Muhammed İkbal ve Dini Düşüncenin Yeniden Teşekkülü

''Dini Düşüncenin Yeniden Teşekkülü'' eserinde Muhammed İkbal için yeni bir bakışa olan ihtiyaç aşikârdır. Bu yüzden yeni bir bilgi felsefesi esas olmalıdır. Bu bilgi felsefesinin temelini tecrübe olarak koyar. Kalbi bu tecrübenin temeli kılar. Kalbin en önemli hasletini hads olarak görür. Abdulaziz Tantik yazdı.

Muhammed İkbal ve Dini Düşüncenin Yeniden Teşekkülü

İslam'da Dini Düşüncenin Yeniden Teşekkülü kitabında dini düşüncenin yeniden teşekkülünün yöntemini oluştururken Muhammed İkbal, öncelikli olarak tarihsel süreci dikkate almakta ve mevcut ilmi gelişmeyi de hesaba katarak kendi kavramsal düzenini kurmaktadır. Geçmiş ile gelecek arasındaki bağı tecrübe kavramı ile inşa etmektedir. Bu tecrübe kavramı, aynı zamanda afak ile enfüs arasındaki bağı oluşturmaktadır. Madde ve şuur arasındaki ilişkiyi kuran tecrübe, bilginin kalp üzerinden işlenmesini sağlayacak bir düzeyi de imliyor. Modern dönemde bilginin oluş şartlarını oluşturan özne gibi, Ene kavramı üzerinden tecrübeyi Ene’nin tecrübesi olarak yorumlamakta ve eneye ciddi bir özgürlük alanı tanımaktadır. Hayatın üzerine bina edilmesi gereken özne, tecrübe sayesinde İlahi Rıza’ya matuf işleri yapabilecektir.

İkbal, amel kavramı üzerine bina ettiği düşünce sistematiğini Kuran’ın vurguladığı bir kavram olarak betimliyor. Yaratılışın bir eylem sonucu oluşunu dikkate aldığımızda bu kavramın taşıdığı derinliği ve ağırlığını kabul etmemek mümkün görünmüyor. İkbal, hayatını bu amaca hasretmiş biri olarak görünüyor. Kendi döneminde yapılan tartışmaların en önemli gündem maddesi; İslam’ın temel değerlerinin nasıl bir örneklikle hayata geçirileceğine dair olandır. Bunun üzerine ciddi bir projeyi hayata geçiriyor. Müslümanların salt yaşadığı ve toplumun değişik katmanlarının içinde yer aldığı bir yaşam alanı pratiğini oluşturarak amelin görünürlük kazanmasını sağlıyor. Bu projenin mimarı Muhammed İkbal, yönetici ve uygulayıcısı ise tanıdık bir sima Mevlana Mevdudi’dir. Bu uygulama Hindistan ve Pakistan arasındaki savaşın bu bölgeye yaklaşması sonucu zorunlu olarak sona eriyor. Babam Mevdudi kitabında kızı bu projeyi ve nasıl uygulandığını anlatıyor.

Amel, bütünün dışavurumudur

Bir Nebi duası olan Hakkı hak olarak ve batılı batıl olarak öğrenme isteği, amelin sahip olduğu vurguyu bize hatırlatır. Sonuç itibarı ile hayatımız bir eylemden müteşekkildir. Çünkü eyleme dönüşmeyen tefekkür salt spekülasyon ve işlevsiz görülmüştür zaten…

İkbal, dini şöyle tanımlıyor: Din; beşerin taleplerini genişleterek vasıtasız Zat-ı Mutlak’ı müşahededen gayrı her şeyi silendir. Dinin esasının iman olduğunu belirten İkbal; dinin mevcut olanı dikkate aldığını, bir makuliyet içerdiğini belirtip din ne salt tefekkür ne de salt his ve ne salt ameldir; o hayatı ve insanı bütün olarak ele alır, der. Amel, bütünün dışavurumudur.

İkbal bu çerçevede ise felsefenin ruhunun serbestçe sorgu sual, şüphecilik ve vazifesinin ise insan tefekkürünün boyutluluğunu sonuna kadar takip etmesi olduğunu belirtir. Böylece din ile felsefe arasındaki farkı da göstermiş oluyor. Bu çerçevede İkbal, Kur’an’ın ruhunun anti klasik olduğunu söyler. Yani kendisinden önceki Yunan felsefesi, Hint ve Çin kadim kültürü ile Zerdüştlük gibi yerleşik kültürlerden farklı bir bakışı getirdiğini dile getirmektedir. Ezcümle, klasik dönem tümden gelim iken, İslam tüme varımı başlatır.

Tecrübe, tefekkür, nefs

İkbal, en temel kavramsallaştırmasını ‘Tecrübe’ olarak tanımlar. Tecrübenin, sistematiği kurarken, yeniden düşünce kurulurken dikkate alınması gereken en temel özellik olarak onu öne çıkartır. Tecrübenin sağlıklı bir bilme edimi haline gelmesi ve bunun alanını belirlerken dikkat çektiği şeyler önemli: Tefekkür ve hads…

Düşünce ve sezgi bir şeyi anlamak için birbirini tamamlayan unsurlardır. Düşünme olmadan bir şeyi kavramak zor, ama o şeyi derinlikli kavramak için de onunla ruberu karşılaşmayı sağlayan hads/sezgidir. Bu yüzden bu iki kavramlaştırmayı birlikte değerlendirmeliyiz.

İkbal, deney, gözlem ve hislerimizle elde ettiğimiz idrak ile birlikte enfüsümüzde tecrübe ettiğimiz mistik tecrübeyi de işin içine dâhil eder. Ve farklı tecrübelerin bir tek tecrübe kavramı içinde mündemiç olduğuna gönderme yapar. Bu tecrübenin doğru bir şekilde gerçekleşmesi için de bazı kavramlar önerir.

Şuur ilmin hakikatinin neye taalluk ettiğini kavramayı ve yüksek düzeyde idrak etmeyi içerir

İkbal, ilk kavramın ‘ene/ben’ kavramı olduğuna vurgu yapar. Varlığın bu ene’lerden oluştuğuna dair bir açıklama yapar. Ama en temelde Mutlak Ene olarak Allah ve Ene olarak insanın sahip olduğu benliğe vurgu yapar. Mutlak Ene’nin sahip olduğu şeyleri uzun uzadıya anlatır. Özellikle Mutlak Ene, Yaratıcılık, İlim, Kudret-i Kamile, Hayy, dirilik isim ve sıfatlarıyla varlığı varlık sahasına çıkarmıştır. En önemlisi ise Mutlak Ene’nin her yaratıcı faaliyeti hür faaliyettir ve hakikatin tamamıdır, diye yaptığı tespittir. Hatta üzerinde çokça tartışılması gereken ve insani ene’ye alan bırakma sebebi olarak görülebilecek olan Kendisine kendi hür iradesi ile tahdit koyması, yani Ene’nin faaliyet alanını hür bir şekilde yapabilmesinin imkanını oluşturma bağlamında ve bu ene’nin sorumluluğunu da betimler tarzda ifade etmesidir. Ene olarak insan yekta bir ferdiyet olarak betimlenir İkbal tarafından. Ve Kur’an insanını şöyle betimler: 1) İnsan Allah’ın seçilmişidir. 2) İnsan, kusurlarına rağmen Allah’ın yeryüzündeki mümessilidir. 3) İnsan kendi hayatı pahasına kabullendiği bir hür şahsiyetin mutemedidir.

Ayrıca şu ilkeleri de dikkate sunuyor İkbal insana dair: 1) Zaman içinde bir başlangıcı vardır. 2) Yeryüzüne bir daha gelmeyecektir. 3) Sonluluğu da bedbahtlık değildir. İnsanın sonluluk üzerinden sonsuzluğu tattığını ve ölümden sonrasını dikkate alan bir yaşamı içselleştirmesi gerektiğini vurgular.

Bu bağlamda İkbal, insan’a İslam’ın 1) insana müjde vermesi; iyi haber… 2) gayesi; insan ruhunda kendisinin Allah – Kâinat ve kendisi ile her türlü ilişkisinin yüksek şuuruna vardırmasıdır.

İkbal, tecrübeye konu olan şeyin Ene’nin tecrübesi olduğunu belirtiyor. Bu Ene bir ruha sahiptir. Burada en temel konu ilim ve şuur kavramlarıdır. İlim bir şeyin akıl, deney ve gözlem yolu ile elde edilen bilgisidir. Şuur bu bilginin hakikatinin neye taalluk ettiğini kavramayı ve yüksek düzeyde idrak etmeyi içerir. Kâinatın kendi içindeki irtibatının ne’liği ilim ile; ilim ise, akıl ve anlayışla işlenmiş hisle idraktir.

Dini tecrübe, taakkuli veçhesi olan bir duygu halidir, tespiti yapar İkbal… Mistik tecrübe konusunda İkbal şunları söyler: a) doğrudan varolan bir tecrübe, b) tahlil ve tecezzi kabul etmeyen küll… c) Zatı diğer ile ferdiyeti aşan mahrem bir tecrübe ve afakîdir. d) başkasına nakli mümkün olmayan bir duygusallıktır.

Tecrübenin sağlıklı bir şekilde anlaşılması için bu tecrübenin iki sacayağı olduğunu söyler İkbal… Nefs-i basir ve nefs-i faal… Basiret ve Faal… Eylem, doğrudan tecrübenin konusu olur. Tefekkür ile bu tecrübe kelime ve düşünmeye konu edilir. Ama derinlik kazanan bir şuur sahibi olmak için basiret esas olmalıdır. Basiret, tecrübeye konu edinilen şeyi bütünlük içinde görme ve sezgiyi de devreye koyarak hem enfüsi hem de afaki boyutluluğunu kavramaktır. Tecrübenin konu edinildiği şey tabii ki madde ve şuurdur. Madde, eşya ve kâinat olarak betimlenir. Bu yüzden her şeyi konu edinir. Ama şuur, canlı, dinamik ve çok katmanlı bir haldir.

Yeni bir bakışa olan ihtiyaç aşikâr

Bütün bu görüşlerini seslendirdikten sonra İkbal, modern bilimin geldiği yeni bilgi, birikim ve tecrübesini dikkate alarak yeni bir Kâinat idrakine sahip olunabilir, der. Yalnız, İkbal, aynı zamanda bu kitapta modern bilimin verilerini kullanalım derken yukarıda dile getirilen şuur seviyesini dikkate alarak istifade edilmesi gerektiğini dile getirmektedir. Öyle salt eleştiriye, kritiğe, analize konu edilmeden kabulünün doğru olmadığını da belirtir. Bu yüzden o zaten yeni bir sistem önermektedir. İslam’ın temellerinden hareket ederek yeni bir sistemi inşa eder ve kabul ile reddin de bu düzeyde gerçekleştirilmesi gerektiğini dillendirir.

İkbal için yeni bir bakışa olan ihtiyaç aşikârdır. Bu yüzden yeni bir bilgi felsefesi esas olmalıdır. Bu bilgi felsefesinin temelini tecrübe olarak koyar. Kalbi bu tecrübenin temeli kılar. Kalbin en önemli hasletini hads olarak görür. Hads, basiret üzerinden işlem görmeli diye betimlenir. Basiret ve şuur ile görünenin dışında ve görüneni bütünlüğü içinde kavrayacak bir sistemi kurma çabasına girişir. İkbal, kalbe; deruni hads ve nüfuzu nazardır, der…

Bu kitap okunmalı

Bu kitabın Türkçede üç tercümesi olduğunu biliyorum. Benim okuduğum metin Sofi Huri’nin tercümesi, dili ağdalı ve zor… Bir önceki tercümeyi de karşılıklı okuma fırsatımız oldu bir grup arkadaşla, yer yer karşılıklı pasajların yokluğunu fark ettik. Bu yüzden yeterli bir ilgiyi uyandırmadığını düşünmeye başladım. Ama son dönemde yeni bir tercümesi daha yayınlandı kitabın… Ben bu yeni tercümeyi okumadım, ama iyi olduğuna dair duyumlarım var… O kadar…

Kendisine rahmet diliyorum… Türkiye’ye çektiği dikkat ve verdiği önem üzerinden kendisine önem verilmesi gerektiğini dikkate sunarak, İslam'da Dini Düşüncenin Yeniden Teşekkülü kitabının okunması gerektiğini belirtmeyi bir sorumluluk ve vecibe olarak telakki ediyorum.

Abdulaziz Tantik

Yayın Tarihi: 21 Nisan 2022 Perşembe 14:00 Güncelleme Tarihi: 21 Nisan 2022, 14:18
YORUM EKLE

banner19

banner36