Müştehir Karakaya'dan Modern Bir Masal: Dört Şehir Dört Kapı

Müştehir Karakaya, 'Dört Şehir Dört Kapı' romanında her şeyin modernizme yenildiği bir çağda aşkın hallerini anlatmak için okuyucuyu bir yolculuğa çıkarmak istiyor. Mustafa Uçurum yazdı.

Müştehir Karakaya'dan Modern Bir Masal: Dört Şehir Dört Kapı

Müştehir Karakaya’nın birçok sıfatını art arda sıralasak da ilk sırayı şüphesiz şairliği alır. Duruşu, ses tonu, yaşantısı onun şairlik sıfatının birer yansımasıdır. Lirik bir gönül, sevdaya tutulu bir yaşam ve edebiyata adanmış bir ömür görürsünüz Karakaya’nın yaşamında.

Şiir, deneme, roman, öykü, günce türlerinde eserler verdi Müştehir Karakaya. Ortaya çıkan eserlerden hareketle rahatlıkla bir Müştehir Karakaya külliyatından bahsedebiliriz.

Onun denemelerini öykülerini ya da romanlarını okurken ortak bir nokta sizi hemen etkisi altına alır. Bütün bu satırlar bir şairin dilinden dökülmüştür. Karakaya’nın elindeki en büyük güç de işte tam budur; şairliği. Halepçe’nin dramını okurken de mitolojik bir zamandan günümüze uzanırken de ya da düş zamanlarının öyküsüne kapılıp giderken de bir şairin içli nefesi sizinle birlikte olduğunu hissettiriyor. Müştehir Karakaya’nın yazdığı her satırda şairliğinin izlerini bulmak mümkün.

Karakaya’nın İncir Yayınları arasından çıkan Dört Şehir Dört Kapı adlı romanı daha adından başlayarak okuyucuyu bir yolculuğa davet ediyor. Bir seyyah olup şehirlerden ve kapılardan geçmek isteyenlerin romanını yazmış Karakaya; elbette aşk ile.

Her şehir bir umuttur

Zaman, mekân, düş bahçesi, aralanan her kapıdan gülümseyen yeni bir umut. Dört Şehir Dört Kapı romanını okuyup bitirdiğinizde aşağı yukarı içinizde oluşacak duygular bu sıraladıklarım şeklinde olacaktır. Müştehir Karakaya; her şeyin modernizme yenildiği bir çağda aşkın hallerini anlatmak için okuyucuyu bir yolculuğa çıkarmak istiyor. Yaşadığımız çağda ama bütün olup bitenden azade bir dünyaya yolculuk.

Roman türü edebiyatımıza Tanzimat ile birlikte girmiş olsa da bizim edebiyat tarihimiz mesnevilerle zenginliğini oluşturmuş bir edebiyattır. Birçok konu işleniyor olsa da mesnevilerin baş konusu aşk diyebiliriz.

Müştehir Karakaya modern bir mesnevi, modern bir masal sunuyor okuyuculara. Fi tarihinden başladığı anlatımını bir günlük edası ile tarih düşerek veriyor. Tarihler ve mevsimler geçiyor âşıkların yüreğinden. “31 Mart. Lapa lapa kar yağıyordu.” “24 Haziran. Ilık bir haziran sabahı.” “22 Ağustos Dördüncü şehir. Kocaman bir ülke. Hüzün artığı martıları gariban ve kimsesiz.”

Sahir ve Hicran; romanın kahramanları. Şehirlerden geçerek, zamanları aşarak aradıkları aşkın peşine düşmüş iki divane. Araladıkları her kapı, girdikleri her şehir yeni bir umudun ışığını yaksa da hüzün hiç bırakmıyor yakalarını. Onların umudu bitmiyor, yeni bir yol buluyorlar kendilerine.

Müştehir Karakaya modern bir masal sunmak istediğinden olsa gerek şehirlerin adları yok, haritada bir nokta gibi duruyor şehirler. En küçük iz yok şehirlere dair. Sihirli bir dokunuşla açılan şehrin kapıları var, o kadar.

Mevlana’dan Şeyh Galib’e, Hafız’dan türkülere

Yol varsa, yoldaş da varsa o zaman insana yolları yakın edecek içli bir nağme gerek. Mevlana’nın mesnevisi gibi bir ruh hali arada bir yokluyor Sahir ile Hicran’ı. Müştehir Karaya adeta kendi ruh halini Sahir’e giydirip onu konuşturuyor, Mesnevi’den beyitler okutuyor. Bir de bakıyoruz kendini Kul Himmet’ten bir türküye kaptırıyor.

Kul Himmetim burdan gitsem
Bağında gülleri dersem
Senden gayrı yâr seversem
Öldür beni öldür beni

Sahir, aşkla beslenen gönlünü Şeyh Galib’le huzura erdirir, Fuzuli’nin derdiyle derdini hemhal eyler. Mevlana dokunur kalbine. “Sen bana değil, belki hale âşıksın fakat yiğidim, bu hal elde kalamaz ki!

Dört Şehir Dört Kapı romanında Müştehir Karakaya okuyucuya farklı bir dünyadan seslenmek istiyor. Okuyucu kendini bir masalın içinde hissettiği anda bir bakıyor ki mağazada tişört beğenen Sahir ve Hicran’ı görüyor. Destansı bir aşkın içinde iken bir anda kahvaltı masasında kahvaltının önemine dair sohbet eden iki âşıkla karşılaşıyor. Bu gel gitler yaşananların gerçekle olan bağını koparmaması anlamında romana bir sahihlik de kazandırıyor.

Okuyucu geçilen tüm zamanların ötesinde gerçekle irtibatın devamını görerek “Aşk iyi ki var.” diyecektir bu modern masalı okuduğunda.

Romanın sonunda yazar okuyucuyu da ortak ediyor bu serüvene; “Bir aşk masalının böyle bitmesi sizce hayra alamet mi, değil mi, bilemem.” Nasıl mı bitiyor masal; o da kitabın içinde, okuyucusunu bekliyor.

İncir Yayınları çiçeği burnunda bir yayınevi. Ardı ardına çıkardığı kitaplar ile Anadolu’dan yayıncılık dünyasına çok hızlı ve güçlü bir giriş yaptı. Bünyesindeki yazar ve şairlerin sayısı her geçen gün artıyor. Öyle gösteriyor ki İncir Yayınları önümüzdeki zamanlarda çok iyi işlerle karşımıza çıkacak.

Müştehir Karakaya, Dört Şehir Dört Kapı, İncir Yayınları

 

Mustafa Uçurum

Yayın Tarihi: 28 Temmuz 2017 Cuma 17:16 Güncelleme Tarihi: 22 Kasım 2018, 17:05
banner25
YORUM EKLE

banner26