Tahralı'nın şiirleri eski devirleri hatırlatıyor

İlim ve musikî çevrelerinin yakinen tanıdığı Mustafa Tahralı, bir ömre yayılan şiirlerini kitaplaştırdı: Kadîm Mânânın Rüzgârıyla. İsmail Demirel yazdı.

Tahralı'nın şiirleri eski devirleri hatırlatıyor

1943 yılında Konya’da doğan ve Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Tasavvuf Anabilim Dalı’nda yıllarca ders verip, “öğrenci” Mustafa Tahralı 2010 yılında emekli olur. Türkiye’de özellikle, Fusûsu’l-Hikem ve Mesnevî şarihi Ahmed Avni Konuk’un eserlerini gün yüzüne çıkartarak ve özellikle Fusûs Şerhi’ne yazdığı makalelerle, bu eserlerin anlaşılması konusunda yoğun emek harcayan Mustafa Tahralı Hoca’nın, maalesef elimizde bir kitabı yok. Bugüne kadar yazdığı makalelerin hiçbirini kitaplaştırmayan Tahralı Hoca, 60 yıla yayılan şiirlerini kitaplaştırdı.

Şiir ve sanatla yoğrulmuş bir hayat

İmam hatip ortaokul yıllarında şiir yazmaya başladığını öğrendiğimiz Tahralı, uzun bir süre şiire ara verir. O ara verse de şiir zaman zaman kendisini yoklar. Nitekim doktora için gittiği Fransa’da, okudukları birkaç Fransızca şiirle münasebet kurar. Edindiği Fransızca kitaplar arasında aza da olsa şiir kitapları da vardır. Ancak yine de şiir yazmaz. 1973 yılında Türkiye’ye döndüğünde o zamanki adıyla İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’ne tayin olur. Tasavvuf Tarihi ve İslamî Türk Edebiyatı dersleri verir. Tasavvuf dersleri az olduğu için, edebiyat derslerine de girer. O sıralar enstitüde, merhum Necla Pekolcay Hanım da ders vermektedir. İşte bu dersler, Hoca’nın edebiyatla daha bir içli dışlı olmasına vesile olur. Aruz ölçüsüyle bir aşinalık meydana gelir. Nitekim Hoca, hem aruzu hem de heceyi kullanabilen ender şahsiyetlerdendir. O derslerden sonra gerisi gelir ve hoca, şiirle yeniden yüzleşir.

Yine Hoca'nın kitabına baktığımızda onun Osmanlı bakiyesi insanlarla yakınlık kurduğu belli ki, tarih düşürme gibi bugün hemen hemen unutulmaya yüz tutmuş bir sanatı da icra etmektedir. Yine aynı şekilde hocanın bir başka özelliği de musikiyle olan münasebetidir. Nitekim kitapta birçok natık-ı kâr bulunmaktadır. Hoca’nın yazdığı bu natık-ı kârlar, başta Çinuçen Tanrıkorur, Selahattin İçli olmak üzere, birçok musikîşinas ve bestekâr tarafından bestelenmiş ve çeşitli mahfillerde okunmuş, söylenmiştir.

Tasavvuf Dergisi’nden Tahralı Hoca’ya armağan sayı

Tahralı Hocayla ilgili olarak geçtiğimiz yıllarda “Tasavvuf Dergisi”nin bir armağan sayısı çıkmıştı. Hoca ile ilgili derli toplu bilgilere ulaşabileceğimiz ender bir kaynak olan bu dergide, özellikle Hoca ile yapılan iki söyleşi ve Ercan Alkan’ın, Hoca’nın biyografisine dair söylediklerini önemli buluyoruz.

Tahralı’nın şiirleri, adından anlaşılacağı üzere, bir devri, bir insanı, bir kültür temsil etmektedir. O da açıktır ki, Osmanlı’nın yetiştirdiği mütefekkirdir. Hoca kanaatimizce, Yahya Kemal’i çok sevmektedir. Onun şiir inşasından hoşnuttur ki, kitabının adını, Yahya Kemal’in Eski Şiirin Rüzgâriyle kitabından ilhamla, Kadim Mânânın Rüzgâriyle koymuştur.

Hülbe Yayınları’nın ikinci kitabı olarak 2013 yılının Kasım ayında kitapçı raflarında kendisine yer bulan bu eser, bir ilahiyat profesörünün ilgilerini de göstermesi bakımından, ilk elden önemli bir eser olarak da okunabilir.

İlk gazelini 1973 yılında yazıyor

1973 yılında İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’ne tayin olur. Tasavvuf tarihi ve İslami Türk Edebiyatı dersleri verir.

Hoca'nın lise yıllarından sonra yazdığı ilk mısralar, fakültedeki ikinci yılın ders yılı sonunda sözlü imtihanda öğrencileri dinlerken karaladığı;

“Mest eden gönlü şu dünyada mey-i sahbası değil

Dert veren aşığa ekmek ve su gavgası değil

mısralarıdır. Bu mısralara ilave mısralar yazan Tahralı Hoca, böylece ilk gazelini tekvin eder.

Hoca tevazu sahibidir; kendisini şair olarak görmez. Vazife gereği şiir yazdığını söyler ancak şiirleri okunup incelenince, hem mana hem şekil itibariyle Hoca’nın eski devir şairlerimizi hatırlattığını, onlardan geri kalır yanı olmadığını görmekteyiz. Serbest ölçüyle şiirin geçerli olduğu günümüzde, bu şiirlerin muhatabı, şüphe yok ki, yeni nesil değildir.

Tahralı Hoca şiirlerinde, “Mürîd” mahlasını kullanmaktadır. Hoca’nın şiirlerinde bir aşk estetiği, vahdet-i vücûd neşesi ve Osmanlı kültür ve sanat hayatının yansımalarını görebiliyoruz.

Kitapta yer alan şiirlerin çoğunluğu 1975 yılından itibaren Kubbealtı Akademi Mecmuası’nda yayınlanmış. Yine aynı şiirler 2005 yılından itibaren Yüzakı dergisinde yeniden yayınlanmış.

Samiha Ayverdi’nin açtığı yolda yürüyor

Samiha Ayverdi’nin eserlerinde ihya ettiği ve aktüel hale koyduğu tasavvuf düşüncesini anlamaya ve yaşamaya çalıştığını ifade eden Tahralı, ortaya koyduğu bu şiirlerle geçmiş devirler edebiyatımızın ruhunu ve arka planını teşkil eden manadan anladıklarını ortaya koymuş oldu. Tahralı, bu anlayışa ulaşmasını Samiha Ayverdi’ye borçlu olduğunu ifade etmektedir. Nitekim Samiha Hanım’a ithaf ettiği 1976 tarihlibir gazelinin ilk beytinde şöyle demektedir.

“Düştü can mülkü şükür, bir nice sultân eline

Ne olur vermesin artık onu devrân eline

Tarihler”bölümünde Hoca’nın düşürdüğü tarihler var. 3’ü vefat 9’u cami inşaatı ve ihyasına dair düşülmüş tarihler bunlar. Ardından “Arayış” başlıklı gençlik şiirleri geliyor ki, Hoca’nın 50–60 sene önce yazdığı, hemen hiçbir yerde yayımlamadığı ve atmaya kıyamadığı şiirler bunlar… 1960–1962 yılları arasında yazılmış bu şiirlerin kimi hece, kimi de serbest ölçüyle yazılmış. Ancak sağlam bir iç mimariye sahip olduğunu söylemek mümkün. Sonraki bölüm ise “Türk Musikisi İçin Kâr-ı Nâtıklar” adını taşıyor.

Tahralı Hoca’nın ilk şiirlerine baktığımızda metafizik bir derinliğe sahip olduğunu, yer yer sembolik anlatıma yer verdiğini görüyoruz. Bugün bunu söylemek artık kolay, ancak yine de Hoca’nın şiirleriyle aldığı formasyon arasında bir bağ kuralım. Tasavvufun fizikötesi konularla iştigal etmesi ve sembolik bir dille anlatması, Hoca’nın daha liseli yaşlarında yolunu nasıl çizeceği konusunda bize bilgi veriyor.

Aynı zamanda neyzen olan Mustafa Tahralı Hoca, yetiştirdiği nice öğrenciyle ilim dünyasına paha biçilmez değerler hediye etmiş ve yine gün yüzüne çıkardığı ve çıkmasına vesile olduğu eserlerle ilim irfan dünyamıza eşsiz katkılarda bulunmuştur. Şüphesiz ki, onun bu katkıları sayesinde, son dönem tasavvuf tarihimiz için çok önemlidir. Zira Çivizade’den bugüne sayısız eleştiri okuna maruz kalan İbnü’l Arabî’nin müesses düşünürü olduğu vahdet-i vücûd anlayışı, Tahralı Hoca’nın himmetli gayretleriyle anlaşılır olmuş ve ilahiyat fakültesi talebelerinin gündemine girmiştir. Yine aynı şekilde onun ve merhum Selçuk Eraydın Hoca’nın gayretleriyle tasavvuf ilmi, bir ana bilim dalı olarak kabul görmüştür akademi camiasında. Geçtiğimiz günlerde rahatsızlanarak hastaneye yatan ve anjiyo olan Mustafa Tahralı Hocamıza Allah’tan acil şifalar diliyoruz.

İsmail Demirel, okudu ve yazdı

Güncelleme Tarihi: 21 Aralık 2018, 16:01
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26