annesi… İşte o vakit aklıma yine sizler geliyorsunuz. Neyse ki onlar var diyorum. Ne hastanedeki Zıp Zıp ve arkadaşları için, ne huzurevindeki Süheyla teyze için, ne yurttaki öksüz ve yetim Mete Han için, ne bakımevindeki Cemil için, ne de cezaevindeki Nesrin için eskisi kadar kederlenmiyorum. Biliyorum ki bu bayram hepsi sizler tarafından ziyaret edilecek. Mahzun kalmayacaklar, sayenizde onlar da bayram edecekler.

Komşusu açken tok yatan… Komşusu susuzken suya kanan… Komşusu cenazedeyken düğün yapan… Komşusu yastayken bayram eden… Komşusu ağlarken gülen…

Siz bunlardan hiç biri olamayacağınız için içime serin sular serpiliyor. Dört günün içinden birkaç gününü onlara yani kendinize ayıracağınızdan eminim. Birbirinden zevkli, eğlenceli bayram programlarını kulaklarınıza fısıldayarak sizi baştan çıkartmaya çalışan nefislerinizin sesini kesip, onları Allah yolunda kurban edeceğinizi bildiğim için huzur doluyor içim. Size imrenmedim diyemem. Sayenizde ben de gayret edeceğim inşallah.

Kurbanınız mübarek olsun.

 

Zeynep İnan yazdı

Güncelleme Tarihi: 13 Ekim 2013, 10:29
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13