Yapılma sürecinde çok tartışılan, “taklit” ve “gereksiz” olduğu ifade edilen Ataşehir’deki Mimar Sinan Camii, gerek mimari özellikleri, gerek yazı ve tezyinat açısından birçok ilki barındırıyor. Bir sohbet sırasında, caminin yazılarını yazan hattat Hüseyin Kutlu’dan caminin ilklerinin neler olduğunu dinledik:

Kubbe tepe yazısı tarihin en büyüğü

Kubbe tepe yazısı, çapı ve kalem ağzı genişliği açısından tarihimiz boyunca yazılmış yazıların en büyüğü. Bundan önce bu özellikleri barındıran Adana Sabancı Camii’nin kubbe yazısının çapı 9 m. İken, Mimar Sinan Camii’ndeki kubbe yazısının çapı 13 m. 75 cm. Yine aynı şekilde Sabancı Camii’nin kubbe yazılarının kalem ağzı 9cm. iken Mimar Sinan Camii’nde bu ölçü 16.5 cm.

Sinan bir cami daha yapsaydı altı sütunlu yapardı

Kubbe ve yarım kubbelerin etrafındaki tığlardan oluşan tezyinat Mimar Sinan döneminden mülhem ki Süleymaniye’nin orijinal kalem işleri de bu şekildedir. Süleymaniye’nin şu anki tezyinatı Fossati’ye aittir. 1940’lı yıllarda yapılan restorasyonda üzeri kapatılan Fossati’ye ait o süslemeler ne yazık ki son restorasyonda yeniden ortaya çıkarıldı.

Sinan camileri ya dört filpaye üzerindedir veya sekiz filpaye üzerindedir. Altı sütunlu cami yapmamış Mimar Sinan ve deniliyor ki eğer bir cami daha yapmış olsaydı altı sütunlu yapardı. Caminin mimarı Muharrem Hilmi Şenalp de bu mülahazayla camiyi bu planda yapmıştır.

Avizelerdeki incelik

Avizeler, Ragıp Paşa Kütüphanesi’nden mülhem tasarlandı. Orta avizede “Kün Feyekün” yazıyor, diğer avizelerde de “Hannan", "Mennan", "Deyyan", "Sübhan", "Bürhan” yazıyor; onlar da “Kerim” ismi ile birbirine bağlanmıştır. Hepsinde “Kerim” olmasının sebebi ise, avizenin bağlanması için böyle bir şeye ihtiyaç vardı. O da rastgele bir şeyle olamayacağı için hem ihtiyaca hem de anlama uygun olarak “Kerim” ismi kullanıldı.

Yine ilk defa büyük bir cami-i şerifte (küçük tekke camilerinde vardır) Hz. Hatice ve Hz. Fatma validelerimizin de isimlerini yazmış olduk.

Caminin yeri, bizim halimizi yansıtıyor

Hüseyin Kutlu Hoca, caminin yeri ile ilgili sorulan soruya da bir Bektaşi fıkrası ile cevap verdi: Bektaşi oturmuş çubuğunu tüttürüyorken at koşumları gümüşten, oldukça gösterişli elbiseler giyinmiş bir grubun geçtiğini görmüş. Yanındakilere geçenlerin kim olduğunu sormuş. Padişahımızın kullarıdır onlar, denince Bektaşi, hey Allah’ım bir padişahın kullarına bak; bir de kendi kuluna bak, demiş. Bu mekânın seçilmesi bu anlamda değerlendirilebilir. Çağımızda kulların evleri yükseldikçe yükseliyorken Allah’ın evinin ne boyutta kaldığını ortaya koyması anlamında caminin yeri manidardır. Bu açıdan değerlendirilebilir.

Serdar Arslan aktardı