Seyr ü süluk gönlün İslam'a açılmasıdır

İbn Acîbe, Faslı âlim, müfessir, Şâzelî-Derkâvî şeyhidir. Süleyman Derin, müfessirin görüşlerinden hareketle Kur'an'- Kerim'de Seyr-ü Süluk adlı kitabında nelerden bahsediyor. Haşim Akın yazdı.

Seyr ü süluk gönlün İslam'a açılmasıdır

İbn Acîbe, Faslı âlim, müfessir, Şâzelî-Derkâvî şeyhidir. Ona göre tasavvuf; "Padişahlar padişahının huzuruna erişen yoldur." Bu nedenle yolu en kısa ve kolay yoldan geçmek gerekir. Bunu kendi hayatında başarmış ve başarmanın yollarını da öğretmiştir. Süleyman Derin de, Erkam Yayınları'ndan çıkan İbn Acibe'nin tefsirinden hareketle "Kur'an-ı Kerim'de Seyr ü Süluk" adlı kitabında İbn Acibe'nin seyr ü süluk'a yaklaşımını inceliyor.

Kendi yetişme şartlarına ait şu cümleler gerçekten güzeldir. "Çarşıya gideceğim zamanlar, ilimce ve yaşça benden büyük birini arar, onunla gitmeye çalışırdım ve çarşıya varana kadar onunla hep ilmî müzakerelerde bulunurdum. Çarşıdan ayrılınca da yine ilim sahibi birisiyle eve dönmeye çalışırdım."

Sûfi kimdir?

Adı geçen eserde önce bu sorunun cevabını öğreneceğiz. Bu kelime üzerinde birçok farklı tanım yapılır. Bunlardan birisi de; Sehl bin Cüneyd'in tarifidir ki, "Sûfi: kirlerinden arınan, fikir ile dolan, insanları bırakıp Allah'a yönelen, dünyaya kıymet vermeyen kimsedir," der.

Seyrü sülük

İbn-i Acibe’ye göre seyr-ü sülük, tamamen Kur’anî bir kavramdır. Bunu en iyi karşılayan kelime de “sırat-ı müstakim”dir. Kur'an’ın bu konudaki tabirlerinden en başta bunu zikreder. İnsanları sarayına davet eden ve yol üzerindeki konaklara birbirinden güzel konaklar inşa etmiş bir doğu melikini örnek verir. İnsanlardan yol üzerindeki saraylara itibar etmemelerini, menzile ulaşmaktan kendilerini sakındırmamalarını ister. Dünyanın veya rızayı ilahiye ulaşma yolundaki mertebelerin insanları nasıl kandırdığına ve kandırmadan nasıl sakınılacağına dikkati çeker. Zira salik için Allah'tan başka bir matlup olmamalıdır.

Ona göre; "Âlimler, insanları cehalet karanlığından ilim nuruna, mücahitler küfür karanlığından iman nuruna; zahit ve abidler ise, günah karanlığından tövbe ve istikamet aydınlığına çıkarırlar." Bunun için üstada göre seyr-ü sülük, "Rabbe giden yoldur, hakkın mağarasına sığınmaktır, gönlün İslam'a açılmasıdır, sanki bir süt berraklığıdır, kölelikten kurtulup, arz-ı mukaddese girmektir."

Niçin seyrü sülük?

Bu bölümde işin sebebini öğreniriz. En önemli sebebin imanı “hakke-l yakîn” seviyesine ulaştırmak olduğunu görürüz. Sonra, "İnsanın hak ile barışması, basiretinin açılıp, insanın beşeriyetine zarar vermeden onu kontrol altına almak" olarak sıralanır. Bu maddelerin her biri kendi için çok önemlidir. Ama insanın beşeriyetine saygı duyularak, yani ruhbansı bir hayattan uzaklaştırıp, nebevi bir usulle, yiyen, içen, evlenen hayata karışan ama kalbiyle faklı kulluk ve takva kıvamına ulaştırmak onun için ideal bir noktadır. Yani, "el kârda gönül yarda" olan bir kulluk kıvamı esas alınır. "Dikkat edin! Ben sizin Allah'tan en çok korkanınız olduğum halde yer, içer, uyur, eşlerimle beraber olur ve ibadet de ederim." buyuran bir Peygamberin izi olarak devam eder. Bu madde vur deyince öldür anlayan bir anlayış ve kafa yapısı için önemlidir.

Nasıl olacak?

Bu terbiye ve terakki yolunda farklı metotların olacağı ifade edilir. Zikir, sohbet, seyahat... Bu liste devam eder. Tövbe, inabe, havf ve reca gibi daha birçok makamlarının açıklamalarını bulmak mümkündür. Belki de siz size daha uygun gelene yapışacaksınızdır.

Şeyh ve mürşit

Eserin üçüncü bölümünde çok daha önemli bir konu üzerinde durulur. Ve "Mürşit kimdir?" sorusu sorulur. Mürşit olmanın şartlarını, mürşidin müride karşı ve müridin mürşidine karşı vazifelerini en güzel şekilde bulmak mümkündür.

"İnsanları daha güzel Müslüman olmak ve ihsan seviyesindeki bir iman olgunluğuna çıkaracak önder-rehber" olarak algılamak yerine uçan, kaçan, sürekli keramet gösterilerinde bulunan bir mürşit algısının yanlışlığını burada bulmak mümkündür. Hele bundan 18-20 yıl önceleri cereyan eden hadiseleri, türedi şeyhleri (!) hatırlayanlar, bu konudaki bilgi eksikliğinden kaynaklanan sıkıntıların sadece kişiler için değil, ümmet için de nelere mal olacağını çok iyi gördüler. Tasavvufî camiaya yapılan en büyük eleştirilerden birisi de, mürşide yüklenilen misyonla alakalıdır. Öveyim derken yapılan yanlışlıklar, sınırını aşan ifadeler, "Bizden başkaları yandı!" türü kendini beğenmişlikler... İşte eser, bu camianın içinde bulunanlara da, nerelerde dikkatli olmaları gerektiği konusunda uyarılarda bulunur. Yani taş atmamak, daha da önemlisi attırmamak...

Salik kimdir?

Eserin dördüncü bölümünde salikin özelliklerini bulacaksınız. Mürşidi anladık peki bunun arkasında olan salik kim, özelliği nedir?

"Eğer ilim olsaydı kavuk ile kürk ile,

Biz de alırdık onu otuz ile kırk ile..."

dizeleri tam da buna uyar. Bir yere girivermek, kendini orada sanmak, oraya aidiyet için bazı kisveleri giymek... Kişiyi menzili maksuda ulaştırmak için yetmez.

Tasavvuf, tarikat, şeyh, mürit gibi kavramların çokça tartışıldığı, kıyasıya eleştirildiği bir ortamda, "kitabın ortasından konuşan" birine kulak vermek isterseniz, okumalısınız. Önemli bir uyarı daha: "Tartışmalara malzeme olsun diye değil, tasavvuf dairesinin dışında yer alıyor olsanız bile, size uyanları gönül dünyanıza nakşetmek için okuyun" bu kıymetli eseri…

Haşim Akın yazdı

Güncelleme Tarihi: 21 Aralık 2018, 11:56
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13