İnsan iki hece, uzun ince bir yol, uzunca bir hikâye… İnsan, hikayesini doğumla başladığını düşünür, bu bir bakıma doğru olabilir ama eksik bir doğrudur. İnsanın hikayesi Âdem babamızla başlar, ilk insan, ilk mimar ve ilk peygamber. Bu bağlamda hepimiz birer peygamber torunuyuz ve Seyyid’iz, bir insan teki olarak değerliyiz. Allah bizi yaratmak istemiş, ruhlar arasında bizim de ruhumuza yer vermiş, lütufta bulunmuş, Ruhumuza Ruhundan üflemiş. Bunca benzerliğimize karşın birbirimizden farklıyız, fotokopi değiliz.

İlk muhatap alınışımız ve ilk sözleşme. Ruhlar aleminde ‘ben sizin rabbiniz değil miyim?’ Sualine ‘Bela’ evet sen bizim rabbimizsin diye mukabelede bulunuşumuz ve sorumluluğu ilk yükleniş. Bütün ruhların bu donanımda yaratılışı. Sonra içimizden birinin, bizim gibi birilerinin bizim adımıza elçiler seçilmesi, muhatap alınması. Musa Aleyhisselam’ın Tura, Hazreti Muhammed Aleyhisselam’ın Sidretü’l-Münteha’ya davet edilmesi. İnsanın melekler üstüne çıkarılıp şeytanın kibrine vurulan büyük darbe. Elçilerle, kitaplarla sorumluluğun yol haritasının çizilmesi. İsimlerin öğretilmesi, yeryüzünde talebe, Allah’ın emanetçisi, kainattaki efendisi kılınması insanın. O’nun tarafından övülmesi, her şeyin emrine amade kılınması. Allah insana böyle kıymet veriyor.

Zamanın geçmesi ve insanın hak ve görevlerini hiçe sayan sosyal düzenin etkisiyle insan karakterinin değişmesi. Ahdini unutup kendinden kopman, vurdumduymaz bir hal alışın. Allah’ın Ruhuyla yeryüzünde Allah’ın emanetçisi olma sorumluluğunu yerine getirmen için verilen süreyi dikkatsizce kullanman ve düştüğün boşluk… ‘Asra yemin olsun insan hüsrandadır...’ Bu kadar altın yıllar geçti, şimdi sen neredesin, kimsin. Kendi kalbinden sürgün edildin önce, varlık sebebini unuttun, hikmetten koptun.

“Allah-ü Azim-uş Şan’ın Ruhunu sana üflemeden önceki içinde bulunduğun aşağı seviyeye düştün. Nerede şimdi Allah’ın Ruhu? Ey insan, bu çürümüş durumdan sıyrıl! Böyle günbegün ölüme gitmekten kendini kurtar.” “Seni Allah’tan uzaklaştıran bütün şu ihtiyaç ve doymak bilmez arzularından sıyrıl.” Pusulana bak, yörüngeni bul, daveti duy ve ona icabet et, Allah bizden uzak değil, en kolay olanı O’na ulaşmaktır. Hiçbir aracıya, hiçbir vasıtaya ihtiyaç duymadan ulaşılabilecek en yüksek makam O’dur. Asıl Allahtan başkasına ulaşmak zordur ve çok uzaktır. Allah bizim en yakınımızdadır. ‘Biz ona şah damarından daha yakınız’ buyuruyor kitabında.

Melekut alemi sana secde etti, sen ise uzaklaştın. Kendine dön, büyük randevu için hazırlan. Sönmüş volkanlar arasındaki vadinin derinliklerine bırakılan emzikli bir çocukla Habeşli yoksul bir kadını, bir anneyi, Hacer’i düşün. Hacer yapayalnız bir kadın, bir anne. Arayan, seğirten, acı çeken, destekten yoksun, evsiz barksız sınıfsız ırksız ama ümitli ve kararlı. Yanmış bir volkan vadisinin derinliklerinde su arayacak kadar ümitli ve inançlı. Oturup ağıt yakmıyor, durup mucize beklemiyor. Bir mucize varsa kalkıp aramak gerekiyor, bulanlar arayanlardır diye kalkıp arıyor. “İbrahim gibi davrananlar için Allah, Nemrut ateşinden bir gül bahçesi yapacaktır” elbet.

Ey insan; “Üryan geldik bu dünyaya, üryan gideceğiz” kefenini giy cesedine bak, kendi cenazene ağla, sarayları terk et, kibrinin üzerine basa basa yürü,

gücüne yenilme, çağrıyı duy, davete uy, ruhunu al git Allah’ın beytine. O ilk sualin sorulduğu yalınlıkla benliklerinden sıyrıl, kendini erit yeni bir insan ol, ümmet ol…!

Not: Bu metin hazırlanırken merhum Dr. Ali Şeriati’nin Hacc adlı eserinden istifade edilmiştir.