Cem Behar, Cengiz Kallek, Erdem Başçı, Ergun Özbudun, Ferhat Kentel, Gökhan Çetinsaya, İsmail Kara, Mustafa Özel, Savaş Barkçin, Mehmet Genç,  (Merhum) Kemal Karpat…

Diğer akademisyen hocalarımız kusura bakmasınlar, hepsini sayamadım. Yayınlarını yakından takip edemediğim için tanımıyorum bazılarını. Fakat isimlerini saydığım ilim adamlarının kitaplarını okudum. Türkiye’de ve uluslararası üne sahip ilim adamları bunlar. Diğer isimleri tanımasam da İstanbul Şehir Üniversitenin, vizyonu, yapmak istedikleri, gelecek tasavvuru bakımından bu hocalarla çalışma zemini oluştururken ince eleyip sık dokuduğu kanaatindeyim.

Evet, İstanbul Şehir Üniversitesi’nden bahsediyoruz. AK Partinin yeniden hazırlamak için oluşturduğu Anayasa Komisyonu için kendisinden hizmet aldığı Ergun Özbudun, YÖK Başkanlığı yapmış Gökhan Çetinsaya, Cumhurbaşkanlığı ödüllerine layık görülmüş Mehmet Genç, (Merhum) Kemal Karpat, İslamcılık düşüncesinin en yetkin kalemi İsmail Kara bu üniversitenin bünyesinde hoca olarak görev yapıyorlar.

Allahualem, talebeler üniversiteleri tercih ederken hocalarına da bakıyorlardır. Kimler var, kimlerden neler öğrenecekler? Bu hocaların ilmî kariyeri nedir?

İstanbul Şehir Üniversitesi bu anlamda göz dolduran, fark atan bir üniversite. İnternet sitesine girdim, dört yüz küsur akademisyen saydım.  İçlerinde yurt dışından gelmiş hocalar da var.

Talebe sayısını bilmiyoruz. Fakat bir üniversite oluşturacak sayıda talebesi vardır. Yüksek Lisans ve doktora programları da dikkate alınırsa bu talebelerin; geleceğin Türkiye’sini kurmakta büyük hizmetler yapacağı aşikâr. Farklı bir bakış açısı olmasa insanlar niye özel üniversite açsınlar ki… Yürürlükte olanın üzerine bir şeyler koymak ve uluslararası bilim dünyasında Türkiye’nin yüzünü ağartmak gibi başarıları hedeflemiş bir öğretim kurumu burası.

Basına yansıdığı kadarıyla İstanbul Şehir Üniversitesi maddi olarak bir kıskaca alınmış. Hedef, üniversiteyi kayyum marifetiyle el koyarak içine düşürüldüğü durumdan kurtarmak mı (!) yoksa bir mesaj vermek, bir hesap görmek vs. mi?

Bir eğitim yuvası üzerinden böyle bir mesajın verilmesi düşünülmüşse bundan sonraki aşamayı söyleyeyim.

Bu üniversiteden mezun olan, buradan yüksek lisans ve doktora derecesi almış olan kişilerin geleceklerini de tartışmaya açmış, karartmış olursunuz. Nereden mezun oldun? Yüksek Lisans ve Doktoranı nerede yaptın, sorusunun cevabı İstanbul Şehir Üniversitesi olunca, başka ölçütler devreye girmeye başlar. Kraldan fazla kralcılara gün doğar.

Adalet ve adil olmak ilkesinin en çok tartışıldığı günümüzde yeni tartışma alanları, yeni mağduriyetler mi çıkarmak istiyoruz? Böyle bir mağduriyeti bu memleket kaldıramaz.

Aklımda bir fıkıh kaidesi kalmış okuduklarımdan.

Deniliyor ki “Cezalandırmayı hak etmiş bir toplulukta diyelim yüz kişi arasında bir masum, bir mümin olma ihtimali varsa, cezanın topyekûn uygulanması ertelenir.” Sırf o bir kişinin hakkını korumak için gösterilen bu hassasiyet, böyle konularda daha çok gösterilmeli değil mi? Bu konuda gerçekten bir cürüm var da onu mu cezalandırmak istiyoruz?

Bu olay basına yansıdığında inanamadım. Bir üniversiteye mobbing uygulanmasını bizim insanımıza yakıştıramadım; yakıştıramam. Mutlaka bir bilgi yanlışı, eksikliği, bir iletişimsizlik vardır diye düşünüyorum, düşünmek istiyorum.

Bu eğitim kurumu, bir ilkokul, bir okul öncesi kurum, bir ortaöğretim kurumu değil; bir üniversite. Burada görev yapan uluslararası üne ve çevreye sahip olan hocaların, bu konuda yapacakları açıklamalar, yazacakları makaleler, verecekleri mesajlar Türkiye’yi nasıl etkiler? Bunları düşündük mü acaba?

Atalarımıza bırakalım son sözü:

“Zararın neresinden dönersek kârdır.”

Eğitime, talebelere, velilere ve de hocalara olan saygımızı, verdiğimiz önemi gösterelim ve bundan böyle, memleketin geleceğini eğitime yapacağı yatırımda gören kurum ve kişilerin önünü kesmeden, böyle olumsuz bir algının yayılmasına fırsat vermeden bu meseleyi çözüme ulaştıralım, derim.

Biz ne badireler atlattık.

Bunu da atlatacağız inşallah.