Tasavvuf yolunun yolcularının yemek adabı

Mustafa Tatcı’nın hazırladığı Halvetî-Şâbânî Yolunun Âdâbı adlı kitanı mi’yâr olarak bilinen âdâb, erkân risalelerinden üçünü bir araya getiriyor. Kitaba ve kitapta yer alan Halvetî-Şâbânî geleneğine müntesip bir müridin sofrada uyması gereken kurallara dair İsmail Demirel yazdı.

Tasavvuf yolunun yolcularının yemek adabı

Tasavvuf yayıncılığı konusunda hizmetlerinden ve himmetlerinden istifade ettiğimiz şahsiyetlerden biri de Mustafa Tatcı’dır. Özelikle Cemal Kurnaz ile birlikte hazırladığı irili-ufaklı tasavvufî risalelerle tasavvuf tarihimiz üzerindeki perdeleri birer birer yırtan Tatcı, uzun zamandır, bütün eserlerini tek bir yayınevi çatısı altında topluyor. Yunus Emre Divanı üzerine yaptığı doktora çalışmasıyla ve Niyazî-i Mısrî üzerine yayınladığı makaleler ve kitaplarla bu önemli iki simanın tarih içinde tebellür etmesine vesile olan Tatcı, eserlerini Üsküdar’ı mesken tutan H Yayınları aracılığıyla bastırıyor.

Tatcı’nın yayınlanan son eserlerinden biri Halvetî-Şâbânî Yolunun Âdâbı adını taşıyor. Hoca bu eserinde mi’yâr olarak bilinen âdâb, erkân risalelerinden üçünü bir araya getiriyor. “Miyâr-ı Tarikat” alt başlığı ile okurlara sunulan bu eserde, Karabaş-ı Velî, Ahmet Rıfat Nevrekobî ve Yiğitbaşı Ahmet Şemsettin Marmaravî hazretlerinin risaleleri bulunuyor.

Hemen her tarikin bir âdâb ve erkânı vardır

Ayar kelimesiyle aynı kökten türeyen mi’yâr, ölçü, kaide, erkân ve âdâb anlamlarına geliyor. Tasavvufî ıstılahta ise, müridi Hakk’a ulaştıran seyr ü sülukun, manevi yolun kuralları anlamında kullanılmış. Bu anlamda hemen her tarikin bir âdâb ve erkânı vardır.

Müridin tarikata kabul edilişi, bu merasimde yapılan uygulamalar, intisaptan sonra müride farz, vacip olanlar, taharet, su içme, yemek yeme, el yıkama, şeyhin huzurunda oturma, yürüme, konuşma, oruç, namaz, zikir, halvet, giyim-kuşam, evrad, asa, hırka, gibi konularda âdâbın, tavrın nasıl olacağını anlatan eserlerdir, mi’yâr-ı tarikat eserleri.

Nitekim Tatcı Hocanın hazırladığı Halvetî-Şâbânî Yolunun Âdâbı adlı eserde de öncelikle Şâbâniyyenin kurucusu Şeyh Şâbân-ı Velî’den Karabaş-ı Velî’ye kadar gelen süreçte, tarikin âdâb ve usûlünü gösteren ve silsile halinde halifeden halifeye intikal eden ve son olarak Karabaş-ı Velî’nin kısmi değişikliklerle bizzat istinsahla Arapçadan Türkçeye tercüme ettiği “Miyar-ı Tarikat” adlı risaleyi görüyoruz.

Kitapta ikinci olarak Nevrekoplu (Bulgaristan’da bir şehir) Şeyh Ahmet Rıfat Efendi’nin kaleme aldığı “Mu’înü’l-Mürîd” adını taşıyan ve Karabaş-ı Velî’nin mi’yârının bir çeşit özeti niteliğindeki eseri bulmak mümkün.

Kitaptaki son eser ise Yiğitbaşı Ahmet olarak bilinen Ahmet Şemsettin Marmaravî hazretlerine (1435-1505) ait “Hurde-i Tarikat” adlı eserdir.

Tasavvuf geleneğindeki mi’yârlar

Halveti geleneğinin mi’yârı ilk olarak Yahya-yı Şirvanî Baküvî (ö:1457) tarafından yazdırılmış, daha sonra Yusuf Sinan ve Şeyh Şâbân-ı Velî’ye kısmî değişikliklerle intikal etmiş, onlardan da Halvetî-Şâbânî yolunu son mümessillerine kadar gelmiştir. Edebiyat ve tasavvuf geleneğimizde konuyla ilgili birçok eser yazılmıştır. Şeyh Ali Semerkandî, Eşrefoğlu Rûmî, Aziz Mahmud Hüdayî, Yiğitbaşı Veli, Selami Efendi, Şeyh Şâbân-ı Velî, Şeyh Ömer Fuâdî, Karabaş-ı Velî, Abdülmecid Sivasî, Niyazî-i Mısrî, Şeyh Abdullah Selahaddîn-i Uşşakî konuyla ilgili risaleleri bulunan zatlardandır.

Eser daha önce, “Tasavvufî Gelenekte Mi’yârlar ve Karabaş-ı Velî’nin Mi’yâr’ı” adıyla, Mi’yâr-ı Tarikat’ı ve Hurde-i Tarikat’ı muhtevi bir şekilde Mustafa Tatcı ve Cemal Kurnaz imzasıyla 2001 yılında Bizim Büro Basım Yayın Dağıtım tarafından basılmış ve yayımlanmıştı. İki eser arasındaki en önemli fark 2001’deki baskıda Ahmet Rıfat Nevrekobî’ye ait Muînu’l-Mürid adlı risalenin yer almamasıdır. İkinci bir özellik de ilk metinde yer alan ilk risalenin sadeleştirilmiş olduğunun ifade edilmemesidir.

Bütün bunlardan öte, kitabın yeni baskısıyla daha bir faydalı olduğunu söylemek mümkün. Zira yeni baskıda müellifler ve eserleri hakkında yeni ortaya çıkan bilgiler de eklenmiş.

Halvetî geleneğine müntesip bir mürid nasıl yemek yer?

Türk toplumunun tasavvufla ne kadar içli dışlı olduğunun ve tasavvuftaki adap ve erkânın Kur’an ve sünnet merkezli olduğunun birer delili olarak miyardaki yemek adabını naklen alıyorum:

Sofrada bir derviş yanındaki dervişe eziyet vermeyecek şekilde ne pek sık, ne de pek seyrek oturmalıdır.

Yemek sırasında mecliste bulunan herkes sofraya oturmalıdır.

Azizden (şeyh efendi) evvel kimse yemeğe el uzatmamalı, ondan izinsiz yememelidir.

Ağızdan bir lokma varken bir başka lokma almamalıdır.

Sofrada başkasının önünden lokma almamalıdır.

Yirmi dört saatte bir kere veya iki kere yemelidir. Fazla yememelidir. Lakin misafir için fazla yerse caizdir.

Bir kimsenin yemeğine çağrılmadan varmamalıdır.

Aziz yemeğe davet olununca her müridin ayrı ayrı çağrılması gerekmez.

Çarşılarda satılan yemeklerden eğer mümkün olursa yememelidir.

Yemeğe besmele ile başlamalıdır. Belki her lokmada bismillah demelidir.

Yemek yerken su içmemelidir.

Yemeğe tuz ile başlayıp tuz ile bitirmelidir.

Yediği yemeğin nereden geldiğini, nasıl bir yemek olduğunu, kimin verdiğini bilmemelidir.

Kap içinde kalan yemek dökülecek ise geri bırakmayıp onu yemelidir.

Yemek yerken boş sözden kaçınmalı, yemek sırasında aşırı iştah duyarsa yemeği bırakmalıdır.

Yemeğin sınırı üç günde bir tuvalete gitmeyi gerektirecek miktarda yemektir.

Ekmeği elleriyle kırıp öyle yemelidir.

İsmail Demirel yazdı

Yayın Tarihi: 01 Mart 2016 Salı 16:43 Güncelleme Tarihi: 25 Mayıs 2020, 12:37
banner25
YORUM EKLE

banner26