banner17

Gökhan Özcan'ın Ruh Yordamı'ndan: 'Bazen ölüm ile imtihan ediliriz'

Gökhan Özcan’ın 86 yaşındaki annesi Hanife Özcan dün vefat etti. Allah rahmet eylesin. Yusuf Tunçbilek, Gökhan Özcan'ın 'Ruh Yordamı' kitabına değindi ve ''bazen ölüm ile imtihan ediliriz' diyen yazara sabır diledi.

Gökhan Özcan'ın Ruh Yordamı'ndan: 'Bazen ölüm ile imtihan ediliriz'

Yeni Şafak’taki köşesinde hepimizin gönlünü ferahlatan yazılar kaleme alan Gökhan Özcan’ın 86 yaşındaki annesi Hanife Özcan dün vefat etti. Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun.

Anne kadar bir çocuğu, bir adamı etkileyen başka bir şey olamaz herhalde. O kadar yazar da, entelektüel de, âlim de olunsa, herhalde hiçbir şey anne kadar tesirli olamaz insan üzerinde. Gökhan Özcan’ı da hayata getiren, onu büyüten, yetiştiren annesi ahirete irtihal etti. Hepimizin bir gün edeceği gibi. Bize de bu üzücü haber üzerine Gökhan Özcan ve onun Ruh Yordamı isimli eseri ile alakalı bir yazı yazmak nasip oldu.

Gökhan Özcan’ı dindarların sevdiği gazeteleri ellerinde bayrak gibi taşıdığı zamanlardan hatırlıyorum. Şimdi böyle bir şey neredeyse yok; ama geçmişte, internetin yaygınlaşmadığı zamanlarda gazeteler bambaşka bir anlama sahipti. Gazeteler ciddi bir özenle okunurdu. Değeri vardı kağıdın, yazarın ve yazılanların. Köşe yazarlarının da ayrı bir değeri vardı. Sosyal medya çıktı çıkalı herkes biraz yazar oldu. Böylece sanki gazetelerdeki yazılar değersizleşti.

Gökhan Özcan’ın bambaşka bir üslubu var

Gökhan Özcan’ı Yeni Şafak gazetesinde gündemden uzak, farklı bir üslupla yazdığı yazılarıyla biliyoruz. Kendisini ilk okuduğum zaman -bundan yedi sekiz önce- merak edip “kim bu adam?” diye internette arama yapmış, sadece bir fotoğrafıyla karşılaşmıştım. O fotoğraf, yıllarca onun tek fotoğrafı olarak kalmıştı. Bu etrafta fazla görünmeme durumuna ise içimden şu tepkiyi vermiştim: “Bu adamda güzel bir şeyler var”.

Tabii gazetelerin bayrak gibi sallandığı günler geride kalınca, haliyle onu daha az okuyor, bir yandan da, keşke gazete ve internetteki haberleri de görmeden, sadece onu okuma imkanı olsa diye düşünüyordum. Böyle uzun bir ara geçtikten sonra Gökhan Özcan’ın kitaplarıyla bir kitapçıda karşılaştım. Vadi Yayınları kitaplarını yeniden basmış. İçlerinden geçmişte yazdığı köşe yazılarının bir derlemesi olan “Ruh Yordamı”nı aldım ve okudum.

Yazar “Ruh Yordamı” kitabında birçok konuda birçok fikir ortaya koyuyor, ama bunların hepsi “çağdışı” fikirler. Gökhan Özcan yazılarında İslami ve insani olmayan yaşadığımız bu yozlaşmış çağla hesaplaşmaya giriyor. Bu çağın bizlere kabul ettirdiği bütün ön kabullerin sorgulanabilir olduğunu gösteriyor. Belki bunu Müslüman bir yazarın bütün tahakkümlere karşın özgür düşünebilmesi, hiçbir şartta egemen ideolojilere boyun eğmemesi olarak da okuyabiliriz.

Her yazarın elbette farklı bir üsluba var, fakat Gökhan Özcan’ın bambaşka bir üslubu var. Şiirsel deneme denebilir bu tarza. Tabii bu bile kısıtlayıcı olabilir, çünkü neredeyse her yazının kendine özgü bir tarzı var. Gökhan Özcan’ın hiçbir yerde karşılaşmadığım özgün fikirleri var. Bu onu filozof veya modern bir derviş gibi kılıyor; zaten onun lakabı da “sarı derviş”. Sanki bizim çağımıza yüzyıllar öncesi ya da yüzyıllar sonrasından yorum yapan biri o.

Bazen ölüm ile imtihan ediliriz

Onun bütün yazılarında Allah’a olan inancım daha bir arttı. Şu zamana kadar hiçbir vaizin şahsımda bırakmadığı etkiyi o bıraktı. “Ruh Yordamı”ndaki yazılar beni bu dünyadan koparıp farklı âlemlere götürdü. Sahici yazarların ne kadar önemli olduğunu, sosyal medya yorumcularının paylaşımlarının bizleri ciddi anlamda kalitesizleştirdiğini bu kitap sonrası bir kere daha anladım.

Bu değerli yazarımızın annesinin vefatı üzerine, kitaptaki bir yazıdan şu satırları alıntılamak yerinde olacaktır: “Biz insanlar, biz yaratılmış aciz insanlar sürekli bir imtihan içerisindeyiz. Bazen dünya ile imtihan ediliriz. Sonu olmayan eğlencelik bir seyahat zannederiz dünyayı. Suların durulmadığını, yaprakların rüzgarla savrulup toprağa düşmediğini zannederiz. Takvimlerin baş döndürücü eriyişinden kendi vademize dair sonuçlar çıkarmayız. Gözümüz hayatın ışıltılı yalanıyla kamaşır durur. Ve hiç bitmeyeceğini sandığımız günler saatlere, saatler dakikalara, dakikalar saniyelere, saniyeler anlara kadar gerileyerek küçülür. Bir kibrit sönmüş gibi söner hayat ışığımız.

Bazen ölüm ile imtihan ediliriz. Koca bir karanlık olup her yeri kaplar ölüm. Bütün adımlarımızın önüne çıkar. Çıkışsız bir dehlizde ya da dipsiz bir kuyuda yapayalnız olduğumuzu düşünürüz. Hayata dair bütün tatlar acılaşır, hayata dair bütün anlamlar boşalır, hayata dair bütün görüntüler ölümün karasına bulanır. Sıkılırız, neden yaşadığımızı unutacak kadar sıkılırız. Sıkılarak çoğaltırız ölümün adını. Ve daha yaşarken ölü toprağı serpilir üstümüze.

Bazen kaybettiklerimizle imtihan ediliriz. Elimizden kayıverenle, yanımızdan gidiverenle, içimizden çıkıverenle yanar kavruluruz. Hayatın son adımını attığımızı, her şeyin tükendiği vakte ulaştığımızı düşünürüz. Kaybettiklerimiz, kaybetmediklerimizin sıcaklığını arttırmak içindir oysa. Bu derin bilmeceyi asla çözemeyiz. Ölümün iki tarafa da açılan bir kapı olduğunu bir türlü aklımızda tutamayız.”

1990’larda yazılan bu satırlar, bu yazı, bu kitap eğer 2016 yılında hâlâ ilgiyle okunabiliyorsa, bu kaliteli yazarlığın bir ürünüdür. Acaba günümüzde kaç gazete yazarının yazıları bundan yirmi sene sonra okunabilecek? Gökhan Özcan gibi bağırmayan, küfretmeyen yazarların yazdıkları yirmi sene sonra dahi okunabilirken, sesi çok çıkan, saldıran, küfreden, popüler yazarların yazdıklarının ömrü ne kadar olacak? Gökhan Özcan’ın “Ruh Yordamı” kitabında, onun 1990’lı yıllarda yazdığı yazıları okurken bunlar aklımdan geçti. Siyasi gündemle değil, hayatın gündemiyle yazılmış bu köşe yazıları hâlâ geçerliliğini koruyup meraklı okuyucuları bekliyor.

Allahım, gönüllerimizi işgal eden buzdağlarını erit

Gökhan Özcan’a sabır, bizlere de annelerimiz hayattayken onların kıymetini bilme şuuru diliyorum. Yazının sonunu ise aynı zamanda kitabın sonunda yer alan Gökhan Özcan duasıyla bitiriyorum:

“Allahım, havaya savrulan kuru bir yaprak gibi titreyen biçare kullarının ellerini bırakma yarabbi.

Allahım, gönüllerimizi işgal eden buzdağlarını erit, hayatın renklerinden bir gökkuşağı iklimi ile donat günlerimizi yarabbi.

Allahım, umarsız bekleyişlerle sıkıntı duvarları ören yalnız kullarına, bir kardelen heyecanıyla filizlenen umutlar ver yarabbi.

Allahım, sabır kalelerimizi sağlamlaştır, dünyanın oklarından bunalan göğüslerimizi tevekkül zırhıyla zırhlandır yarabbi.

Allahım, nice kargaşa ile gerilen hayat tellerimizi gevşet, dönüşsüz kopmalara duçar eyleme yarabbi.

Allahım, yönsüz kaldığımızda yönümüzü, yolsuz kaldığımızda yolumuzu göster yarabbi.

Allahım, yaşayışımızı bir dua cümlesini dizer gibi kurmamıza yardım et yarabbi.

Allahım, ümit kesilmeyecek merhametinle bizi, hayatımızı, dünyamızı temizle yarabbi.”

Yusuf Tunçbilek

Güncelleme Tarihi: 22 Şubat 2019, 14:16
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20