Emir Rıfat Işık: “Özümsemeden hatmeden değil; bildiğini, gördüğünü, hâl eden olmayı dileriz.”

“İnsanın ruhuna bir mana tohumu emanet edilmişse ne yaparsanız yapın o sizi zamanı geldiğinde uyandırıp, değiştirip dönüştürüyor.” Deniz Demirdağ’ın söyleşisi.

Emir Rıfat Işık: “Özümsemeden hatmeden değil; bildiğini, gördüğünü, hâl eden olmayı dileriz.”

Hat sanatına getirdiğiniz modern yorum büyük ilgi çekiyor. Öncelikle kendinizden, hat ve resim sanatıyla tanışma hikâyenizden bu iki sanatı harmanlama fikrinizin oluşum sürecinden bahsedebilir misiniz? Bu alanlarda ayrı bir eğitim aldınız mı?

1987 Manisa doğumluyum. Çocukluk yıllarından başlayan güzel sanatlara eğilimim üniversite için İstanbul hayali kurmakla hayata geçti ve Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi endüstri ürünleri tasarımını bitirdim. O dönemde kendimi en iyi ifade edebildiğim mesleğin içindeydim. Endüstriyel tasarım ile başlayan maceram zaman içinde pek çok marka, ürün, kişi ve hizmetin kreatif ve tasarım direktörlüğünü yapmamla devam etti. Bu benim için uzun bir yolun başlangıcıydı; mana tohumunu taşıyıp madde içinde arama yolculuğuydu belki de...

Klasik sanatlar ile ilgili bir eğitim almadım. Harflerin kıvrımları ve estetik duruşları çocukluğumdan beri gözüme takılırdı. Her harfin bir ruhu olduğuna inanırdım ve gerçekten öyledir. Yaptığım şey hat sanatı değil tabii hat dersek klasik hat sanatı ustalarına saygısızlık etmiş olurum.

Eserlerinizi tasavvufî içeriklerle besliyorsunuz. Tasavvufa ilginiz, sanat ve tasavvufu bir araya getirme fikri nasıl ortaya çıktı?

Ani bir kırılma veya bir aydınlanma niteliğinde değildi aslında. Hem dedelerimizden manevî emanetini almış biri olarak hem de çocukluğumdan bu yana manayı içinde taşıyan biri olarak sadece madde dünyasında varlığını sürdürmek; burada yer edinerek hırs, ego, rekabet ve pazarlama dünyasının içinde bulunmanın başarılı olmama rağmen ruhuma iyi gelmediğini hissetmeye başladım.

O döneme dair pek çok hâl ve manevî işaretleri izleme hissim zamanla kendimi kendimden ileriye taşıdı ve başkalarının peşinden gittiği değerler benim için anlamını yitirdi. Beş yıl önce iç dünyamda görünür biçimde maddeden manaya yolculuk başladı. İnsanın ruhuna bir mana tohumu emanet edilmişse ne yaparsanız yapın o sizi zamanı geldiğinde uyandırıp, değiştirip, dönüştürüyor. Ama düşülen yol sanıldığı gibi üzerindeki iyi, kötü, güçlü, zayıf hâllerini sıyırıp atarak başkalaşmak değil kendinle hemhâl olmayı öğrenmek, kendini de ortadan kaldırıp zerreden kürreye bütün olma hırkasını giymeye niyet etmektir.

İnsan yaradılışı, görüntüsü ve iç sistemleri itibari ile mükemmel bir yerde olmasına rağmen ruhen kendini tanımada yarım... Bu yarımlık bilgide değil “Hâl”dedir. Ruhun, evin, hâlin bırakılan izdedir. Özümsemeden hatmeden değil bildiğini, gördüğünü, hâl eden olmayı dileriz. Hat sanatının tipografik öğelerini figür ile birleştirdiğim bunu da paylaşırken anlık altına yazdığım cümleler ile pekiştirdiğim bir ifade biçimi oldu. Yaptığım ne sadece resim ne sadece yazıydı. Figür, tipografi ve yazdığım alt metinlerin plansız ve kendi akışında olan aşkınlık, coşkunluk hâli diyebilirim. Bizler emaneti taşıyan dönüştürücüleriz, yani sadece hikâye anlatıcısıyız. Çalışmalarımın sadece bir görsel öğe olmanın ötesinde gönül tellerine dokunan yansımalar da oluşturduğunu hissediyorum ve bu konuda pozitif etkileşimler alıyorum. O ilham okyanusundan ne kadar verirse ben de o kadar yazmaya, çizmeye devam edeceğim.

Tasavvufa ilginiz nereden geliyor, bu yönde kendinizi beslemek için neler yapıyorsunuz?

Ailede manayı bu kadar dışarıya taşıran, yolculuğuna insanları da ortak eden tek kişi ben oldum. Plansız, hedefsiz ve ansızın… Çocukluğumun mana işaretlerini, ruhumun sesini takip ettim ve gönül iklimlerimden geçerek şuan ki yansıyan “Emir” hâline geldiğimi gördüm. Yolculuk, gelişim ve dönüşüm doğrularımız ve yanlışlarımızla devam ediyor. Rüyalarım, insan, doğa daima yol göstericim ve ilham kaynağım oldular. Bazen bir şeyi nasıl yapacağını bilirsin ama bunu nasıl bildiğini bilmezsin. Çünkü senden öte olan bir güç vardır ve sadece verdiklerine teslim olursun. İz bırakır insan her nefesinde.

Peki, nasıl bir iz bırakacaksın hayata? Sazınla, sözünle, elinle, dilinle, hâlinle üreterek mi? Yoksa söylenerek mi, karanlık düşüncelerini kelama dökerek mi? “Çıkar kendini aradan, kalsın Yaradan.” sözünü yanlış anlayıp anahtarı kalbinde saklı olan kendin ile meşgul olmayarak mı? Kusuru kendinde değil başkasında arayarak mı, herkesin senin bir aynan olduğunu anlamayarak mı gideceksin bu âlemden? Nasıl bir kalp ile döneceksin? Kendini gönül topraklarına nasıl gömeceksin?

Sizce tasarım yapabilmek doğuştan gelen bir yetenek midir, yoksa eğitimle kazanılacak bir yeti midir? Tasarım yaparken nelerden besleniyorsunuz?

Hayat “Musavvir” esmasının her an tecelli etmesidir. Yaratım an an devam etmekte, yeryüzüne yağmur gibi inmektedir. Bunun bir parçası olduğunu bildiğinde insan muhakkak kendine düşen payı arama eğilimine girmelidir. Tasarım kabiliyetinin doğuştan gelen ve Allah’ın “Musavvir” esmasının yansımalarından biri olduğunu düşünüyorum.  Herkeste farklı oranlarda farklı şekillerde zuhur ediyordur.  Eğitim ise sadece sistemin disiplinini öğretir. Gözün görmesi,  içerdendir.

Sanatınızı ne ile besliyor, yoğuruyorsunuz?

Allah, tabiat ve insan kavramları benim için en mühim kapıdır. Bu kapının anahtarı insanın gönül dergâhında gizlidir. Bu üçünün peşinden gitmek, çokluktaki tekliği yaşamak, görmek, özümsemek, ruhumu beslemektedir. Hâller, durumlar, duygular, kelamımı ve fırçamı beslemektedir.

Tasarım süreciniz nasıl ilerliyor?  Tasarımda özgünlük nasıl yakalanır? Bu konuda okurlarımıza tavsiyeleriniz nelerdir?

Tüm oluşum süreci plansız kendi enerjisi ile meydana geliyor. Anlık gözlemler, notlar zahir ve batındaki tefekkür hâlim, hikâyesini şekillendiriyor. Görsel için küçük eskizler, devamında büyük tuvallerde son hâlini alıyor. Akrilik mürekkebi ve akrilik ile çalışıyorum.

Alt metinlerini ise anlık yazıyorum. Aynı resim üzerinden defalarca yazı yazmam gerekse her seferinde farklı bir köşesinden pencere aralıyorum cümlelerde. Özgün olmak tamamen kendin olmak ile olur.

Hat sanatı ile birleştirdiğiniz tasarım çalışmalarınız sizi, yaşamınızı nasıl ve ne kadar değiştirdi?

Hayatıma bir düzen ve sükûn hâli getirdi. Yaşam başka bir tempoda akarken zaman zaman o ruha dâhil olup zaman zaman ise içe dönüp hikâyesini anlattığım manevî bir oyun alanı oluşturdu.

Arapça harflerin bir ilmi ve sırlı dünyası var. Bunlar sadece okunuşlarından değil harflerin şekillerinden de kaynaklanıyor sanırım. Bu konuda söyleyecekleriniz neler olur? Arap harfleriyle meşgul olmanın kişiye nasıl tesiri oluyor sizce?

Harfler manayı içinde barındıran kodlardır. Mana ve şekil itibariyle âlem ve insan ile ilişkilidir. Çoğu zaman sanatsal çerçeveden bunu, gün yüzüne çıkarmaya gayret göstermekteyim. Her harf manayı taşıyıcı, o mananın enerjisini ulaştırmaktadır. Ne yazık ki harf ilmi günümüzde pek çok kavramın, popüler kültürün malzemesi olduğu gibi harfler ve esmalar da modern zamanın üfürükçülüğü niteliğine dönmüştür. İnsanların hayat belirsizliği ve duygu boşluğu üzerinden oluşan zaafları, yaşam reçetesi gibi kitaplarla kişisel gelişim kıyafetiyle sunularak, bilgisi olmadan fikri olan bir toplum hâline gelmemiz, hepimizi karanlığa sürüklemekte. Bu noktada çok dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum.

Bir sanatçı neyi yansıtır sanatına? Hasretini mi yoksa kendinde olanı mı?

İnsan yeryüzüne geldi ve hasrete düştü. Hasretten vuslata varacak olan elem, keder ve sevinç dolu yolculuğu başladı. Hem kendinde olanı hem de varmak istediği hâlleri anlamak ve anlatmak eğiliminde olacaktır.

Gelecekte çalışmalarınız ile ilgili gerçekleştirmek istediğiniz ya da yapmayı arzu ettiğiniz şey nedir? Yakın gelecekte hayata geçirmeyi planladığınız yeni bir projeniz var mı?

Kitap hazırlığı içerisindeyim. Onun dışında diğer üretimler kendi hâli ve akışında devam etmekte. Uzun vadeli planlar yapmamaya gayret ediyorum.

Söyleşi: Deniz Demirdağ

Yayın Tarihi: 08 Haziran 2021 Salı 14:00 Güncelleme Tarihi: 08 Haziran 2021, 14:51
banner25
YORUM EKLE

banner26