banner17

Dağıstan Muhacirleri ve Şeyh Şerafeddin Zeynel Abidin

Cafer Barlas'ın ''Bilinmeyen Yönleriyle Dağıstan Muhaciri Nakşibendi Şeyhlerinden Mürşid-i Kamil Şeyh Şerafeddin Zeynel Abidin'' kitabı, hem tasavvuf tarihi hem Dağıstan muhacirlerinin tarihi hem de 1910-1940 arası Türkiye tarihi açısından önemli bir yeri doldurmakta. Mehmet Erken yazdı.

Dağıstan Muhacirleri ve Şeyh Şerafeddin Zeynel Abidin

Bundan birkaç ay önce bir gün Bedri Gencer Hoca aradı ve mealen şöyle dedi: “Kitaplığımı düzenlerken bazı müteferrik kitaplara denk geldim. Bunların çok kıymetli fakat pek bilinmeyen kitaplar olduğunu fark edince Dünyabizim’e vereyim, haberi yapılırsa okuyucular da bu isimleri tanır, bilir diye düşündüm.” Ertesi gün buluştuk ve dört tane hatırat-biyografi türü eseri elime aldım. Eserlerin benim açımdan güzelliği, ya baskılarının olmaması ya da hakikaten ulaşmanın, haberdar olmanın pek mümkün olmaması idi. Bir tanesi hariç hiçbirinden haberdar da değildim.

Aylardır bu kitaplardan en merak ettiğime başlamayı bekliyordum ve nihayet muvaffak oldum. Değineceğim kitabın ismi “Bilinmeyen Yönleriyle Dağıstan Muhaciri Nakşibendi Şeyhlerinden Mürşid-i Kamil Şeyh Şerafeddin Zeynel Abidin”; yazarı ise Cafer Barlas. Yayınevi Yalova merkezli Dağıstan Yayınevi fakat bu kitap da dâhil yayınladığı kitapların bilgisine internetten ulaşamadım.

İlk baskısı 2010 yılında yayınlanan kitabın genişletilmiş 2. baskısı 2014 yılında yayınlanmış.

Dağıstan'dan Yalova'ya Şeyh Şerafeddin Zeynel Abidin

Kitabın isminde de zikredildiği gibi Dağıstan doğumlu olan Şeyh Şerafeddin Zeynel Abidin, Rusların zulmünden sonra Anadolu’ya sığınan Dağıstanlılardan. İlmi tahsilini Dağıstan’da tamamlayan Şeyh Şerafeddin, aynı zamanda Halidi-Nakşi şeyhlerinden Ahmed Suğuri’nin halifesi Muhammed Medeni Hz.lerinden icazet almış ve şeyhlik vazifesini sürdürmüş.

Dağıstan’dan zorlu bir yolculuk sonucu İstanbul’a geldiğinde, gelen muhacirlerle beraber Sultan Reşad ile görüşen Şeyh Şerafeddin ve Şeyh Muhammed Medeni, Sultan’ın kendilerine, İstanbul’dan istedikleri yere yerleşmeleri izni vermesine rağmen, Yalova’ya geçmiş ve burada beraberindeki Dağıstanlılar ile beraber Reşadiye köyünü (bugünkü adıyla Güneyköy) kurmuş, ömrünün sonuna kadar da burada yaşamını sürdürmüş.

Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı esnasında Yalova’da ikamet eden Dağıstanlılar bu savaşlara katılmışlar. Bir şeyh ve aynı zamanda bir grubun lideri olarak Şeyh Şerafeddin de bu savaş dönemlerinde hemşehrileri ve müridlerinin savaşlarda yer alması için aktif rol oynamış, dönemin sultanı ile de Anadolu hükümeti ile de ilişkiler kurmuş bir isim. Hatta bir Ankara seyahatinde Meclis’te yaptığı konuşma da, kitabın içinde yer alıyor.

Mütevazı ve münzevi bir hayat yaşayan Şeyh Şerafeddin Hazretleri, cumhuriyetin kurulmasından sonra asılsız bir şikayet nedeniyle İstiklal mahkemelerinde yargılanmış ve beraat etmiş. Bundan önceki ve sonraki hayatını da Yalova’da sürdürmüş. 1936 yılında vefat eden şeyhin hem kendi mezarı hem de şeyhi Muhammed Medeni’nin mezarı Yalova- Güneyköy’de bulunuyor.

Abdullah Dağıstani’ye icazet verdi mi?

Kitabın birkaç önemli konumda yer aldığını söylememiz gerekiyor. Bunlardan bir tanesi, Kafkaslardan Türkiye’ye yapılan göçlere dair önemli bir kaynak vazifesi görmesi. Bir diğeri, Anadolu’nun zorlu savaş günlerinde muhacirlerin ve sufilerin bu mücadeleye nasıl katkıları olduğuna dair birinci el kaynaklara dayanan bir anlatı ortaya koyması.

Kitabın özellikle vurgulamak istediği bir bilgi de, bir tartışmaya dair. Şeyh Zeynel Abidin ismini internette arattığınızda karşınıza çıkan iki isim var: Nazım Kıbrisi ve şeyhi Abdullah Dağıstanî. Çünkü Abdullah Dağıstanî, icazetini Şeyh Zeynel Abidin’den aldığını söylüyormuş ve tarikat faaliyetlerini bu silsileye dayandırarak devam ettirmiş. Dolayısıyla Nazım Kıbrisî de aynı silsileden devam eden bir şeyh olarak faaliyetlerini sürdürmüş. Cafer Barlas ise kitabında, köydeki tanıklara dayanarak, bu silsilenin sakıt olduğunu, Abdullah Dağıstani’ye böyle bir icazetin verilmediğini iddia ediyor. Fakat bunun yanında şeyhin diğer halifelerini ve kısa hayat hikâyelerini zikrediyor.

Kitapta, birinci elden anlatılar ve belgelerin yanında çok yoğun bir şekilde menkıbelerin de aktarıldığını zikretmemiz yerinde olacaktır.

Kitabın eksikleri

Son olarak kitabın dikkatimizi çeken bazı noksanlarına değinmenin yerinde olacağı kanaatindeyim. Zira Cafer Barlas önemli bir konuda nadide bir eser ortaya koymuş fakat çalışmanın bazı temel eksikleri mevcut. Bunların başında şeyh efendi hazretlerinin hayatının başından sonuna, kronolojik bir bütün olarak işlenmemesi ve önemli sayılabilecek tarihi bilgilerin dikkatten kaçabilmesi. Bunun en önemli sebebi ise kitabın, şeyh efendi hakkında benim yabancı olduğum bazı bilgilere ve tartışmalara dayanması ve zaman zaman bunlara cevap vermesi, zaman zaman bunlara itirazlar geliştirmesi. Fakat bu bölümlerin ve anlatıların, şeyhi hiç tanımayan birisi için kitabın okunurluğunu zorlaştırdığını söylemek mecburiyetindeyim.

Aynı şekilde tarihsel olarak da, özellikle Şeyh Şerafeddin Zeynel Abidin’in Yalova’ya geldikten sonra kimlerle ne zaman nerede ne şekilde görüştüğüne dair bilgiler kitap içinde çok dağınık bir şekilde yer aldığından, kitaptan bütünlüklü bir bilgi edinmek için ciddi emek gerektiğini söylememiz lazım. Umarım Cafer Barlas, kitabı daha okunur kılacak revizeler ile üçüncü baskıya da hazırlamaya muvaffak olur.

Sonuç olarak Cafer Barlas’ın Şeyh Şerafeddin Zeynel Abidin kitabı, hem tasavvuf tarihi hem Dağıstan muhacirlerinin tarihi hem de 1910-1940 arası Türkiye tarihi açısından önemli bir yeri doldurmakta. Özellikle içerdiği bazı birinci el belgelerin, dönem araştırmacıları tarafından değerlendirilebileceği kanaatindeyim.

 

Mehmet Erken

Güncelleme Tarihi: 28 Aralık 2017, 10:44
YORUM EKLE
YORUMLAR
Nur BARLAS
Nur BARLAS - 5 ay Önce

Çok yüzeysel kısa ve öz olmuş daha gerçek donanımlı bilgiler mevcutken kitapta yer almamış.

banner19

banner13

banner20