Yunus Suresi’nde akla gösterilen yollar

"Mushafta onuncu sırada yer alan Yunus Suresi, 109 ayet-i kerimedir; Mekkî dönemin ortalarında ya da sonlarında nazil olduğuna dair görüşler mevcuttur." Akile Tekin yazdı.

Yunus Suresi’nde akla gösterilen yollar

 

Gök ve yerdeki her bir katman ve ton gibi ahengi hiç bozulmadan birbirini tamamlarken telaşsız akıveren Kur’an ayetleri güneş gibi ısıtıyor, su gibi arındırıyor, nur gibi tarifsiz aydınlatıyor içimizi. Gönlümüzü ötelere, uçurtmamızı göklere salarken yahut bir balığın karnında mahpus Yunus Peygamber gibi karanlığın zifirileştiği, ümidin çaresizliğe dönüşmeye başladığı andaki sığınışımız Efendimiz’in Sen’den istediği gibi1 duamız da Sana: “Ey göğün ve yerin Nur’u,2 içimizi dışımızı nurlandır, nurumuzu eksik etme!”

Yunus Suresi’ni tanıyalım

Mushafta onuncu sırada yer alan Yunus Suresi, 109 ayet-i kerimedir; Mekkî dönemin ortalarında ya da sonlarında nazil olduğuna dair görüşler mevcuttur.

Mushaftaki dizilişi açısından Kur’an sureleri içerisinde bir peygamberin adıyla tesmiye olunan ilk suredir. Surenin 98. ayetinde Yunus’tan  bahsedildiği görülür. Aynı zamanda nüzul kronolojileri içerisinde tespit edilebilen kadarıyla ilk nazil olan peygamber kıssası3 Yunus Peygambere aittir ve Kalem Suresi’ndedir.4 Efendimizin  de “Hiçbir insanın, ‘Ben Yunus b. Mettâ’dan daha hayırlıyım’ demesi uygun değildir.” buyurduğu rivayet edilmiştir.5

Surede Allah Teâlâ’nın kendisi hakkındaki tasavvurlara bir cevap niteliğinde Allah, Rab ve Hüve zamirini kullanarak kendisini bizzat tanıttığı, dönüşün kendisine oluşunu,  kendisinden başka şefaatçi bulunmayışını hatırlattığı ve kendisine kavuşmayı ummayanlara ikazlarda bulunduğu görülür.6 Bu ikazlar tehditten ziyade Kur’an’ı, dünyayı, ibret, delil ve işaretler içeren tüm ayetleri, gök ve yeri, kara ve denizi, gece ve gündüzü hatta insanın yaşadığı çeşitli sıkıntı hâllerinin tefekkür edilmesini içeren üslupla muhataplara birer davet niteliğindedir.7 Efendimize sıkça “Sen söyle” formunda yakınlık içeren ifadelerle anlatması istenenler bildirilirken Nuh, Musa, Harun ve Yunus Peygamberlerin kıssalarına da atıflarda bulunulmuştur.8

Tüm bu hatırlatma, ikaz ve davetler ise Peygamberin nübüvveti konusundaki şüphelerin giderilmesi ve Peygamberin getirdiği haberler çerçevesinde Allah’a ve ahirete imanın temini içindir. Müminler ise Allah’ın dostları olma bahtiyarlığıyla müjdelenmiştir.9

Kuran’da Yunus Suresi bağlamında iman ve akıl

Yunus Suresi’nin muhtevası nüzul ortamı hakkında tahayyül imkânı verir. Buna göre Mekkeli müşriklerin kendilerini yılmadan imana davet eden Efendimize bir türlü icabet etmediği, iman ümidinin azaldığı ve Mekke döneminin tamamlanmak üzere olduğu bir dönemde surenin nazil olduğu anlaşılır. Zira iman etmeyerek en şiddetli biçimde helak olan Nuh ve Musa peygamberlerin anlatılmasından sonra son bir uyarı verilircesine Mekkelilerden Yunus Peygamberin kavminin kıssasına kulak vermeleri istenir. Surede helak olma işaretlerine muttali olduktan sonra tövbeleri kabul edilen tek kavmin Yunus Peygamberin kavmi olduğuna dikkat çekilerek hâlâ tövbe fırsatı olduğu Mekkelilere anlatılır. Helak başladıktan ve gayba iman fırsatı tamamen imkânsızlaştıktan sonra imanın kabul edilmeyeceği firavun örneğiyle vurgulanır.

İnsan için peygamberin getirdikleri çerçevesindeki imanın temel amaç olarak belirlendiği bu ayetlerde imana vesile olan araç akıl olarak belirlenmiştir. Surenin 16. ayetinde Efendimiz, Kur’an’ı okumasını isteyenin Allah olduğunu ve içinde yaşadığı toplumun yaşayışına şahid oluşunu hatırlatarak bu hususlarda akletmeye davet etmekte, 42. ayette ise Allah, Efendimize kulak vermeyenlerin akılsızlık ettiğini vurgulamakta ve nihayet 99-100. ayetlerde şöyle buyurmaktadır: “Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki kimselerin hepsi, topyekün elbette iman ederdi. Böyle iken Sen hepsi mümin olsunlar diye insanları zorlayıp duracak mısın? Allah’ın izni olmadan hiçbir kimsenin iman etmesi mümkün değildir. O, akılları iyi kullanmazlara murdarlık (azap) verir.”10

Mânâsı açısından Yunus Suresi 99,100. ayet-i kerimeler

Ayetler, Yunus Peygamberin kavmi dışında peygamberlerin haber verdiği kadarıyla gayba iman etmeyen hiçbir kavmin tövbesinin kabul olunmadığı vurgulanan ayetlerin devamında yer almaktadır. Ayetlere göre Allah, yapmaya muktedir olduğu hâlde kullarını imtihan etmek için iman konusunda toptan ve zorunlu bir kader belirlememiştir. Efendimize de iman konusunda zorlayıcı bir davette bulunmaması zira Allah’ın izni olmaksızın bunun mümkün olmayacağı hatırlatılır. “Allah’ın izni” ifadesi ile herhangi bir fiilin yapılmasına müsaadenin kastedildiği, herhangi bir konuda mutlak manada tasarrufun, iradenin ve eylemin yalnızca Allah’a ait oluşunun teyit edildiği belirtilir.11 Öyleyse insan, iman konusunda Allah ve Peygamberinin yalnızca çağrısına muhataptır ve karar mekanizması kendisidir. Peki, insan nasıl olacak da iman edebilecektir?

İnsana verilen imkân ve potansiyellerin içerisinde imana götürücü olan nimet akıldır. Arapça sözlük anlamıyla akıl “bağ, hapsetme, tutma, koruma” anlamındadır ve şeyler arasında bağ kurarak insanın tefekkür etme, sonuç çıkarma ve eyleme geçmesini, Yaratıcısı’na ulaşmasını sağlayan melekesi olup kişiyi zararlı söz ve hâllerden muhafaza edendir. Ragıb el İsfahanî’ye (v. 954/1108) göre insana hidayete erişmesi için iki çeşit elçi verilmiştir, zahirî elçi peygamber; batınî elçi ise akıldır, akıl ile dinin el ele vermesi ise Allah’ın da buyurduğu gibi “Nur üstüne nurdur.”12

Aklın yolu “bir”dir

Hakikate erişecek, hidayete ulaşacak aklın ön kabul ve ön yargılardan uzak, her türlü ihtimale açık, daima iyi niyetli çaba hâlinde işler olması, “selim” olma niteliğiyle açıklanmış ve kayıtlanmıştır. Allah’a ulaşma yolunda aşkı/muhabbeti bir yöntem olarak benimseyen Yunus Emre’nin “Bu akl u fikr ile Mevla bulunmaz” ifadesiyle selimlik vasfını yitiren aklı kastettiği düşünülebilir. Zira selimlik vasfıyla kayıtlı olmak şartıyla kalbin ve aklın yöntemi de yolu da amacı da sonucu da “Bir” Allah’tır.

Akile Tekin

Dipnot:

1 Hadis-i Şerifte buyurulmuştur: “Allah’ım! Kalbimi nurlandır, gözümü nurlandır, kulağımı nurlandır, sağımı nurlandır, solumu nurlandır, üstümü nurland ır, altımı nurlandır, önümü nurlandır, arkamı nurlandır ve beni nur eyle (bir başka rivayette) benim damarlarımı nurlandır, etimi nurlandır, kanımı nurlandır, saçımı nurlandır, yüzümü nurlandır.” Buharî, Deavât, 9, Müslim, Müsâfirîn, 181

2 Nur Suresi, 35

3 Mahmut Ay, Kur’an Kıssalarını Sîret Bağlamında Okumak -Hz. Musa Kıssası Örneği-, Ensar Yayınları, s. 110, İstanbul 2019

4 Kalem Suresi, 48-50

5 Ömer Faruk Harman, “Yunus”, TDV İslâm Ansiklopedisi

6 Yunus Suresi, 3, 4, 5, 6, 11, 25, 32, 34, 44, 55, 56; 4, 23, 46, 70; 3, 18; 7; 11, 15, 45

7 Yunus Suresi, 57; 24; 6, 15, 24, 92; 2, 31, 61, 66, 68, 101; 22; 6, 67; 12, 21, 107

8 Yunus Suresi, 16, 34, 35, 38, 49, 50, 59, 108; 71; 75; 93

9 Yunus Suresi, 62-64

10 Hasan Basri Çantay, Kur’an-ı Hakîm ve Meâl-i Kerim, 15. Baskı, Elif Ofset, c. 1, s. 323, İstanbul 1990

11 Fahreddin er-Râzî, et-Tefsîru’l Kebîr Mefâtihu’l Gayb, Dâru İhyâi’t Türâsi’l Arabi, Beyrut 1990

12 Râgıb el-Isfahanî, ez-Zerîa ilâ Mekârimi’ş Şerîa/ Erdemli Yol,  Çev. Muharrem Tan, İz Yayınları, s. 133-160, İstanbul 2009

Yayın Tarihi: 14 Kasım 2021 Pazar 12:00 Güncelleme Tarihi: 15 Kasım 2021, 06:42
banner25
YORUM EKLE

banner26