“Askıda ekmek” ifadesini duyanımız olmuştur. “Askıda çorap” da neyin nesi diyenler çıkabilir ki ilk gördüğümde ben de şaşırdım. İrfani bakışın bir tezahürü olarak öptük başımıza koyduk.
İstanbul'un Karadeniz kokusunu hissettiğimiz ormanlar arasında Taşdelen ve biraz ilerisinde Alemdağ. İşte bu iki muhit arasında bir mahalle camisinde Medineli bakış açısını yansıtan iki fotoğraf çektim.
Birinci fotoğraf şikayet kutusu üzerine “istişare” yazan derin bakış açısını yansıtıyor. Hayata olumlu yönden, iyilik cephesinden bakmanın bir sonucu olsa gerek. İstişare ederek, kavga etmeden bütün meselelerimizi halledebiliriz, diyor. Yeterki birbirimize değer verelim; tanış olalım, anlama gayretimiz olsun, muhabbetleşelim. Birbirimizi madde kafalıların cümleleriyle ne anlayabiliriz ne de onların aramızda kurduğu iletişim sağlıklı olur.
İkinci fotoğraf girişte bahsettiğim “askıda çorap” meselesi. “Camilerde ıslak ayakla halılara basmayın”, “camiye çıplak ayak girmeyin, kirli çorapla girmeyin” tarzı yazı çok görmüşüzdür. Ben bu askıda çorap uygulamasını yeni gördüm. Çok harika bir bakış açısı... Düşünenden Allah razı olsun. Askıda sıfır çorap var, bu çorapları giyebilirsiniz. Ücret bırakmayınız.
Karşılıksız vermek, maddeye tapanların boşa çıkacağı bir bakış açısıdır. Maddeci beyinler bu durum karşısında dumura uğrar.
Yirmibirinci yüzyıla imza atacaksak...
Aslında sunduğumuz haber, çağın kalıplaşmış maddeci aklını delen bu iki fotoğraf, tüm dünya halklarını ilgilendiriyor; fakat aramıza suni sınırlar çizenler, aynı sınırları sağlıklı iletişim kuramayalım diye akıllarımıza ve kalplerimize çiziyorlar; yani iletişim çağında rabıtasız kalmamız için ellerinden geleni yapıyorlar.
Bugün en büyük problemlerimizden biri de Doğu halklarının birbirleriyle direkt iletişim kurabilecekleri araçlara/ ortamlara/ platformlara yeterince sahip olmamaları. Nasıl ticareti kendi para birimleriyle yapamıyorlarsa, aralarında kültürel birikim geçişi de sınırlı, dillerinden de bihaberler. Birileri milyon liralık (dolar yazacaktım) miktarları medya ve iletişim sektörüne boşuna yatırmıyor.
Dunyabulteni.net haber sitesi bu anlamda güzel bir örnek olabilir. İç haber yoğunluğundan dışarı bakmaya fırsat bulursak, diğer ülkelerdeki kardeş haber siteleri ile ilişki kurup düşlediğimiz "uluslararası aklı selim haber platformu"nun kurulmasına vesile olacak en iyi modelin bu olduğunu görebiliriz.
TRT Türk ve özellikle "Devrialem" programı kültürel diyalog noktasında güzel işlere imza atıyor. Pakistan'dan veya Afrika'dan neredeyse ilk normal haberleri bu program sayesinde aldık. Pakistan deyince akla gelen çatışma değil mi? Devrialem'de Pakistan'ın sosyal ve kültürel hayatına dair bir haber gördüğümde ilk olarak bir şok hali yaşamıştım. Afrika deyince açlık, kuraklık ve sefil insanlar aklımıza gelmiyor mu? Merak etmeyin, Türkiye deyince de onların aklına iyi haberler gelmiyordur.
Yine TRT Türk televizyonunun dünyadan gazetelerin okunduğu “Haberdar” programı güzel bir örnek; fakat Afrika'dan okunan gazete yok gibi veya İran, Pakistan gazetelerini görmüyoruz. Çin ve Japonya var, Hindistan, Malezya ve Endonezya yok. Belki çeviri kısıtlamaları veya süre sıkıntısı vardır; fakat Avrupa'nın her ülkesinde her yerde bulunacak bir sürü haber yerine her kıtadan her iklimden bir haber olabilir mesela.
Şu konu da hep aklımda: Ülkemizde her ülkeden, özellikle hiç haberimiz olmayan ülkelerden bile misafir öğrenci var. Ve bunlarla ilgili dernekler var. Bu organizasyonlarla irtibat kurulup bu gençlere ülkelerinden iyi haber yapmaları sağlanabilir ve bunun karşılığı olarak onlara da burs gibi harçlıklar verilebilir.
Yirmibirinci yüzyıla imza atacaksak istişare, muhabbet, adalet, emeğe saygı, mesleğe ve insana değer yol haritamız olabilir. Bu gelenek kodlarımızı işleyerek çağı imar edecek yeni bir diriliş yakalayabiliriz. Yoksa piyasada yaptığımız beton kulelerin, kolej akıllı gençlerin, holding bakışlı işletmelerin âlâsı var. Fakat insanlık kulesi eski mimarlarının torunlarını bekliyor.