banner17

Osmanlı Sarayının En Ünlü Haremağası: Hacı Beşir Ağa

Jane Hathaway'in Hacı Beşir Ağa adlı biyografik denemesi, Beşir adlı Habeşli bir kölenin XVIII. yy'da Osmanlı imparatorluğunun en nüfuzlu ve etkili kişilerinden biri haline nasıl geldiğini konu alıyor. Oktay Türkoğlu yazdı.

Osmanlı Sarayının En Ünlü Haremağası: Hacı Beşir Ağa

Jane Hathaway'in “Osmanlı Sarayının En Ünlü Haremağası” alt başlığıyla çıkan Hacı Beşir Ağa adlı biyografik denemesi, Beşir adlı Habeşli bir kölenin XVIII. yy'da Osmanlı imparatorluğunun en nüfuzlu ve etkili kişilerinden biri haline nasıl geldiğini konu alır.

Beşir Ağa'nın, Afrika'nın Habeşistan diye bilinen, bugün Eritre ve Sudan'ın geniş bir kesimini kapsayan bölgesinde, XVII. yy'ın ortalarında doğduğu tahmin edilir. O da birçok Habeşli gibi gözlerini dünyaya bir köle ve Osmanlı'nın bu bölgeyi hadım seçmek için ideal bulmasından ötürü potansiyel bir hadım olarak açar. Hadımlık, esasında yıllar boyunca kökenleri Asurlulara kadar giden bir devlet müessesesi konumunu almıştır. Hatta İslamiyet’ten evvel Bizans ve Sasani İmparatorlukları da hadımları hem ordularında hem de saraylarında geniş ölçüde kullanıyorlardı. Kuzey Afrika'ya egemen olan Memlük idaresi altında da hadımlar çeşitli kademelerde kendine yer bulmuşlardır. Bunların en önemlilerinden biri de Medine’de Peygamberin kabrini korumak ve çevredeki emniyeti sağlamak için hadımların kullanılmasıdır. Bu alışkanlık daha sonra burda bir Osmanlı idaresi kurulduğunda da egemen olacaktır.

Hadımlar neden Afrikalılar arasından seçilirdi?

Osmanlı için konuşacak olursak başlangıçta hadım ağalar, ak ağalardan ve kara ağalardan oluşan karışık bir gruptu. Daha sonra I. Selim'in Memlük Sultanlığı'nı ele geçirmesiyle Osmanlıların bu bölgedeki hâkimiyeti pekişmiş ve Afrika köle ticaretine egemen olmuşlardır. Habeşli hadımlar böylece zamanla Osmanlı sarayında en önde gelen hadımlar olarak kabul gördü. 1591 yılı itibariyle kara ağalar ''darüssaade ağalığı'', Kafkasyalı ve Doğu Avrupalılar da ''babüssaade ağalığı'' ile görevlendirilmiş ve aralarında böyle bir ayrım temel kazanmıştır.

Hadımların neden Afrikalılar arasından seçildiği sorusuna da Sir Paul Rycaut'un ''erkeklere ilgi duymaktan vazgeçmemiş olan kadınların (...) onlardan tiksinmelerini sağlamak için yalnızca iğdiş edilmekle kalmıyor, aynı zamanda kapkaralardan, bu Afrika ırkının en çirkinlerinden seçiliyorlardı'' görüşlerinden faydalanarak cevap vermeye çalışan Jane Hathaway, bu görüşü, her ne kadar yazarın ırksal ön yargılarını ortaya koysa da,  aydınlatıcı olarak değerlendirir. Daha mantıklı bir sebep olarak da iki farklı hadım grubunun görev yerlerindeki farklılıklara değinerek açıklamaya çalışır. Buna göre, Osmanlı harem mensuplarının büyük bir çoğunluğu Orta Asya, Kafkasya ve Balkanlar'dan toplanan beyazlardı; ''bunlara muhafızlık etmeleri için Afrikalı hadımların istihdam edilmesi, harem kadınlarıyla muhafızları arasında bir cinsel münasebeti görece olasılık dışı bırakmış olabilir.'' yorumda bulunuyor Jane Hathaway.

Darüssaade ağalığına giden yol

Hadımlıkla ilgili bu bilgilerden sonra, hikâyemizin kahramanı Beşir'e gelebiliriz. Jane Hathaway'e göre ona bu adı ilk efendisi olması muhtemel İsmail vermiş olmalıdır. Bir 'müjde habercisi'ni belirten 'Beşir' ismi, kendisinden önce birçok hadım için isim olmuşsa da özellikle kendisinden sonra hemen halefinden (Moralı Beşir Ağa'dan) başlayarak harem ağaları arasında çarpıcı bir şekilde yaygınlaşmıştır. Onun adı ise, ismi Beşir olan diğer hadım ağalarından ayırmak için Mekke'ye hac ziyaretinde bulunduğunu gösteren 'Hacı' ünvanı ile anılır.

Beşir Ağa'nın sarayla olan ilk temasları XVII. yy'ın son yıllarına doğru 1694-1700 arasında darüssaade ağalığı yapmış olan Yapraksız Ali Ağa'nın himayesi dolayısıyla olmuştur. Muhtemelen bu yıllar arasında II. Mustafa'nın saltanat yıllarını kapsayan süreçte sultanın musahibi (bir nevi dostu) olduğu tahmin ediliyor. Aynı zamanda bu yıllarda şehzade olan III. Ahmed'le de sıkı ilişkiler geliştirdiği tahmin edilebilir.

Darüssaade ağası olma yolunu şaşırtıcı bir hızla çıkan Beşir Ağa, bir adım önceki mevki olan hazinedar-ı şehriyari yani harem hazinedarlığına 1707 yılında atanır. Bu görevi 1713 yılına kadar ifa eden Beşir Ağa, o sırada harem ağası olan Uzun Süleyman Ağa ile birlikte Kıbrıs'a sürgün edilir. Bu tip sürgünler bir rutin haline gelmiştir denilebilir. Öyle ki Kahire'de saraydan sürgüne gönderilen darüssaade ağalarının oluşturduğu büyük bir mahalle de bulunmaktaydı. Kuşkusuz sarayın en mahrem ve en merkezi noktalarında çok geniş bir salahiyete sahip olan bu müessesenin mensuplarının güçlerini ve nüfuzlarını arttırarak siyasi birtakım etkilere yol açmalarından sakınılarak böyle bir çözüme gidildiği söylenebilir.

Jane Hathaway, Hacı Beşir Ağa kitabında Uzun Süleyman Ağa'nın 1715 yılında Kıbrıs'ta vefatından sonra darüssaade ağalığına atanmadan önce Kahire'de yaklaşık iki yıl bulunan Beşir Ağa’nın, burda ayrıca 'Beşir Çeşmesi' olarak bilinen bir sebil-mektep inşa ettirdiğini de belirtiyor. Ancak bu 29 yıllık darüssaade ağalığından önce çok önemli bir başka görev olan Şeyhülharem olarak atanan Beşir Ağa'nın bu durumu darüssaade ağalığı yapmadan önce bu görevde bulunduğundan ötürü çok kendine özgü bir durumdu. Kabe ve Peygamberin kabr-i şerifi etrafında güvenlik ve temizlikten sorumlu hadım kadrosunun en başında bulunan Şeyhülharem, bilhassa Haremeyn'e yönelik Zeydi tehdidini savuşturmak bakımından önemliydi. Bu hadım ordusunun Peygamberin kabrini ziyaret eden Şiilerin Ebubekir ve Ömer'in kabirlerine çöp atmaya kalkışmalarını engelleyen birer karşıt unsur olduğunu da eklemek gerekir.

1716 yılı geldiğinde Beşir Ağa artık darüssaade ağalığı yapmak üzere İstanbul'a çağrılır. Bu yıllarda altmışlı yaşlarında olmalıdır. Yine de doksan yaşlarına kadar devam eden uzun ömrü onu bu görevde tam 29 yıl boyunca tutacak (bu Osmanlı tarihinde bir darüssaade ağası için en uzun görev süresidir) ve görev süresinin daha başında Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'yı veziriazamlığa terfi ettirerek ne kadar etkili biri olduğunu kanıtlayacaktır.

1730 yılında Patrona Halil Ayaklanması’ndan burnu kanamadan çıkabilmesi de bulunduğu konumda onun ustalık ve maharetini gösterir niteliktedir. Beşir Ağa bu ayaklanmadan sonra sarayın eski saygınlığına kavuşturulmasında belirleyici olmuştur. Şehzadeliği boyunca I. Mahmud'a nezaret ettiği için onun üzerindeki etkisi en az III. Ahmed'in üzerindeki etkisi kadar ve hatta daha fazla olmuştur.

Osmanlı İmparatorluğu’nun XVIII. yy'ına damgasını vurmuş bir şahsiyet

Jane Hathaway'in, Beşir Ağa'nın etkili bir devlet adamı olmasının yanı sıra en ilgi çekici yönlerinden birinin de bir kitap meraklısı olmasına değinmeden geçilmemesi gerektiğine dikkat çeken çalışmasında, Topkapı Sarayı’nın yakınına inşa ettirdiği külliyesinin ilginç bir şekilde harime bitişik bir şekilde yapılan kütüphane odasında çoğu Hanefi fıkhı ve ilahiyat eserlerinden müteşekkil 1007 cilt kadar kitap bulunması, onun kitaplara olan tutkusunu gösterir niteliktedir. Yine Eyüp'teki Darülhadis'i bir dini eserler kütüphanesi olarak kullanmıştır. Kahire'deki sebil-mektebinin de, Şafi mezhebinin hâkim olduğu bu coğrafyada Hanefi mezhebinin hâkimiyet sahasının genişletilmesi için kritik bir vazife yüklendiği, kitapta üzerinde ısrarla durulan konulardan biridir. Bunlara ilave olarak Bulgaristan'da Ziştovi'deki medresesi zikredilebilir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun XVIII. yy'ına damgasını vurmuş bir şahsiyet olan Beşir Ağa, 3 Haziran 1746'da Topkapı Sarayı haremindeki dairesinde öldüğünde doksanlı yaşlarındaydı. Onun bu uzun ve başarılı ömrü, gözlerini dünyaya bir köle olarak açan birisinin başarısı olarak okunabileceği gibi, Osmanlı'nın kendine özgü 'toplama' sisteminin bir başarısı ve kazancı olarak da yorumlanabilir.

Jane Hathaway, Hacı Beşir Ağa, Kitap Yayınevi.

 

Oktay Türkoğlu

Güncelleme Tarihi: 27 Eylül 2016, 16:12
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Tuncay
Tuncay - 2 yıl Önce

Kaleminize sağlık sayın Oktay Bey.

banner8

banner19

banner20