banner17

Osmanlı Rumeli'sinin İzinde I: Unutulan Bulgaristan Müslümanları

Bulgaristan'da komünizm döneminde kapatıldıktan sonra tekrar açılan ve halen Şumnu İmam Hatip Okulu olarak faaliyet gösteren Nüvvab Medresesi’nin ibretlik hikâyesini, okulun son mezunlarından Profesör Ismail Cambazov 'Medresetü’n Nüvvab: Anılar-Belgeler' isimli hatıratında anlatmış. Abdullah Osmanoğlu yazdı.

Osmanlı Rumeli'sinin İzinde I: Unutulan Bulgaristan Müslümanları

Halihazırda 1 milyona yakın Müslüman’ın yaşadığı Bulgaristan’dan 1876’dan günümüze kadar yaklaşık 1.5 milyon insan Türkiye’ye göç etti. Buna ek olarak, savaş ve işkence neticesinde binlerce Türk ve Pomak hayatını kaybetti. Netice olarak, şu anda Bulgaristan’da yaşayan Türk, Pomak ve Roman nüfusdan  daha fazla sayıda “göçmen” Türkiye’de ikamet etmektedir. Edirne, Çanakkale, İzmir, Manisa, Balıkesir ve İstanbul’da hatırı sayılır bir Bulgaristan Türkü göçmen nüfusu bulunsa da yaşanan göçlere dair ilgi ve alaka şaşırtıcı derecede zayıftır. 

Bu bağlamda yazımızda, komünizm döneminde kapatıldıktan sonra tekrar açılan ve halen Şumnu İmam Hatip Okulu olarak faaliyet gösteren Nüvvab Medresesi’nin ibretlik hikâyesini, okulun son mezunlarından Profesör Ismail Cambazov’un Yeni Zamanlar Sahaf’dan çıkan Medresetü’n Nüvvab: Anılar-Belgeler isimli hatıralarından derleyerek anlatacağız.

Nüvvab, Bulgaristan’daki Müslümanlar arasında bir efsaneydi

Balkan Savaşları sonrası Osmanlı’dan kopan Bulgaristan’da 1 milyonun üzerinde Müslüman kalmıştı. Bulgar devleti ile Osmanlı Hükümeti arasında imzalanan İstanbul anlaşmasına eklenen bir madde ile Bulgaristan’da kalan Müslümanlara eğitim verecek kurumlar açılması kabul edilmişti. Bu anlaşmaya binaen Türkiye’de halifeliğin kaldırılmasından iki yıl önce, 1922 senesinde açılan “Nüvvab Medresesi” 1947’ye kadar faaliyet gösterdi. Okulda 1945-1948 yılları arası öğrencilik yapan Cambazov’a göre Nüvvab, Bulgaristan’daki Müslümanlar arasında bir efsaneydi; kendisi Nüvvab öğrencilerinin sokaklardaki sarık ve cübbeleriyle ihtişamlı yürüyüşlerinden çok etkilenmiş ve okula kaydolmaya karar vermişti. Cambazov okula kaydolduğunda müdür Hacı Ahmed Efendi’dir (Ahmed Davudoğlu). Ancak Bulgaristan’ın 1944’de komünist idare altına girmesinden sonra Nüvvab üzerinde baskılar artmaya başlamıştır. Öğrenciler arasında ise okul yönetimi ve ders müfredatına muhalif oluşumlar güç kazanmıştır. Sarık ve cübbe giyilmesine karşı oluşan tepki neticesinde öğrencilerin birçoğu kılık kıyafet tarzını değiştirmeyi tercih eder. Okula başladığı zaman karşılaştığı bu tablo ile şoka uğradığını ifade eden Cambazov, kendisinin sarık takan son öğrencilerden olduğunu aktarır.

Cambazov’a göre 1945 senesi itibariyle öğrenciler üç gruba ayrılmıştı. Kendilerine “komünist” diyenler,  Türkiye’deki Kemalist devrimden etkilenen ancak komünizmi benimseyenler, siyasete karışmayıp derslerine devam edenler. Cambazov bu son gruptaki öğrencilerin çoğunlukla medrese kökenli olduklarını kaydeder. Bu durumun dışında öğrenciler “rüşdiyeli” ve “medreseli” olarak ikiye ayrılmışlardır; geleneksel medreseye gidenler dini ilimler alanında, rüşdiye mezunları da fenni ve beşeri bilimlerde daha başarılı performans göstermekteydiler. Cambazov’a göre Nüvvab öğrencileri dönemin en iyi Bulgar Lisesi ile bilgi yarışmasında rekabet edecek kadar çalışkan ve azimliydiler. Kültür çalışmalarına ilgi gösterirler ve güncel meseleleri takip ederlerdi. Hatta bir defasında Namık Kemal’in Vatan Yahut Silistre’sini bulup okuyan öğrenciler, bu oyunu sergilemek için prova yapmış ancak Bulgar idarecilerin telkinleri ile sergilemekten vazgeçmişlerdi.

“Perdeleri yırtılsın, açılsınlar” denilerek kız-erkek tango oynamaları emredilmiş

Cambazov’a göre Nüvvab öğrencilerinin istikbali parlaktı ancak Bulgar yöneticilerinin bir kısmı kendilerini kimliklerinden uzaklaştırmak için sistemli bir şekilde çalışma yapmaktaydılar. Cambazov bu noktada hatırında kalan belli örnekleri anlatır; mesela Nüvvab öğrencileri, gençlerin köy-kasabalardaki altyapı hizmetlerine destek olması için çalışmalarını örgütleyen Brigadirlik etkinliklerine katılıyorlar ve etkinlikleri sonrasında kültürel faaliyetler de düzenleniyorlardı. Bir defasında bu faaliyetler esnasında kız ve erkek gruplarının bir arada dans ettiğini duyan Bulgar yönetici uygulamaya şiddetle karşı çıkar ve yasak getirir. Yasağı öğrenen üst komite üyesi bir başka idareci ise Bulgar öğrencilerin bir arada dans etmemesini, ancak “perdeleri yırtılsın, açılsınlar” diyerek Nüvvab öğrencilerine kız-erkek bir arada zorla dans yaptırılmasını emreder. Bu emirden sonra kendilerinin kamplarda tango oynadıklarını anlatan Cambazov yine benzer bir şekilde “İçki Kullanmayanlar Cemiyeti” gibi resmi bir kurumun Türk-Müslüman köylerinde içki kullanımını teşvik ettiğini nakleder. Cambazov'a göre Türk vatandaşlar söz konusu olduğunda hükümet resmi politikaların dışında hareket etmişti ve bunu belirli bir kültür politikası olarak yürütmüştü. 

Öğrencilere ateizm propagandası nasıl yapılmış?

Cambazov, Nüvvab öğrencileri arasında ateizmin nasıl yayılmaya çalışıldığını da detaylı olarak anlatır. Aslında 1945 sonrası artan ateist propagandaya rağmen Nüvvab mensupları Allah’ın varlığını inkâr eden, dine ve kutsal değerlere karşı çıkan söylemlere fazla aldırış etmemişler, hatta tepki göstermişlerdir. Ancak Cambazov’a göre Bulgar yönetimi farklı metotlar uygulayıp kendilerini yavaş yavaş etkilemeye çalışmıştır. Cambazov bu süreçte Nüvvab öğrencileri ile ilgilenmeye başlayan Iliya Petkov adlı gençlik örgütü üyesi ile yaşadıklarından bahseder. Deliorman Türkçesini kendisinden daha iyi konuşan İliya’nın, kendilerinin sarık takmasına, namaz kılmasına ses etmediğini ama okumaları için bazı kitapçıklar verdiğini anlatır. Cambazov ilk olarak “Dünyanın Menşei” adlı bir kitabı okumuştur ve bu kitapta mevcudatı Allah’ın yaratmadığı anlatılmaktadır. Akşamları Cambazov ile görüşen İliya, ondan okuduğu bölümleri kendisine özetlemesini rica eder ve sürekli olarak Cambazov’u övücü ifadeler kullanır. Bu şekilde takdir edildiği için çok sevinen Cambazov, İliya’nın kendisine ödül olarak ikinci bir kitap getirdiğini aktarır. Yeni kitap da “insanın yaratılışı”ndan bahsetmektedir. Açıkça dinlere karşı yazılan bu kitap Darwin teorisini savunmakta ve insanlığın maymundan geldiğini iddia etmektedir.

Okuduklarından sonra iyice kafasının karıştığını anlatan Cambazov, bir gün Fıkıh dersinde konuyu hocası Hafız Nafiz Bey’e sorar. Hocasının konuyu özel olarak odasında cevapladığını ve kendisine ikna edici cevaplar içeren bir kitap okuttuğunu söyleyen Cambazov, buna rağmen kafasının tam olarak netleşmediğini aktarmaktadır. İliya tarafından verilen kitapların Moskova’da basılmış olması Cambazov’un ilgisini çeker. Okuduklarının Lenin ve Stalin’in fikirleri olduğunu duyunca daha da etkilenmiştir çünkü o zaman için Lenin, Stalin, komünizm sihirli kelimelerdir. Ne Marks’ı ne de Lenin’i tam olarak okumamış olsa da Cambazov artık kendini yavaş yavaş Marksist-Leninist olarak tanımlamaya başlamıştır. Nihayetinde Iliya’nın sabırla çalışıp kendilerini ateist yaptığını yazan Cambazov, ancak yıllar sonra öğrencilere karşı uygulanan taktikleri anlayabildiğini, yine de kendisinin bu kadar hızlı nasıl değiştiğine zaman zaman şaşırdığını kaydeder.

İsim değişiklikleri zorla değil sevinçle yapılmış

Yine bir başka görüşmelerinde İliya, Nüvvab öğrencilerine kırmızı şarap ikram etmiş, Ismail Cambazov da ilk kez içki içmiştir. Bundan sonra yavaş yavaş içkiye alıştığını söyleyen Cambazov, İliya’nın, öğrencileri Bulgar liselerinde düzenlenen eğlence gecelerine çağırmaya başladığını anlatır. Cambazov bu hayat tarzının kendileri gibi genç insanlara cazip geldiğini, çevrelerinde Allah ve Peygamber’den bahseden insan neredeyse kalmadığını, bilimsel toplantılara katıldıklarını ve buralarda tabiat kuvvetlerinin hâkimi olacaklarını iddia eden adamları dinlediklerini aktarır. Konuşmacıların “cenneti gök-yüzünden yeryüzüne indireceğiz, insanlara bu hayatta cenneti yaşatacağız” gibi ifadeler kullandıklarını, kendilerinin de bu cereyana kapıldıklarını itiraf eden Cambazov, yaptıkları işlerin kimliklerine aykırı olduğunu hiç düşünmediklerini ifade eder. En sonunda Bulgarlar tarafından zorlanmadıkları halde sevine sevine isim değiştirme kampanyasına katıldıklarını not eden Cambazov’a göre artık bu aşamadan sonra kapılar kendilerine açılmış ve Bulgar kurumlarında idareci, politikacı veya bilim olarak görev yapma hakkına sahip olmuşlardır.

“Bütün arkadaşlarımızın kalbi senin söküp atmaya çalıştığın imanla, Türklük bilinciyle dolu”

Cambazov, İliya ile kurdukları arkadaşlık esnasında yaşadıkları çarpıcı bir anekdotu paylaşır. Yine onunla beraber oldukları bir akşam muhtemelen içkiyi fazla kaçıran arkadaşları Köstenceli Ali, İliya’ya kızar ve birden bağırmaya başlayarak şu ifadeleri kullanır: “Sen bizi budala mı zannediyorsun, Bay Iliya? Bu içkilerle, bu seminerlerle, sen bizim benliğimizi, kimliğimizi pamukla almak, kafasız ve kalpsiz birer emir kuluna, robota çevirmek istiyorsun. Fakat yapamayacaksın. Kaç senedir çalışıyorsun da kaç kişi saptırabildin bizim gibi? İki elin parmaklarını geçmeyiz biz. Bütün arkadaşlarımızın kalbi senin söküp atmaya çalıştığın imanla, Türklük bilinciyle dolu. Biz Türküz ve Müslümanız. Bunu anlayasın”

Cambazov’a göre Köstenceli Ali hakikati söylemiştir. İliya, bu uğraşları ile kitleleri etkileyememiş, ancak Nüvvab içinde bir grubu değiştirebilmiştir.

İsmail Cambazov, Medresetü'n Nüvvab, Yeni Zamanlar Yayınları.

Abdullah Osmanoğlu

Güncelleme Tarihi: 05 Aralık 2018, 15:13
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20