Eğitimde bir türlü istediğimiz kaliteyi yakalayamıyoruz. İyi niyetle yapılan değişiklikler hastalığımıza şifa olmuyor. Her defasında sil baştan yeniden başlıyoruz ve içimizde hep o duygu hâkim: “Yine olmadı.” Bir sistem sürekli değişiyorsa, gelenek oluşmaz.

Bugün bir eğitim geleneğimizden bahsetmemiz mümkün değil. Ne eski geleneği takip edebiliyoruz ne de yeni bir gelenek oluşturabildik. Gençler, taşı sıksa suyunu çıkaracakları zamanlarda yalnızca tuşlara dokunarak —artık basmıyoruz bile— mesleksiz yetişiyorlar. Hem okulda hem de dışarıda müthiş bir vakit israfı yaşanıyor.

Öğrenme İsteği Olmadan Eğitim Olmaz

İlk ders her zaman sorarım, talebe misiniz, öğrenci mi? Öğrenci kelimesi öğrencinin bile isteye okulda olduğu konusunda net bir cevap vermiyor. Öğrenci talebeyim diyorsa, bunun bir anlamı var. (https://www.dunyabizim.com/siz-ilk-dersi-verecek-olsaniz-nasil-baslardiniz) Bazı anneler acıkmayan çocuğuna yemek yedirmek için uğraşır. Bizim eğitim sistemimiz de maalesef böyle; talebe (talip) olmayana bir şeyler öğretmiş gibi yapıyoruz. Belli bir yaştan sonra zorla bir şey öğretemezsiniz. Bir eğitimci olarak çevremden, yani kendi çocuklarımdan örnek vererek —hatta kızımın yazdıklarını paylaşarak— sınav stresinin, günümüz eğitim anlayışının ne olduğunu ve neler yapmamız gerektiğini anlatmak istiyorum.

Zorunlu Lise Eğitimi Bir Çıkmazda

Öncelikle, zorunlu lise eğitimi tam bir faciadır. Gençler bu yaşlarda doğru yönlendirmeyle hayatı tanımalı ve mesleğini seçmiş olmalıdır. Eğitim sistemi meslek ve ahlak üzerine yapılandırılırsa problemlerimizin bir kısmı çözüme kavuşur. Ahilik geleneğine uygun olan, çocuğun on yaşında mesleğe başlatılmasıdır. Ben de akademik başarısı yüksek oğlumu gönüllü çalışma usulüyle 10 yaşında yazları berbere çırak verdim. Ford CEO’su da aynı şekilde davranmış, hatta bu konuyu müzakere ettik. (https://www.dunyabizim.com/ahilik-gelenegi-ve-mesleki-egitim-uzerine-bir-degerlendirme-ford-ceosu-jim-farley-ile-muzakere) Hüseyin Cemil bu şekilde hayatı tanımaya başladı. Hem başarısı arttı hem de sosyal ilişkileri güçlendi. Ahlaklı ve meslekli insan yetiştirmek ustalık ister. Ayrıca iyi ustalardan destek almalı. Aslında gençlik için okul süreci budur. Kendini geliştirme yoluna talip bireye rehberlik yapmaktır. (https://kainatamektup.com/2021/06/ahlakli-ve-meslekli-insan-yetistirme-zanaati/)

Kayıp Gençlik Fotoğrafı

14–30 yaş aralığındaki gençlerimizin büyük bir bölümü ne eğitimde ne istihdamda. Lise çağından itibaren bir mesleği olması gereken bu gençler, elinden bir iş gelmeyen bireyler olarak yetişiyor. Genelde tek hedef “sınav.” Şimdilerde en popüler meslek “sınavcılık” —yanlış anlaşılmasın, sıvacılık değil! Oysa bugün sıvacı bulmak mühendis bulmaktan zor; zor bulunan her zaman daha makbuldür.

Sayıların Anlattığı Gerçek

Yaklaşık üç milyon genç ÖSYM sınav engeli önünde bekliyor. Bunların yalnızca 100 bini istediği iyi bir bölüme yerleşebiliyor (tabii “istediği” derken puanına göre). Meslek şuuru olmadan yapılan tercihler, üniversiteyi sadece bir diploma kazandıran kuruma çeviriyor. Dünya üniversite sıralamalarındaki üniversitelerimizin yerleri belli. Çoğu üniversite yüksek lise tahsili vermektedir. Sınavda hangi sorular çıkacak modunda ilerliyoruz. Kitap, defter sınav yapan nadir de olsa hocalarımız vardı. İşte ben onların dersinde liseden farklı bir ortamda olduğumu hissederdim. Çünkü farklı bir üretimi gerektiren sınavlardı. Siz o konuya hâkim değilseniz, bütün araç-gereç-kitap önünüzde de olsa bir şey yapamazsınız. Kurumsal firmalar iş alım süreçlerinde bunu yapıyor. Bir iş veriyor ve sizin tüm süreçlerinizi takip ediyor. İşte sınav budur. Ve bu değerlendirme sonucu bu adam işe yarar diyor. Teknik Öğretmen olarak Endüstri Mühendisliği ilanına başvurmuştum. Devlet sektörü olsa girmeden elerler. Özel sektör olduğu için merak etmişler “Neden bu işe başvurdun.” diye en azından sordular. Ben de bir A4 kâğıdı istedim. Üretim planlamayla ilgili lise sonrası bir firmada yaptığım işi çizerek anlattım. Ertesi gün hemen aradılar ve işe başladım. Süheyl Ünver beyefendi, Kütahyalı Ressam Ahmet Yakupoğlu’nu keşfetmeseydi, ülkemiz ve dünya için büyük bir kayıp olurdu. İşte bizim adamdan, meslekten anlayan rehber iyi adamlara ihtiyacımız var. Fethi Gemuhluoğlu gibi kapasiteyi keşfedecek ve insana kendini aştıracak kâmil adamlara ihtiyacımız var. Yine iş usta silsilesine geldi. Maneviyatta olduğu gibi maddi anlamda da usta-çırak silsile ilişkisi geleneğimizde mevcuttur. Ustası olmayan çırak, tam anlamıyla usta olamaz; çırak ve kalfa yetiştirmeyen de tam usta olamaz. Ben kendim öğrendim , u işi çok iyi biliyorum demek aslında bir eksikliği ifade eder.

1,5 milyon lisans mezunu KPSS engelini aşmak için bekliyor. Bunlardan en fazla 40 bini bir yere yerleşebiliyor. Liselerde okuyan 7 milyon öğrencinin çoğu mesleksiz yetişiyor. Meslek lisesine gelenlerinde çoğu bilinçsiz. İstisnalar dışında hiçbir okula yerleşemeyen gençler meslek lisesine gelmiş veya geliyormuş gibi bir his var. 28 Şubat öncesi bu derece toplumda böyle bir algı yoktu, o süreçte topluma bu hissi yerleştirmeyi başardılar. Bu algılar yıkılmadan ne kadar yazsak tesirli olmaz. Yaklaşık 3 milyon genç ne okulda ne istihdamda; tamamen kayıp durumda. 14–30 yaş arası 15 milyon gencimiz, ahlaklı ve meslekli bireyler olarak yetiştirilemezse geleceğimiz tehlikede, bu nüfus tek başına Dünya’nın 51. ülkesine denk gelir!

Neden Külliye Eğitim Modeli?

“Maarif demekle ârif yetişmiyor.” Bu beton okul binalarında, arif nedir bilmeyen öğretmenlerle, dört duvar arasında zevk-i selim, akl-ı selim ve kalb-i selim bir insan yetişir mi? Geçmişte hiçbir medeniyet, tekdüze bir eğitimle büyük insan yetiştirmemiştir. Medrese, cami, çarşı; yani hayatın bütün alanlarına temas eden bir eğitim modeli gerekir. Külliye sisteminde eğitim bir bütündür: Okul binasından hocaya, çevreden iklime kadar her unsur bu organizasyonun parçasıdır. Geleneksel birikimimizle çağın imkânlarını birleştirerek yeniden bir “eğitim iklimi” kurabiliriz. Hiçbir çocuk tek bir sınav stresine mahkûm edilmemeli. Kabiliyetine göre ahlaklı ve meslekli yetişmeli. Biz eğitimciler de o yolculuğa talip olanlara rehberlik etmeliyiz.

Bir Başarı Öyküsü: Meryem Sena

Şimdi sözü bursluluk sınavında 500 tam puan alan, LGS’ de dört yanlış yaparak Kartal İmam Hatip Lisesi’ne yerleşen kızım Meryem Sena’ya bırakıyorum. Ebru ve resim yapmayı seven Meryem Sena, abisi Hüseyin Cemil gibi 10 yaşında bir ebru ustasının yanında meslekleri ve sanatları tanımaya başladı. O’nun en iyi öğretmeni/ustası annesi olmuştur. Çocuklarımızı sınav stresine boğmadık. Sadece 8. sınıfta haftada bir saat matematik desteği aldı ve devlet okulunda okudu. Kitap okumasına, meslek öğrenmesine, bir enstrüman çalmasına ve spor yapmasına destek verdik. Kayak, yüzme, ata binme gibi uğraşlar çocukların karakterini besliyor. İşin sırrı biraz burada. Çocuğu mizacına uygun ortamlara dahil etmek, sevdiği işleri desteklemek.

Meryem Sena Anlatıyor

"Ben son bir ay kala denemelerin bazılarında ciddi derecede batırmaya başlamıştım. Mesela son MEB denemesinde sorular baya kolay olmasına rağmen Türkçe 13 doğru, 7 yanlış yapmıştım. Bunun gibi deneme sonuçlarım vardı. Aynı zamanda bütün 8. Sınıf sürecinde denemelerde de baya stres yapıyordum. Bu stresi kontrol edemiyordum. LGS' ye girdik, ben ilk sayfada dört sorudan sadece birinden emindim ve biri boştu. Boş olan Türkçe sorusu idi. Zaten Türkçemin kötü olduğunu düşünüyordum. O an baya stres oldum; ama LGS sırasında bana bir şey oldu, ilk defa stresimi kontrol edebildim. Kendimi sakinleştirdim, sadece sınava odaklanmam gerektiğini, ‘Bana zor olanın herkese zor’ olduğunu sürekli kendime hatırlattım. Türkçede çok zaman harcasam da bitirdim. Ara derslerden de Din ve İnkılap şık dizilimi kuralına uymuyordu, yani bir şıktan 4 tane vardı. İngilizceyi hızlıca bitirdim ve İngilizceye bir daha dönmedim. Zaten 10 dakikam kalmıştı. Direk Türkçe ‘ye döndüm ve kafamı toplamış bir şekilde sorulara tekrar baktım, düzeltmelerimi yaptım. Stres kontrolüm sayesinde Türkçeyi 19’a 1 yaptım. Din dersinden ve inkılaptan de hatalarımı fark edip düzelttim ve dini ful, inkılabı 1 yanlış şeklinde yapmış oldum. Arada baya kötü oldum, biraz ağladım ama yine kendime çeki düzen verdim; çünkü sayısal belirleyiciydi ve ben en çok sayısalıma güveniyordum, odaklandım sayısalda sınıfta biraz ses vardı fende biraz sinir olsam da yine de yaptım, matematikte de pek bir şey yaşamadım, normal yaptım; çünkü matematikte kendime güveniyordum, odaklana biliyordum ve en sonunda LGS bitti.

Uzun lafın kısası kendinize güvenin, stresinizi kontrol edin, umudunuzu kesmeyin. Verebileceğim tavsiyeler ise yazın konuları bitirmeye çalışmayın matematiğin konularına bir göz gezdirebilirsiniz, onun faydası olur, ama öbür derslerinde konularına çalışıp kendinizi yorarsanız asıl çalışmanız gereken son zamanlarda bıkarsınız, ben bıkmam diyorsanız size kalmış , tabi ama zaten okulda öğretiliyor , dersi derste dinleyin, yazın kitap okuyun paragraf çözün , malum sorular hep okuduğunu anlamaya dayanıyor ve kendinize zaman ayırın ki okul açıldığında yorgun isteksiz olmayın ve en önemlisi stres kontrolü.

Benim arkadaşlarımdan denemelerde hiç stres yapmayanlar LGS' de aşırı stresten deneme sonuçlarının çok daha altında sonuçlar çıkardı. Stres kontrolü aslında her şeyi belirliyor, dediğim gibi ben şunu fark ettim denemelerde hiç stresimi kontrol etmeye çalışmamışım, ilk defa LGS' de kontrol etmeye çalıştım ve çok şükür oldu. Siz denemelerde stresinizi kontrol etmeye çalışın ve aynı zamanda umudunuzu asla kesmeyin, bu sene Türkçeye baya zor dendi ki bence de zordu. Benim Türkçe dersi deneme sonuçlarım çok kötü olmasına rağmen 19'a 1 yaptım. Olunca oluyor, Allah'tan umut kesilmez, dualarınızı edin, kendinize güvenin azimle çalışmaya devam edin. Başarılar. Biraz uzun oldu, ama neyse inşallah işinize yarar. 😊"

Bir Babadan Not

Evet kızım, duygularını çok güzel ifade etmişsin. Aklın ve kalbinle hepimize hayat dersi vermişsin. Allah’a güven, elinden geleni yap; akıbet hayır olur inşallah. Bu deneyimle önündeki sınavlarda daha da başarılı olacağına inanıyorum. Çünkü en güzel öğrenme biçimi, yaparak ve yaşayarak öğrenmektir. Stresini en kritik anda yönetmeyi başardın, bu büyük bir kazanımdır. Tüm gençlerimizi daha anlamlı ve farkında bir hayat yaşamaya, vakitlerini güzel değerlendirmeye, bir meslek öğrenmeye davet ediyorum. Hayatın pişirdiği iyi ustalarla tanışın; güzel şeyler öğreneceksiniz. “Eğitim görevi yalnızca sınav kazandırmak değil, insanı hayatın ustası yapmaktır.”