Geçenlerde bir yazı gördüm. Daha önce burada kendisi ile röportaj da yaptığım Keşmirli aktivist bir arkadaşımın babası ile ilgiliydi. Belki okuyan ve hatırlayan vardır; Muzzammil Thakur adlı yakın dostum genç yaşına rağmen dünyanın ve ümmetin yüz çevirdiği Keşmir problemine kendisini adamış bir mücadele adamıydı. Nitekim Keşmir direnişinin sembolü hâline gelmiş bir aileden geliyordu ve aldığı mirası muhafaza etme derdi ile kendini adamıştı. İşte bugün Muzzammil’e ve daha nice Keşmirli gence böyle bir miras bırakan Dr. Ayoub Thakur hakkında yazılmış o yazıyı hemen okudum. Pek tabii kendisinin geçmişi hakkında bilgim vardı ama yine de detaylarıyla hikâyesini okuma fırsatı bulduğum Dr. Ayoub Thakur, bu sefer beni daha derinden etkiledi.

Daha önce Keşmir hakkında etraflıca yazdım, duymayanlara duyurma vazifemi bir nevi yerine getirmeye çalıştım. Hepimizin utancı olan bu meseleyi bir kez daha anlatmayacağım fakat bu davanın başkahramanlarından olan Dr. Ayoub Thakur’dan bahsetmem gerekiyor. Çünkü o, Keşmir demek. Mücadele, azim ve direniş demek… Birçoğumuzun adını bile duyma imkânına sahip olmadığımız Dr. Ayoub Thakur’un adını öyle veya böyle ben duyma imkânı yakaladım ve aslında birçok sefer sessizliğiyle utanca gömülen bu ümmetin, hepimizin gururu olan bu zatı dinlemek isteyene anlatmakla mükellef hissediyorum kendimi. Huzur içinde yatsın; Allah, Ayoub Thakur gibilerin değerini anlayabilmeyi bizlere nasip etsin…

Keşmir mücadelesinin ilk adımları 1974’te atıldı

Yazısı ile bana ilham veren Zahid Fayad, güzel bir giriş ile başlamış yazısına. Arnold Toynbee’nin “Reformlar ve değişimler vakit alır, bunların başarısı nitelikli bir azınlığın (creative minority) mevcudiyetine bağlıdır.” sözü ile yerinde bir alıntı yapmış, zira kitlelerin sessizliğe ve korkuya gömüldüğü zamanlarda bin bir türlü fedakârlıkla ortaya atılan kahramanların hikayesi ile oluşur aslında tarih çoğu zaman. Dünyanın kulak tıkayacağı, yakın tarihin en büyük zulümlerinden biri olan Keşmir meselesinde ise kargaşanın ortasında kendisini davasına adayan ve mücadelesi ile etrafına ve kendinden sonrakilere umut bırakan Ayoub Thakur, 1948 yılında Keşmir’de Padsoo Köyü’nde doğdu. İslamabad Üniversitesi’nde lisans eğitimini tamamlayan Thakur, Keşmir Üniversitesi’nde 1972 yılında yüksek lisans eğitimini tamamladı. Akabinde aynı üniversitede nükleer fizik üzerine doktorasını yaptı.

Çocukluğundan beri yurdu için idealleri olan Ayoub Thakur, aynı zaman iyi bir eğitim alan bir ilim adamıydı. Üniversitede iken idealleri için mücadele edebileceğine inandı. Çünkü gençliğe inanıyordu. Baskı ve zulüm günlerinde eyleme geçme vaktinin geldiğini düşünüyordu. On yıllara yayılıp günümüze kadar sürecek mücadelenin ilk adımları 1974’te atıldı. Keşmir adına protesto yürüyüşlerine önderlik etti Dr. Ayoub Thakur. Kendisi gibi ideallere ve dertlere sahip gençlerle örgütleneceği Students’ Islamic Organization’ı kurdu. Bu organizasyon, sonrasında benzer ülkülere sahip diğer öğrenci birlikleri ile birleşerek o yılların gençlik direnişinin yuvası olacak Islami Jamiat Talaba (IJT)’ye dönüşecekti. Aynı dönemde Keşmir Üniversitesi Öğrenci Birliği’nin başkanlığını yürüten Thakur, akademik çalışmalarını da aktivist yaşantısıyla paralel götürmekte ve Keşmir Üniversitesi Araştırma Görevlileri Birliği’nin (KURSA) de başkanlığını yapmaktaydı.

Hem zalimlere karşı mücadele ettiler, hem de büyükleriyle

Keşmir konusunda ses yükseltmek isteyenlerin merkezi olan IJT, Ayoub Thakur ve Sheikh Tajamur gibi gençlik liderlerinin önderliğinde dertlerini haykırmak isteyen gençleri kendine çekiyordu. O dönemde Thaku,r dava bilincine sahip bir şekilde hareket ediyor ve bu gençlerin sesini dünyaya duyurmak istiyordu. Riyad’da, Doha’da, Kuala Lumpur’da Keşmir meselesini anlattı. Buradaki zulme bihaber kalanları haberdar etmek için büyük bir gayret gösteriyordu. Herkesin, özellikle de ümmetin ilgisini Filistin’den, Afganistan’dan farklı olmayan bu meseleye çekmek için çabalıyordu.

Nihayetinde IJT, mücadelelerinde milâd olacak bir adım atmaya karar verdi. Tarih 1980’i gösteriyordu ve Keşmir sorunu ile alakalı uluslararası bir konferans organize etmeye karar verdiler. Bu konferans Keşmir’de olacaktı ve Hindistan baskısı altındaki topraklarda bu bir ilkti. Tabii ki bu büyük adım zalim yöneticiler için büyük bir rahatsızlık unsuruydu. Telaş içindeki hükümet organizasyonu yasakladı. Bu “cürretsizliğin” bedeli olarak IJT’nin liderleri ve bazı üyeleri tutuklandı. Dr. Ayoub Thakur ve onun gibiler için mücadelenin bedelini ödeme vakti gelmişti. Artık zor ama onları davalarında yıldırmayacak günler kapıdaydı.

Dr. Ayoub tutuklanmakla kalmayıp üniversiteden de ihraç edildi. Ama belki de onu en çok zorda bırakan, kendi içlerinden gelen bir darbe oldu. Liderliğini yaptığı gençlik oluşumu IJT, Jamaat-e-Islami adındaki topluluğun gençlik kanadı gibiydi. Jamaat-e-Islami, anlaşılabileceği gibi o zamanlar Keşmirlilerin çatı topluluğu mahiyetindeydi. Keşmirlilerin bir nevi ana akım topluluğu denebilecek Jamaat-e-Islami, kendine ait olduğunu düşündüğü gençlerinin sınırları aştığını ve fazla radikalleştiğini düşünmeye başlamıştı. IJT, tepeden gelen bir diktaya hazır değildi fakat Jammat’in istediği, kendi çizgisinden sapmayan gençler yetiştirmekti. Bu, aslında İslami dava güden hareketlerdeki tipik bir nesil çatışması gibi algılanabilir. Ancak bu yaklaşım, mücadele azimleri ile büyük bir hareketlenme yaratan bu gençler ile “büyükleri” arasında derin bir yarılmaya sebep oldu ve Dr. Ayoub Thakur gibiler yalnız kaldı. Jamaat-e-Islami o zor günlerde gözden çıkardığı bu topluluk yerine kendi öğrenci birliğini kurdu ve o günleri en zor kılan şey bu yalnızlık oldu belki…

O bir dava adamıydı, sayısız engele rağmen mücadelesinden vazgeçmedi

Mevcut koşullar Ayoub Thakur’u istemeye istemeye de olsa ayrılmaya itti. Suudi Arabistan’a gitme kararı aldı. Cidde’deki Kral Abzulaziz Üniversitesi’nin nükleer mühendislik bölümünde çalışmaya başladı. Aklında hep Keşmir vardı, bir şeyler yapmak istiyordu. Ancak etkili bir öğrenci lideri olan Thakur’un harekete geçmesi ve devrimci bir anlayışla politik faaliyetlerde bulunması Suudi yönetimi için de kabul edilebilir bir şey değildi. Bu kıskaç altında yaşamını sürdürmeye çalışan Dr. Thakur nihayetinde 1986’da Londra’ya taşınma kararı verdi. Hem daha rahat hareket edebileceği bir alan, hem de Avrupa’da Keşmir sorununa dair propaganda yapma fırsatı umuyordu.

İngiltere’de mücadelesini azminden hiçbir şey kaybetmeden sürdürdü. 1990’da, kamuoyunda önemli etkiler yapacak olan World Kashmir Movement’ı kurdu. Ayrıca politik alandan ziyade kötü koşullarda yaşayan bölge insanına yardımcı olabilecek faaliyetlerde bulunabilecek Mercy Universal’ın da öncüsü oldu. Sadece Keşmir’de değil, Hindistan’da da ihtiyacı olanlara ulaşan bu kurumun toplum ayırt etmeksizin tüm ihtiyaç sahiplerine ulaşacak kadar faziletli bir işleyişe sahip olduğunu, Dr. Thakur’un mezarına ziyarette bulunan bir Hindistan komiseri dahi sonraları söyleyecektir.

Dr. Thakur, İngiltere’de ailesiyle mütevazı bir hayat sürdü. Ömrünün sonuna kadar çalışmalarına Londra’da devam etti. O bir dava adamıydı, sayısız engele rağmen mücadelesinden vazgeçmedi. Hasta yatağında eşine son sözleri bile: “Beni Keşmir’den ayrılmaya zorlayan bu davayı muhafaza etmeyi bırakmayın.” oldu. Hatta tam konuşacak durumda dahi değilmiş, bir kâğıda yazmış okuduğuma göre. 10 Mart 2004’te Keşmir’in cesur çocuğu ahirete göçtü. Arkasında eşsiz bir miras bırakarak…

Deniz Baran yazdı