Arkasından koştukça uzaklaşan dar-ı dünya

"Biz Allah’a aitiz. O’ndan geldik, yine O’na döneceğiz. Bu dünya bizi asıl yurdumuza götüren bir köprüdür. Bütün köprüler gibi onun da başı ve sonu bellidir." Prof. Dr. Yaşar Kandemir'in yazısı.

Arkasından koştukça uzaklaşan dar-ı dünya

Allah Teâlâ’nın benzetmesi ile bu dünya hayatı bir eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Asıl hayat, ahiret yurdudur. Gökten inen bir su ile yeryüzündeki bitkiler önce yeşerip gürleşir, sonra kurur ve rüzgârın savurduğu çerçöp hâline gelir. İşte dünya hayatı da böyledir. Öyleyse dünya hayatı aldatıcı bir menfaatten ibarettir ve Müslümanı aldatmamalıdır.

Batan Güneş misali

Bir gün Peygamber Efendimiz Ashabına, dünyanın sayılı günleri kaldığını, ömrünün sonuna iyice yaklaştığını anlatmak istedi. Onlara batmak üzere olan güneşi gösterdi ve şöyle buyurdu: “Bugünün geçen saatlerine göre kalan saatleri ne kadar kısa ise dünyanın geçen ömrüne göre kalan ömrü de o kadar kısadır.” Allah’ın sevgili elçisi dünyayı misafirhane, insanı da misafir sayardı.

Bir gün kuru hasırın üzerine yatıp uyumuştu. Hasır mübarek yüzünde çizgiler bırakmıştı. Bu durum Sahabelerini oldukça üzmüştü. Resulü Ekrem onlara, günleri sayılı bir kimse için rahat ve konforun önemli olmadığını şöyle anlattı: “Şu dünyada bir yaz günü seyahate çıkan bir ağaç altında azıcık dinlendikten sonra yoluna devam eden bir yolcu gibiyim.”

Bir garip yolcu

Ahiret uzakta değil, burnumuzun dibindedir. Peygamber Efendimiz bu gerçeği anlatmak için cennetin de cehennemin de bize ayakkabımızın bağcığından daha yakın olduğunu haber verdi. Abdullah İbni Ömer, “Dünyada sanki bir garip veya bir yolcu gibi ol ve kendini ölmüş bil.” Hadis-i Şerifini bizzat Peygamber Efendimizden duymuştu. Bu hadisi, bir Sahabe duyarlılığı ile şöyle açıkladı: “Akşama ulaştığında sabahı gözetme, sabaha kavuştuğunda akşamı bekleme, sağlıklı günlerinde hastalık zamanı için hayatın boyunca da ölümün için tedbir al.”

Kurt ve sürü misali

Mala, paraya, mevkiye düşkün bir adam dinine büyük zarar verir. Hatta Peygamber Efendimizin belirttiğine göre insanın dinine vereceği bu zarar, bir koyun sürüsüne dalan iki aç kurdun o sürüye vereceği zarardan daha büyük olur. Sadece dünya malını gören bir göz, ölümün ayak seslerine tıkalı bir kulak insana gerçeği göstermez.

Gözünü dünya hırsı bürüyen kimse, yedi sülalesine yetecek kadar biriktirdiği, “Malım, mülküm” diye sarıldığı o servetin kendisine ait olmadığını bir türlü kabul etmez. Efendimiz ne güzel söylemiştir: “İnsana ait olan üç şey vardır: Biri yiyip tükettiği, diğeri giyip eskittiği öteki de sadaka verip ahiret azığı yaptığı şeylerdir.” Bunlar dışındaki servetin kendisine faydası yoktur.

İnsanı bekleyen büyük tehlikelerden biri mal sevgisidir. Cazibesi ile insanı baştan çıkaran mal sevgisi, daha önceki milletleri de mahvetmiştir. Allah Teâlâ, insanı büyüleyen dünya malını son olarak bize verecek ve bizim nasıl davranacağımıza, neler yapacağımıza bakacaktır.

Bir gün Resulü Ekrem, Ashabına ilerde zengin olacaklarını; sahip oldukları serveti yerli yerince harcamayabileceklerinden korktuğunu dile getirdi. Dünya malının yeşil ot gibi cazip ve tatlı olduğunu, haksız servet edinen ve onu yerli yerinde harcamayanların ahirette perişan olacaklarını, servetini helal yoldan kazanan ve onu hayır yollarına sarf eden Müslümanların ise ahirette bahtiyar olacaklarını ifade buyurdu. Böylece servetin hem saadete hem de felakete vesile olabileceğine dikkatlerini çekti.

Herkese istediği verilecek

Dünya sevgisi insanın gönlüne ve hayatına hâkim olmamalıdır. Peygamber Efendimiz şu gerçeklere dikkatimizi çekmiştir: “Allah Teâlâ ahireti kazanmak isteyene gönül zenginliği verir; işlerini düzene koyar, dünya ona boyun eğerek gelir. ‘Ben dünyayı istiyorum.’ diyenin ise düzenini bozar; gönlüne endişe koyar, o kimse her istediğine değil, sadece kendisine takdir edilene sahip olur.” Allah Teâlâ, ahiret kazancını isteyene istediğini bol bol verecek; dünya kazancını isteyene de istediğini verecek, fakat o ahiret nimetlerinden hiçbir şey alamayacaktır.

O (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ve Dünya

Peygamber Efendimiz dünyaya gönül vermedi. Vefat ettiği güne kadar, arka arkaya iki veya üç gün arpa yahut buğday ekmeği ile karnını doyurmadı. Hatta arpa ekmeğine bile doymadı. Bazen iki ay boyunca evinde sıcak bir yemek pişmezdi. Ailesi bir günde iki öğün yemek yerse birinde sadece hurma yerdi. O, “Allah’ım, Muhammed ailesinin rızkını kendilerine yetecek kadar ver.” diye dua ederdi.

İçine hurma lifi doldurulmuş deri kaplı bir yatakta yatardı. Vefat ettiğinde, zırhı, otuz ölçek arpa karşılığı bir Yahudi’nin elinde rehindeydi ve bindiği beyaz katırı, silahı, yolcular için vakfettiği arazi dışında, geride ne altın ne gümüş ne köle ne cariye ve ne de başka bir şey bıraktı.

Ümmetine dünyaya nasıl bakmaları gerektiğini de öğretti. Müslüman olan geçimini sağlayacak kadar maddî imkânı bulunan ve Allah’ın kendisine verdiğine kanaat eden kimsenin kurtulacağını söylerdi. Bir mala göz dikerek onu hırsla elde eden kimsenin, o malın bereketini göremeyeceğini belirtirdi. Vücudu sıhhatte, canı ve malı emniyette, bir de günlük yiyeceği yanında olan kimseyi bahtiyar sayardı.

 

Uhud Dağı’nın altın olup da yanında üç günden fazla kalmasını istemediğini, şayet böyle bir şey gerçekleşecek olsa, borcu kadarını bir yana ayırdıktan sonra o altınların hepsini üç gün içinde ihtiyaç sahiplerine dağıtacağını söylerdi. Ona göre gerçek zenginlik mal çokluğu değil, gönül tokluğu idi.

Gerçek hayat

Şunu unutmamalı, gerçek hayat; ahiret hayatıdır. Allah yanında dünyanın sinek kadar değeri yoktur. İnsanın gönlünü kaptırdığı dünya, Allah katında ölü bir oğlaktan daha değersizdir. Dünya hayatını, uzunluğu, zevklerin kalitesi ve devamlı oluşu bakımından ahiret hayatıyla kıyaslamak gerekirse ahiret bir denize, dünyada o denize batırılıp çıkarılan parmaktaki suya benzer. İşte dünya ile ahiret hayatının Allah katındaki yeri böyledir.

Şu da bir gerçek, dünyaya aşırı derecede meyletmeyeni Allah, halkın elindeki dünyalığa göz dikmeyeni de insanlar sever.

Ölümü unutmamalı

Peygamber Efendimizin öğrettiği hayat ölçülerini dinlemeye devam edelim:

Dünyaya kapılmamak için zevkleri bıçak gibi kesen ölümü sık sık hatırlamalıdır. Çünkü insanı ahtapot gibi dört bir yandan sarıp kuşatan ölüm ansızın gelecektir. Ahiretin ilk durağı kabirdir; oradaki imtihandan kurtulan için sonrası kolay, kurtulamayan için sonrası çok daha kötüdür ve o çukur, görülebilecek en korkunç manzaradır. Bu sebeple insan henüz bu dünyada iken kabrini içinde yaşanabilir hâle getirmeye çalışmalıdır.

Ölüm ansızın baskın vermeden önce hazırlık yapmalıdır. Şunu unutmamalıdır, düşman baskınından korkan kimse geceleyin yol alır ve böylece menziline bir an önce varır. Dünyaya nasıl bakmak gerektiğini iyi bilmelidir. İnsan dünyayı av, kendisini avcı sanmamalı, var gücüyle bu avın peşine düşmemelidir. Kendisini av, ecelin avcı olduğunu bilmelidir. Bizim evimiz ahiret, avımız oranın geçer akçesi olan ibadet, tâat, hayır ve hasenattır.

Prof. Dr. Yaşar Kandemir

Yayın Tarihi: 31 Mayıs 2021 Pazartesi 11:30 Güncelleme Tarihi: 02 Haziran 2021, 07:57
banner25
YORUM EKLE

banner26