Osmanlı siyaset düşüncesini anlamak için önemli bir kitap

Asım Cüneyt Köksal’ın ''Fıkıh ve Siyaset - Osmanlılarda Siyâset-i Şer’iyye''si, Osmanlılarda siyâset-i şer’iyye konusunu teorik ve pratik veçheleriyle bir bütün hâlinde ele alan ilk modern akademik çalışma. Burak Özkanlı yazdı.

Osmanlı siyaset düşüncesini anlamak için önemli bir kitap

Osmanlılarda siyâset-i şer’iyye konusunu teorik ve pratik veçheleriyle bir bütün hâlinde ele alan ilk modern akademik çalışma diye takdim edilen Fıkıh ve Siyaset - Osmanlılarda Siyâset-i Şer’iyye”, Asım Cüneyt Köksal’ın Klasik Yayınları’ndan çıkan yeni ve oldukça kıymetli eseri.

“Fıkıh insanın hürriyeti üzerinde ısrar ediyor. … Şark’ta, bilhassa Müslüman Şark’ta cemiyet bu hürriyet fikri üzerinde kurulur.” Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur’undan alıntılanan bu cümlelerle açılan kitap, giriş, üç ana başlık ve sonuç kısımlarından müteşekkil. Giriş bölümünde, Osmanlıların tevârüs ettiği İslam kamu hukuku mirasına genel bir bakış; birinci bölümde şeriat ve siyâset-i şer’iyye, ikinci bölümde Osmanlı hukukunun şer’îliği meselesi, üçüncü bölümde Osmanlılarda siyâset-i şer’iyye tartışmaları, sonuç bölümünde ise Osmanlılarda siyâset-i şer’iyye ve hikmet-i hükûmet ile genel değerlendirme yer alıyor.

Asım Köksal, Müslüman devletler arasında, yönetim tecrübesinin zaman ve coğrafya bakımından genişliği yönüyle Osmanlı Devleti’nin özel bir yeri olduğunu belirterek, Fıkıh ve Siyaset kitabında, “Osmanlılarda Siyaset-i Şer’iyye”  başlığını merkeze alma sebebini de izah etmiş diyebiliriz. Meseleyi teorik ve pratik veçheleriyle ele alırken temsil edici niteliğine inandığı müellif ve eserleri dikkate almış, hukuki-siyasi düzeni eleştiren isim ve eserlere de yer vermeyi ihmal etmemiş. Hatırı sayılır bölümü yazma hâlindeki eserlerin müelliflerinin bürokrat, tarihçi, ahlâkçı, ulemâ ve sûfiler olmak üzere farklı kimliklerde olması, eseri dikkat çekici ve güvenilir kılıyor. Bendeniz, bu başucu eserinin birinci ve ikinci bölümlerinden genel fikir verecek mahiyette bir özet sunup yazıyı sonlandıracağım.

Şeriat ve siyâset-i şer’iyye

Siyasi olanla hukuki olanın birbirinden özerk olup olmadığı tartışılagelmiş bir meseledir. Şöyle sorabiliriz; şeriat dışında, fıkıh ölçütleri ile ölçülmediği hâlde meşru kabul edebileceğimiz bir siyaset sahası var mıdır?

Köksal, bu soruyu siyaset kelimesi etrafında kavramsal çerçeveden alıp siyâset-i şer’iyyenin meşruiyetine dair kabul edilen fıkhî delillerle cevaplıyor. Bu deliller ise, re’y, örf (tavr-ı akıl üzere), istihsan (içtihadın bir türü) ve en önemlisi olan istıslah – mesâlih-i mürsele yani naslarda kabul veya reddedildiğine dair açık beyan bulunmayan maslahatları esas alan fıkhî bir çıkarım metodu. Mecelle’de de “Raiyye, yani tebaa üzerine tasarruf maslahata menûttur (bağlıdır).” denir.

Siyâset-i şer’iyye için, yönetilen toplumun yararına olacak ve dinin genel ilkelerine ters düşmeyecek düzenlemeler ve uygulamalar yapma yetkisi diyebiliriz. Zamanla anlamın daralmış olduğu ve mevcut veya muhtemel fesadı önleme, bu bağlamda da ceza, bilhassa ölüm cezası şeklinde kullanıldığı görülür. Buna uygun olarak Hanefî fakihlerinin siyaset anlayışını temsil edici bir tanım Bâbertî’ye aittir: “Siyaset, fesadın kökünü kurutmak amacıyla, hakkında şer’î hüküm bulunan bir suçun cezasının ağırlaştırılmasıdır.”

Siyâset-i şer’iyyenin tezahürleri ise teşri salahiyeti ve faaliyeti (kanun yapma), yürütme gücünün bir faaliyeti (hisbe müessesesi örneği), cezaların ağırlaştırılması (tazir), yargı yetkisi ve idâri adalet olarak ortaya çıkmaktadır.

Hüseyin Vâiz-i Kâşifî, Osmanlı ulemasınca çok rağbet gören Ahlâk-ı Muhsinî eserinde şeriat-siyaset ilişkisini şöyle kurmuş: “Şeriat kaidesi olmadan hiçbir hak, merkezinde karar bulmaz. Siyaset zabıtası olmadan da şer’ ve din işi intizama ermez. Meliklerin siyaseti şeriatı takviye, şer’î ahkâm ise mülkü terviç (geçerli kılıp değerini arttırma) eder.”

Osmanlı hukukunun şer’îliği meselesi

Osmanlılarda örfî hukukun şer’î hukuktan bağımsız olduğu düşüncesi, genellikle Fatih Sultan Mehmed dönemi tarihçisi Tursun Bey’in Tarih-i Ebü’l Feth isimli eserinden bir bölüme dayandırılır. Oysa Tursun Bey’in şeriat-örf ilişkisi (ilahi kaynaklı siyasete şeriat, akıl ve tecrübeye dayalı siyasete örf denmesi),  İbn Haldun’un dinî-aklî siyaset ayrımından pek farklı olmayıp, yasaların tasnifinin kaynağına göre yapılmasından ibarettir. Osmanlı metinlerinde şer’ ve örf ifadelerinin kullanımı da bir ayrılıktan değil uyum ve tamamlayıcılıktan yanadır.

1524 tarihli Mısır Kanunnamesi, Kanuni Sultan Süleyman lisanından şöyle der: “Örfen maruf olan şey, şer’an meşru kılınmış gibidir.” Farklı bir yerde ise şeyhülislam Ebussuud Efendi, “Nâmeşru’ olan nesneye emr-i sultânî olmaz” diyerek padişah kanunlarının şeriata aykırı olamayacağını açıkça ifade etmiştir. Sadece bu iki görüş dahi meseleyi temsil niteliği ile çözümlüyor diyebilirim.

Örfî hukukun şer’î hukukla uyumunu sağlayan önemli unsurlardan biri, örfî hukukun oluşmasında rolleri olan “müftî-i kanun” denilen nişancıların medrese mezunu âlimler olması, diğeri de Anadolu ve Rumeli kazaskerlerinin Divan-ı Hümayun azası olmalarıdır.

Bunları müteakiben Köksal, Osmanlı Ceza Hukukunun şer’îliğini, kanunnamelerdeki bazı genel ilke ve uygulamalara yer verip kanunnameler kapsamındaki belli başlı suçları ve cezaları da anlatarak işliyor. Tüm bunlar için yeterli derecede örnek verip karşılaştırma imkânı da sunuyor. Osmanlı ceza kanunları ile ilgili genel çıkarımları ise şöyle: Bu kanunlar, takdiri yöneticiye bırakılan tâzir hükümlerini belirlediği için cezaların tüm çeşitlerini saymıyor, fıkıh kitaplarında ayrıntıları ile anlatılan had cezalarının yerine geçmek için değil, bu cezaların uygulanamadığı durumlar için ve kimi zaman da hadle beraber uygulamak üzere va’zedilmişlerdir. Osmanlı kanunnameleri özü itibarı ile İslam hukukunun bir çeşididir.

Kitabın girişi, Osmanlıların tevârüs ettiği İslam kamu hukuku mirasına değinirken üçüncü bölümü ise Osmanlılarda siyâset-i şer’iyyenin teorisi ve pratiği ile problemleri (eleştirileri) öncü isimlerin eserleri etrafında işleyen oldukça önemli bir bölüm. Bu kısımda hanedan mensubu Şafii bir âlim olan Şehzade Korkut’un tenkitlerini gayet ilgi çekici buldum. Tabi, “sonuç yerine” bölümü de kitabın iyi bir değerlendirmesini sunan toparlayıcı mahiyete sahip.

Burak Özkanlı

Güncelleme Tarihi: 03 Haziran 2020, 15:59
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26