Aşksız olma ki ölü olmayasın, aşkta öl ki diri kalasın

Yayına hazırladığı Umutrehberi isimli sitesiyle kitaba, maneviyata ve kültür tarihine merakı olanların büyük beğenisini toplayan Ümit Akdemir, site hakkında Ahmed Sadreddin'in sorularını cevaplandırdı.

Aşksız olma ki ölü olmayasın, aşkta öl ki diri kalasın

Yayına hazırladığı Umutrehberi isimli sitesiyle kitaba, maneviyata ve kültür tarihine merakı olanların büyük beğenisini toplayan Ümit Akdemir ile sitesi hakkında konuştuk. 

Umutrehberi.com ne zaman hangi amaçla neşr-i feyz etmeye başladı?

Gül-i gülzâr-ı kelâm-ı kadîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

Hani şâire sormuşlar ya “Yazmaya nasıl başladınız?” “Bismillah diyerek.” Cevâp pek ârifâne değil mi?

Eyle bismillah ile feth-i kelâm/ Tâ açılsın hayr ile bâb-ı merâm/ Hem Resûlullah'a kıl arz-ı selâm/ Tâ ki hoşnûd ola Rabbü'l-enâm” diyerek başlasın söz verdiğimiz sözümüz, hem böylece
Mehmed Fevzi Dedemizin (ruhaniyetine selâm olsun v. 1900) bir vasiyyetini de ifâ etmiş olalım.

Eh madem erenler yolundan giderek ermiş, bize düşen de onların peşi sıra yoldaki işaretleri takip etmek olsa gerektir.

İşbu derin nefesten sonra sualinize dönelim: Arapça pek lâtif bir kelâmı-ı kibar vardır: "El-cûd minel mevcud". Sehâvet, cömertlik elde olandan, sahib olduğundandır manasına... Ev sahibi, ağırladığı misafirine ikramdan sonra, mahcubiyetini örtmek için kullanır bu ifadeyi, siz şüphesiz daha iyilerine layıksınız ama bizim sahip olduklarımız bunlardır, eldeki malzeme bu, ikram da bu cinsten oldu demeye gelir. Sualde "neşr-i feyz" buyurmuşsunuz, ortada bir yayın varsa da feyz ü bereket, nimet ü ihsan kısmı Hakk gören göze aittir.

Uzunca bir dönem, ayrılırken vedâ temennimiz hep "huzur bulasınız" oldu. Huzur bulasınız ki gittiğiniz ortamlara huzur veresiniz, sizden bir neşe yayılsın meclislere ama hep "el-cud minel mevcud" kabınca, kadarınca...

Yayın hayatına 2001 yılı sonlarına doğru bir e-dergi olarak başladı “umutrehberi”. Mesleğimiz gereği mesaimizin büyük bir kısmını ekran karşısında geçirirken bu meşguliyetin bir de zekatı olmalı diye düşündük. Bu hissiyat içre insan kullanım kitabından bir ayete takılıp kaldık: “De ki: Sizi yaratan, size kulak(lar) gözler ve gönüller veren O’dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz” [el-Mülk, 67/23]. Demek üzerimizdeki nimetlerin şükrünü önce kulağa, göze ve sonra gönle hitab ederek ifa etmeliydik.

Günlük hayatın hayhuyundan arta kalan zamanlarda güncelliyorduk dergiyi. Ama tek kişilik kadrosu ile (bu gerçeği hâlâ değiştiremedik) bir e-dergi olarak ayakta kalmayı başaramadık. Bir yıl geçmeden site, grafik-tasarım çalışmalarımızın yer aldığı bir galeriye dönüştü. Bu dönemde yoğun bir şekilde, bizi etkileyen sözler üzerine photoshop mamülü duvar kağıtları ile uğraştık. Pek çok online galeri sitesinde sergilendi bu eserler. Coroflot, MuslimWakeUp, Muslim Heritage, Iskenderpasa, Semazen gibi sitelerden hak etmediğimiz bir rağbet gördük. Theartgallery.com.au galerisinde bu tasarımlar, "İslam sanat ve mimarisinin en seçkin örneklerini, bir dünya görüşü olarak İslam’ı referans alan anlayışın, düstur kabul edilen çarpıcı mesajlarıyla barıştıran Akdemir, çizgisini; zevk-i selim ışığında, gönülden gelen esinlerin, tasavvufi ahlakın ilkeleriyle yoğrulması ve bu ulvi heyacanın, sanat değeri yüksek motifler, futuristik soyut tasarımlar ile dijital teknikler yardımıyla ifadesi olarak tanımlamakta.” tespitiyle yayınlandı.

Nihayetinde (eksik de olsa) sitenin bu hali göze hitab eden kısmıydı. Gönle de hitab etmek gerekirdi. Hz. Ali (kv) ‘nin rivayet ettiği bir hadis-i şerif ile yeni bir kapı açıldı gönül iklimimize. “Cuma günü olduğunda, kuş kuşa, vahşi hayvanlar vahşi hayvanlara, yırtıcılar da yırtıcılara 'Selamun aleykum, bugün Cuma günüdür' derler.” Düşünebiliyor musunuz, hayvanlar bile o günün farkında. Biz de etrafımızda bir farklılık başlatmalıydık Cuma bayramında. Diriliş muştusunun “Sen, Cuma gününün Hürriyet kadar Kutsal olduğunu onlara anlat” buyurduğu yerden, her Cuma ulaşabildiğimiz bütün dostların cep telefonlarına kısa mesajlar göndermekle başladık işe. Bu mesajlar zamanla bir ayet, bir hadis-i şerif, bir de kelam-ı kibardan oluşan kartvizitlere dönüştüler. Antalya’da mutad olarak Cuma’ları devam ettiğimiz irfan meclislerinde, katılanların gömlek ceplerinde dursun, hafta boyunca hayra vesile olsun niyetiyle “Son Uyarı” adlı ehline verilen haftalık azıkları dağıtmaya başladık. Tam 41 hafta devam etti “son uyarı”lar. Ardından 18 hafta boyunca, Hz. Pir Mevlana’nın beyitlerinden ve bu manaların işaret ettiği ayetlerden “Divan-ı Aşk” serisini hazırladık. (Hatırasına şuracıktan ulaşılabilir http://atesiask.com/umutrehberi/ehline )

Her Cuma kısıtlı sayıda kişiye cep telefonlarından ulaşıyorduk, kartvizitler sadece sohbete katılanların cebindeydi. Bütün bu çalışmaları aynı zamanda umutrehberi arşivine de ekliyorduk. Ne var ki site yapmak bir anlamda ziyaretçilerin gelmesini beklemek demekti. Gelmesini beklemeden canların “gelen kutularına” gitmek, dost elimizi uzatmak gerekti.

Mütevazı sayıdaki üyemize ve ilgili haber öbeklerine toplu e-postalar göndermek suretiyle uzattık elimizi. 2006 yılında Divan-ı Aşk ve Son Uyarı’ları bir araya getirip “Huzur İklimine 40 Altın Damla” adlı bir kutu hazırladık. Bayrak Yayınları'nın gayretiyle bir derginin promosyonu olarak binlerce cana ulaştı, Mevlaya binler şükürler olsun. Şimdi bu çağrı, Türk Musikisi, Mevlevi, Tasavvuf ve Sufiler gibi internet grupları sayesinde binlerce cana ulaşıyor, kendi adres defterindeki arkadaşlarına Cuma mektuplarını iletenler de cabası…

2006-2011 arası Hicaz vazifemiz esnasında mektuplar farklı bir surette de olsa 291 hafta boyunca kendi mecrasında akmaya devam etti. Onbin civarındaki üyemize gönderdiğimiz “Cuma mektupları”, esrarını merhum Mehmed Zahid Kotku hazretlerinin Cennet Yollarında’ki bir tavsiyesinden alıyor: "Gece sabaha kadar bir şeyler okusanız, sabahleyin de onları kaleme alıp bir eser meydana getirseniz ve bunu dünyanın her tarafına gönderme imkanına sahip olsanız, bunu okuyup da, imana ve İslam'a gelenler veya yaptıkları çirkin şeyleri terk edenlerin sevabı, hep sizlerin defterine eksiksiz olarak yazılır.”

Sözü süz de söyle, manayı inci gibi diz de söyle…” Buradan mülhem gündoğmadan doğması niyazıyla ısıttığımız Cuma mektuplarına başlarken niyazımız, niyetimiz hep aynıydı: “Gel imdi Hakka bağla özünü,/ Kabûl ede niyâzını nâzını/ 'Pişirip de söyleyegör sözünü'/ Âşıklar miracı sehergâh diye

Yayınladığınız yazılarda derin bir muhabbetin izleri görünüyor. Bu muhabbetin kaynağı nedir? Dini muhabbetle nasıl mümkün olabilir?

Habîbullah cihâne cân değil mi/ Vücûdu âleme sultan değil mi” Hazret-i Pîr Abdülehad Nûrî Efendi hazretlerinin bir nutku şerifi böyle başlar, bu sualinizle gayri ihtiyari içten içe mırıldanır bulduk kendimizi…

Din dediğimiz, vücud ikliminin sultânı olan Habib-i Kibriya Efendimizin yol ve gidişi değilse ya nedir? O'nun kâli, söyledikleri şeriattır, hâli tarikattır, sırrı ise hakîkattır. O sırra âşina olup da şerîatten uzaklaşmamak da marifettir efendim.

Yaradılış sebebinin, Levlake sırrınca (Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım) var olanın bir ismi de Habibullah... Gerçi buna da itiraz edenler çoktur amma Allah Kuran'da neleri sevdiğini, neleri ise sevmediğini ayetleriyle bize bildirmiştir. Allah'ın sevdiği ne kadar şey varsa bunların hepsi Allah'ın Resulünde vardır ve Allah nelerden hoşnut değilse Efendimiz bu hallerden uzaktır. Allah cimrileri, zulmedenleri, israf edenleri, aşırı gidenleri sevmez. Peygamber Efendimiz, cimri, zalim ve müsrif değildi. Allah ihsan edenleri sever, sakınanları, âdil olanları, sabredenleri sever, Hz. Peygamber çok ihsan eden, muttakilerin imamı, insanlar arasında en adil olan idi. Bu misalleri çoğaltmaya lüzum yok. Habib-i Kibriya Allah'ın pek sevdiği demektir, el-hak öyledir. Efendimiz ömr-ü saadetleri boyunca içinde olduğu hâl itibariyle Habibullah'tır, Allah'ın sevgisine, aşkına liyakatli olmuştur.

O kadar ism-i şerifini andık, buyrun bir salavat ile O'nu, içimize, işlerimize, hayatlarımıza çağıralım, O'nun yol ve gidişini örnek alalım, güzelliği ile güzelleşelim efendim...
اللهم صلى يا عظيم على رسولك العظيم وعلى اله العظيم بعدى عظمتك ياعظيم
Ey Allahım, bize kendisine salât etmeyi emrettiğin Habib-i Edib-i Zîşanı'na biz lâyık bir şekilde salât edemeyiz. Sen O Efendimiz Muhammed'e ve ailesine ve sahâbesine O'na lâyık bir tarzda salât ü selâm et ya Rabbi...

Şüphesiz ki Allah, size şefkatle muamele ederek iltifatının inceliklerini gösterir; merhamet ederek hususî ihsanlarda bulunur.” (Hadîd, 9)
Sure-i Hadîd'in bu meâlinden süzülen tasavvufun tarifi bahsinde geçer: Âlemden maksat bir kâmil insanın meyve vermesi, insan'dan maksat ise o demin gelmesidir. E peki insan-ı kamil nesinden belli olur? Mahlûkâta hürmetle hüsn-ü muâşaret eder ve Hallak-ı âlem'e de muhabbetle ubudiyyet eder. Bu muhabbetin kaynağı bizatihi yaradılışın, varlığın kendisidir.

Malum-ı âliniz eğitimin modern tanımında bireyde istenen yönde kalıcı davranış değişiklikleri yapmaktır derler. Bu terbiyenin haşyet ve muhabbet olarak iki kanadı vardır. Seven sevdiğinin sözünü dinler, onu kırmaktan çekinir.

Bu yolun kıvamı tam da Alvarlı Dedemizin nazlı niyazıya işaret buyurduğu gibidir: “Sabır kıl her belâya hâne-yi Rahmân’ı incitme/ Felekde hâsılı insân isen bir cânı incitme/ Günahkâr olma fahr-i âlem-i zîşânı incitme

Burada uzunca bir istitratın yeridir, yâni lugat târifi mûcibince asıl bahis mevzûundan olmayıp münâsebet getirilerek söz arasında îrat edilen zülf-i yâre bir de biz dokunalım. Bir müslüman düşünün ki günahı daha düşüncesinden geçirdiğinde bundan Risaletpenah hazretlerinin incineceğini düşünüyor. Daha fiile varmadan düşünce, hayal âleminde önünü kapatıyor. Şimdilerde moda bir laf, ne bulursanız okuyun, her açık kanalı seyredin, bir faydası olur diye... İşin sonu öyle değil azizim...

Allah “Sizi zâhirî ve bâtınî günahlardan men ediyorum” buyuruyor. Mânâlar bâtındır, meydana geldiklerinde zâhir olurlar. Zahir ve batın günahtan kurtulmak için hem zâhiri hem bâtını onarmak icab eder. Zihnindeki mânâlar için “nasıl olsa zihnimdeler” dememek icab eder, onlar hep parazit yapar. Batın aleminin vücud buluşu, tahakkuku tekrar iledir.

Mesela, “ben herşeyi okurum, her filmi seyrederim” yaklaşımı o kadar yokuş bir yoldur ki çimlenmemiş mânâyı zihninde suretlendirmiş ve lüzümsuz kareler oluşturmuş oluyoruz. “Allahım, gereksiz ilimden sana sığınırım” hadisinin bir kapsamı da bu olsa gerektir. “Nasıl olsa zihnimde” demeyesiniz, o imajlar gün gelecek elbet karşınıza bir fiil olarak çıkıverecektir! Demek ki, kendi mânâ âlemini, fikir âlemini, duyuşlarımızı temizleyeceğiz. Bu hassasiyetle göz kırptığın renklere, kulak verdiğin seslere, dikenlere dikkatle yürüyeceğiz gül bahçesinde...

Aşk insanın ana yurdudur, baba ocağıdır. "Bizim peygamberimizin yolu, aşk yoludur, biz aşkın çocuklarıyız, aşk bizim anamızdır" buyurur ve diriligin hakiki aşkta yok olmakla mümkün olabileceğini söyler: "Aşksız olma ki ölü olmayasın, aşkta öl ki diri kalasın."

"Biz güzeliz, sen de güzelleş, süsle kendini; bizim huyumuzla huylan, bize alış, başkalarına değil. (Bir damla olma, kendini deniz haline getir; mademki denizi özlüyorsun, damla olmayı yok et gitsin)" diyerek bizi güzelleşmeğe, manalı, güzel insan olmaya davet ediyor. Mevlânâ'mızın ifadesi ile birebir örtüştüğü Peygamber efendimiz de "Allah güzeldir ve güzeli sever" buyuruyorlar.

"Gel aramıza gir, âşıklarız biz. Aramıza gir de aşk bahçesinin kapılarını açalım sana. Gölge gibi evimizde otur, güneşin komşularıyız biz.” Bu davete uyanlar, dinlerinin tadını tadarak yaşamış, nefret sevgiye, korku sevince, hüzün mutluluğa dönmüştür.

Sitenizin isminin yayın prensibine nasıl tesirleri var? Yayınlarınızla bir umut olmanın amacını taşıyor musunuz?

Allah insanı ümit diye yarattı. Ümit diye yaratılan ne Allah'ın ümidini boşa çıkarır ne Allah'tan ümidini keser… Mevlam, bize hüsnü zân besleyen aziz okuyucuların hüsn-i niyetiyle muamele eyleyip sözün tesirini de halk eyleyiverir ümidindeyiz.

Tasavvuf zemininde yayın yaptığınız görülüyor siteden. Tasavvufi neşveyle yayın yapan sitelerin ne gibi imtihanları vardır? Sizi bu konuda zorlayan nedir?

Erenlerin himmetiyle “İlahi meşrebim, vahdetperestim, şarab-ı cilve -i hayret ile mestim” şerabından nûş edip yoluna düştüğümüz “Eğer aşkı seversen cân olasın” ışığı suali de önümüzü hatta ömrümüzü kendi nuruyla pürnur eyliyor:

Eğer aşkı seversen cân olasın,
Kamu derdine hem dermân olasın.

Eğer aşkı seversen cân olâsın,
Gönüller tahtına sultan olâsın.

Eğer dünya seversen mübtelâsın,
Mânî sırrına nerde eresin.

Seversen dünyayı mihnet bulâsın,
Erenler sırrını kaçan duyâsın.

Cihan köhne saraydır, sen beyisin,
Nice bir eskiye hasretlenensin.

Diken olma, gül ol erenler yolunda,
Diken olur isen oda yanâsın.

Ağudur, bal değil dünya murâdı,
Nice bir ağuya parmak banasın.

Niyâz için buyurdu Hak namâzı,
Niyazdan vay sanâ gâfil olâsın.

Kanatsız kuşlayın kaldın yabanda,
Kanatlı kuşlara nerde eresin.

Erenler nefesin âsâ edin sen,
Eğer nefsine uyarsan fenâsın.

Sana erden asa gerek bu yola,
Dayanırsan asaya dayanasın.

Gönüle gireni gönendi derler,
Gönüle sen de gir, gönenesin.

Yunus’un bu sözü gözlüleredir,
Eğer âşık olursan uyanasın.

Yunus bu sözleri erenden aldı,
Sanâ dahî gerek ise alâsın.

Diğer sitelere nazaran farklı bir üslup kullanıyorsunuz. Güncel dilden biraz uzaksınız. Kullandığınız dil etki alanınızı daraltmıyor mu? İnternette yayın yapan biri olarak bunun kaygısını taşıyor musunuz?

Her ne söz kim söylenir âlemde Türki ya Arab/ Tut kulağın sanadır cümle dillerden hitâb” Çoluk çocuğun, bilenin bilmeyenin elini kesmesin, canını incitmesin diye kılıcı kınında vermek evvel gidenlerin adetindendir. O keskin manaya tâlib olanlar zahmet edip aslına dönmek için gayret edecek, "kâmus, namusdur" izini sürecekler.

mestmp3 isimli bir müzik siteniz de var. Burada günümüz insanının aramakla bile bulamayacağı ilahiler ve saz eserleri yayınlıyorsunuz. Bu siteden biraz bahseder misiniz?

Eskimeyen mûsikimiz ve medeniyetimizin sesleri, bir zamanların mestmp3'ü, şimdilerin atesiask.com adresinde. Kadîm bir geleneğin minik bir parçası, müthiş bir medeniyetin mûsiki dili üzerinden aktarılmasıdır. Bir eğlence müziği değildir, arkasında köklü bir felsefe, derin bir hayat anlayışı, medeniyet tasavvuru olan büyük bir tasavvufi yapının sesler, perdeler ve özellikle güftelerle aktarılışıdır.

Gazali hazretleri, dinleme adabına dair buyururlar ki: "Baharın ve ezharın (çiçekler), udun ve evtârın (saz telleri) kendisini harekete geçirmediği kimsenin mizacı öyle bir bozuktur ki bu zât ilacı bulunmaz bir ruh hastasıdır." Betondan kutular içinde, maruz kaldığı uyumsuz sesler, elektronik gürültüler içre yalnızlaşan zamane insanına, neyi kaybettiğini hatırlatmak için burdayız efendim...

Bir mevsim-i baharına geldik ki âlemin/ bülbül hâmuş, havz tehî, gülistân harâb” lâkin Hazreti Pir Mevlana (ks) saadetle buyurdular ki "Gül mevsimi geçtiyse niye üzülüyorsun? Gülsuyu var ya..." Maddenin kasıp kavurduğu gönüllere, ötelerden kokularla bir gülbang sunmak için burdayız efendim...

"Dinle!" fermanına mu'tî olanlar bilirler ki ağaç kökünden, insan kulağından beslenir; bazen göz kırptığınız âteşin bir renk, kulak verdiğiniz hoşça bir sâda, şehrin vâizinin söylediklerinden daha çok tesir eder hakikat sancısı çekenlere... Kulaktan kalbe giden yolları temizlemek niyetiyle buradayız efendim...

Dinledikçe şahsiyetleriniz aslına mayalansın, demler, sâfâlar ziyâde olsun, gam ve telaş sizlerden uzak olsun da huzur bulasınız...

Site aslında ziyaretçilerine farklı bir radyo tecrübesi sunuyor, alternatif listeleri üzerinde, istediğiniz parçaya atlayabileceğiniz, tekrar dinleyebileceğiniz sürekli güncellenen 14 ayrı kanaldan nefes veriyor:

Bu kanallar şöyle:

Klasik Türk Mûsikisi (Türk Musikisinin en seçkin örneklerinin klasik icraları)

Sazların Niyazı (Sûfi hele gel meclise dinle bu sâzı, gör nice olur tellerin Allâh'a niyazı)

Nutk-u Şerîf (İksir–i âzamdır, nutku ehlullah, Bir nefeste hâki kimya ederler, Hakikat sırrına onlardır agâh ve lâkin sureta ihfâ ederler)

Başka Sesler (İlkin gezginliğe çıkman gerek ancak sonra yurduna dönebilir o zaman da ötekileri anlayabilirsin. Öteki gören gözle en uzun yoldur insanın içi... )

Aheng-i Şahane ( Kalp ritmi kavrar, ahenge iştirak eder, hayat o tempoyla akar... Bu akışı hızlandıracak, 130 bpm ve üzeri yüksek tempolu eserlerle ister dikey ister yatay alemdeki, hayra karşı yolculuğunuza ritim tutuyoruz)

Çocuk Sesi (Birbirinden güçlü kahramanlar, bir dokunuşta alemi değiştiren elinde sihirli değneklerle gezen cadılar, uçan arabalar, uzay gemileri… Çocuklarımızın dünyasını süsleyen rengarenk dünyanın vazgeçilmez güçleri. İhmal edilen çocuklarımız için bizim de söyleyeceklerimiz olsun istedik)

Cuma (Madem madde aleminde bir mânânın tahakkuku tekrar iledir ve madem "Anılsa her ne dem, ism-i şerîfi feyz-i hazırdır" Hane halkının ruhaniyetlerinin, Ruh-u Habibi Kibriya Efendimiz ile aşina olmaklığı için mütevazı bir katkı, vesile-i şefaat ümidiyle…)

Muharrem (Ağla matemdir, ağla muharremdir bugün Ateşi aşkla âh eyle sen dembedem her Hüseynî meşrebe Kerbela'dır bu âlem)

Ramazan-ı Şerîf (Ramazan-ı Şerif’e hazırlanmak ve “Ramazan-ı Şerif geldi”. Diye ferahlamak lazımdır. Zira Habibi Kibriya efendimizin saadetke buyurduklarına göre “Kim, Ramazan-ı Şerif başladı, diye sevinirse; Hz. Allah onu nara müstahak olsa bile Cehenneme haram kılar.”)

Hz. Pir Mevlana (1207-1273)(Aşksız olma ki ölmeyesin. Aşkla öl ki diri kalasın. Aşk ocağında can olasın buyuran sultanın ikliminden)

Yunus Emre (1240-1321) (Eğer aşkı seversen can olasın, Kamu derdine hem derman olasın. Eğer dünya seversen mübtelâsın, Mânî sırrına nerde eresin Yunus’un bu sözü gözlüleredir, Eğer âşık olursan uyanasın. )

Niyazi Mısri (1618-1693) (Her ne söz kim söylenir âlemde Türkî ya Arab, Tut kulağın kim sanadır cümle dillerden hitâb! Can kulağından gaflet pamuğun çıkar ya huu)

Nezih Uzel (1938-2012) (“Gezerken yağmurda rüzgârda karda İçimde güneşi yakar giderim ömrümü kaplayan karanlıklarda Ben bir şimşek gibi çakar giderim” diyen üstadın aziz hatırasına)

MestMP3 (2003-2011) (Her cuma ehline verilen haftalık azığa eşlik eden 291 mestmp3, bir zevk-i tehattur olsun diye yâdigarımızdır...)

Ta böylece her güzel şey gibi bu güzelim mülakatın da sonuna geldik galiba.

Canda haysiyet mi var sevda-i cânân olmasa
Tatlıdır sohbet sonunda zehr-i hicrân olmasa

Madem kapıyı muhabbetle açtık, öylece de sırlayalım:

Ya Rab bizi dûr eyleme muhabbet-i Muhammedî'den
Nefse uydurup ayırma Şer-i Şerif-i Ahmedî'den

 

Ahmed Sadreddin konuştu

Güncelleme Tarihi: 05 Mayıs 2017, 14:18
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Fakirullah
Fakirullah - 4 yıl Önce

Kaç zamandır haber alamıyorduk, bir güzel vesileyle Güzel'den haber almak ne hoş..

banner19