banner17

Âmil Çelebioğlu: Mesnevi yazmak şehir kurmak gibidir

Edebiyatımızın en yaygın türlerinden olan mesnevi, geleneksel dönemde romanın yerini tutmuştur. Âmil Çelebioğlu’nun Dergâh Yayınlarından "Türk Mesnevi Edebiyatı: İkinci Murad Devri" ismiyle yayımlayan kitabını Recep Şükrü Güngör değerlendirdi.

Âmil Çelebioğlu: Mesnevi yazmak şehir kurmak gibidir

Edebiyatımızın en yaygın türlerinden mesnevi, geleneksel dönemde romanın yerini tutmuştur. Uzun anlatımlar mesnevi ile yapılmıştır. Âmil Çelebioğlu’nun  “II. Murad Devri Mesnevileri” isimli çalışmasını Türk Mesnevi Edebiyatı: İkinci Murad Devri ismiyle yayımlayan Dergâh Yayınları, Eski Türk ve Türk İslam edebiyatına büyük hizmet etmiş, araştırmacılara muhteşem bir kaynak bırakmış.

Yazar, II. Murad Devri Mesnevileri isimli çalışmasına mukayese imkânı verebilmesi için on üç, on dört ve on beşinci yüzyıllarda Türk edebiyatında mesnevi konusunu işlemiş ve esere mesnevi edebiyatı tarihi özelliği kazandırmış.

Eserin ilk baskısı 1999’da Kitabevi tarafından yapılmış. Bu baskıyı Nihat Öztoprak ve Sebahat Deniz birlikte hazırlamışlar. Dergah Yayınlarından çıkan baskısını yayına hazırlayan ise Sebahat Deniz. Dört bölüme ayrılan eser 422 sayfadan meydana gelmekte. Mesnevinin lügat manasından, tarihi gelişiminden başlanarak mesnevi tasniflerine, ilk örneklerine ve yüzyıllar içindeki mesnevi eserlerine değinilmiş. Önemli mesnevilerin özetleri verilmiş, kütüphanelerdeki nüshaları tanıtılmış.

Mesnevi nedir?

Mesnevi kelimesi Türkçeye Farsçadan geçmiş ve her mısraı kendi arasında kafiyeli sözler için kullanılmış. Arapçada ise “sny” kökünden türemiş ikişer ikişer manasına gelen “mesnen” kelimesine dayanmaktadır. Kelime Arapçadan Farsçaya geçmiş, Farsçada gerçek anlamını bulduktan sonra yaygınlık kazanmış. İran’da onuncu yüzyıldan sonra destanî eserler için kullanılmış ve bunların en meşhuru Şehname olmuştur.

Mesnevi kelimesi edebiyatımızda daha çok Mevlana’nın Mesnevisi ile ün kazanmıştır. Dünyada umumi olarak kullanılan üç şey Mevlana’ya nispet edildikten sonra özel anlam kazanmıştır. Bunlardan birincisi “mesnevi”, ikincisi “mevlana” kelimesi ve üçüncüsü “türbe”. Mevlana Mesnevi’yi yazdıktan sonra kelime onun eserine has bir anlammış gibi bir yaygınlık kazanmıştır. Bilginlere verilen unvan mevlana, Celaleddin Rumî’ye verildikten sonra ona özgü bir manaya bürünmüştür. Türbe kelimesi de Mevlana’nın türbesi yapıldıktan sonra oraya ait özel bir mana ifade etmeye başlamıştır.

İlk mesneviler

Türk edebiyatında ilk mesneviyi Yusuf Has Hacip yazmıştır: Kutadgu Bilig. Anadolu sahasında ilk mesnevi ise on üçüncü yüzyılda Ahmed Fakı’nın Evsaf-ı Mesâcid isimli telif manzumesidir.

Mesneviler yazılış şekillerine göre iki gruba ayrılır. Birincisi tevhid, münacat, naat, mehdiye, terkib, terci-i bend gibi daha çok kaside tarzında görülen türlerde divanlarda, mecmualarda, mensur eserlerin başlarında veya sonlarında yer alan hacimsiz şiirler. İkincisi ise bir mevzuyu uzun uzun ele alan eserlerdir. Manzum hikâye dediğimiz bu mesneviler diğer milletlerin edebiyatlarda olduğu gibi Türk edebiyatında da geniş yer tutmaktadır.  Peygamberimizin hayatından tutun kahramanlık olaylarına kadar çok çeşitli konularda mesnevi yazılmıştır.

Türk mesnevileri İran mesnevilerine göre daha zengindir. Beş mesnevinin bir araya getirilmesine hamse adı verilmiş ve bu bir gelenek haline gelmiştir. İlk hamse sahibi yazarımız da Ahmedî’dir. Onu Kaygusuz Abdal ve Ârif takip etmiştir.

Âmil Çelebioğlu, Türk Mesnevi Edebiyatı adlı eserinde gazeli beş-on ev bina etmeye benzetirken mesnevi yazmayı ise şehir kurmaya benzetmiş. Asıl hünerin de mesnevi yazmak olduğunu vurgulamıştır.

Türkçe mesnevi ilk defa on üçüncü yüzyılda Ahmet Fakı tarafından yazılmıştır. Bu yüzyılda Sultan Veled’in de mesnevileri var ama Sultan Veled küçük manzum parçalardan oluşan mesnevilerini Farsça kaleme almış. On üçüncü yüzyılın en meşhur mesnevisi Şeyyad Hamza tarafından kaleme alınan Yusuf u Zeliha ve Dasitan-ı Sultan Mahmud adlı eserleridir. Şeyyad İsa’nın Ahval-i Kıyamet, Gülşehri’nin Şeyh Abdurrezzak Destanı bu yüzyılın bilinen mesnevileridir.

Yüzyıllara göre mesneviler

On üçüncü yüzyıl mesnevileri daha çok dini konuları ele almıştır. Şeyyad Hamza Kur’an’da geçen bir olaydan hareketle mesnevisini kurmuş. Sultan Veled İbtida-Name’sinde “Cennetin tohumu namaz, evleri niyazdır. Dinini artıran diri kalır, küfrünü artıran it gibi ölür. Aşkı ziyade olmayanın sıdkı pınar gibi kaynamaz.” cümleleriyle insanları dine yöneltmiş ve halkın eğitilmesine katkı sunmuştur.

“Akıllı kişinin malı sözdür.” cümlesi ile Rebab-Name küçük ama önemli bir eserdir.

Rüyasında gördüğü kişi zannederek Mısır azizi Kuteyfe ile evlenen Züleyha, köle pazarında Yusuf’u görünce rüyasında gördüğü kişinin bu genç olduğunu anlar ve kocasının bütün hazinesini vermesi pahasına Yusuf’u satın aldırır. Devamı bildiğiniz hikâye olan bu konu Şeyyad Hamza tarafından işlenmiş ve edebiyat tarihimizin yıldızı parlayan eserleri arasına girmiştir.

Şeyyad Hamza’nın Dasitan-ı Sultan Mahmud mesnevisinde şu cümleler şairin sultanları açıkça ve cüretle uyardığını ifade etmektedir: “Nefsin sana binmiş, seni esir etmiştir. Sen, nasıl bir sultansın? Bizse nefsimize binmişiz, onu yenmişiz. Sense bey görünürsün ama aslında eşeğimizin eşeğisin!”

On dördüncü yüzyılda da önemli mesneviler kaleme alınmıştır. Hazreti Ali Destanları, Darir’in Yusuf u Zeliha, Âşık Paşa’nın Garib-Name’si bu yüzyılın meşhur eserlerindendir. Risaletün-Nushiyye, Garib-Name, Mantıkut-Tayr, Süheyl ü nevbahar, Maktel-i Hüseyin, İskender-Name gibi eserler bu yüzyılda öne çıkmıştır. Peygamberimizin hayatından kesitlerle ele alınan mesneviler bu yüzyılın dikkat çeken mesnevilerindendir. Kısa kısa olaylar çoğaltılarak manzum biçimde hikâyeleştirilmiş böylece halkın dini heyecanının artırılması amaçlanmıştır.

On beşinci yüzyılda Ahmedi Mevlid, Cemşid u Hurşid, Süleyman Çelebi Vesiletün-Necat, Kemal Ümmi Kırk Armağan, Hatiboğlu Letayif-Name, Ahmed Dai Vasiyyet-i Nuşirevan, Kaygusuz Abdal Minber-Name, Boyacıoğlu Anasır-ı Erbaa, Tutmacı Gül ü Hüsrev, Şeyhi Hab-Name eserlerini kaleme almışlardır. Bunlar gibi daha birçok mesnevi yazılmış ve bu yüzyıl mesnevide altın çağını yaşamıştır.

Mesnevi türleri

On beşinci yüzyılda II. Murad’ın hüküm sürdüğü yıllarda şairler desteklenmiş ve bu durum mesnevinin daha çok yazılmasının yolunu açmıştır. Kendisi de şair olan sultan II. Murad devrinde şairler şu altı konuda mesnevi kaleme almışlardır: 1. Dini mesneviler; 2. Tasavvufi mesneviler; 3. Aşk ve macera mesnevileri; 4. Tarihi, hamasi ve savaş mesnevileri; 5. Ahlaki-dini, nasihat konularını işleyen mesneviler; 6. Efsanevi, destani mesneviler.

Mesneviler aslında iki büyük gruba ayrılır: Birincisi tevhid, münacat, mehdiye gibi küçük manzum eserler. İkincisi ise manzum hikâye veya romanları meydana getiren mesneviler. Beş mesnevinin bir araya gelmesine hamse denir. İlk hamse Ahmedi’nin İskender-Name isimli eseridir. İkinci hamse ise Arif’in Müridül-Ubbad isimli eseridir. Mesneviler halk tipi mesneviler ve edebî, ilmî mesneviler olarak da iki gruba ayrılabilir. Tursun Fakı, Kirdeci Ali, Yusuf-ı Meddah halk tipi mesnevi alanında en çok eser veren isimlerdir.

Eski dönemde günümüzdeki hikâye ve romanı karşılayan eserler mesnevilerdir. Bir olayı, bir konuyu öyküleme yöntemini kullanarak anlatmışlardır.

Âmil Çelebioğlu, Türk Mesnevi Edebiyatı Sultan İkinci Murad Devri isimli eserini doçentlik çalışması olarak hazırlamış. Doçent unvanını aldıktan sonra da eser üzerinde çalışmaya devam etmiş. Eseri, müellifinin vefatından sonra öğrencileri tertibe koyarak yayına hazırlamışlar. Dergâh yayınları her zaman nitelikli eserleri neşretmesiyle maruftur. Bu eseri de günümüze kazandırarak ilim âlemine büyük bir hizmet sunmuş. Alanında nadide bir çalışma olan bu eser okunmaya, araştırılmaya devam edecek ve Eski Türk edebiyatı, Türk İslam edebiyatı ve daha başka bilim dallarının temel kaynağı olmayı sürdürecektir.

Yazarımızı tanıyalım

Çelebioğlu, Âmil (1934-1990) 20 Nisan 1934 tarihinde Karaman’da doğdu. Babası Ali Rıza Bey, annesi Fevziye Hanım’dır. Baba tarafından soyu Mevlânâ’ya ulaşır. Dedesi Ebûbekir Çelebi (Zükür Çelebi) son Karaman Mevlevîhânesi şeyhidir. Yedi yaşında ailesiyle birlikte İstanbul’a gitti. Salacak İlkokulu, Paşakapısı Ortaokulu ve İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdi (1955). İstanbul Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu. Hiç tanımadığı Ali Nihat Tarlan’ın bir dersini dinledikten sonra buradan kaydını alarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne girdi. Sanat Tarihi Bölümü’ne de devam ederek fakülteden mezun oldu (1961). Askerlik görevinden (1962-1964) sonra Konya Erkek Lisesi (1964-1965) ve Konya Selçuk Eğitim Enstitüsü’nde (1965) öğretmen olarak görev yaptı. Daha sonra mezun olduğu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne asistan oldu (1966). Erzurum Atatürk Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak bulundu (1971-1977). “Yazıcıoğlu Mehmed ve Muhammediyesi” adlı teziyle doktor (1971), “Sultan II. Murad Devri Mesnevileri” adlı çalışmasıyla da doçent unvanını aldı (1977). Hacettepe Üniversitesi Sosyal ve İdarî Bilimler Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde görev yaptı (1977-1982). Profesörlüğe yükseldikten sonra Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi dekanlığına getirildi (1982). Süresi dolmadan kendi isteğiyle dekanlıktan ayrıldı (1983) ve Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görevine devam etti. Hac farîzasını yerine getirmek üzere gittiği Mekke’de “Tünel Faciası” diye anılan kazada vefat etti (2 Temmuz 1990).

Âmil Çelebioğlu eski Türk edebiyatı yanında dinî-tasavvufî Türk edebiyatı ve Türk halk edebiyatı ile de yakından ilgilenmiş. Bu alandaki çalışmalarını edebiyat tarihi, metin neşri, metin şerhi ve edebî türler konusunda yoğunlaştırmış. Çalışmalarının en karakteristik yönü, halk ve divan edebiyatlarının ortak noktalarına dikkat çekerek bu ikisinin birbirine zıt edebiyatlar olmadığını ortaya koymasıdır. Ramazannâme, Türk Bilmeceler Hazinesi, Türk Ninniler Hazinesi gibi kitapları ve “Karacaoğlan’da Dîvan Şiiri Hususiyetleri” (TFAr. [1984], s. 17-30), “Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Mânileri” (TK, sy. 270 [Ekim 1985], s. 29-31), “Mânilerle Divan Şiirinde Ortak Hususiyetler” (Türk Halk Edebiyatı ve Folklorunda Yeni Görüşler, Konya 1985, II, 172-184), “Ninnilerimiz” (Erdem, III/7 [Ankara 1987], s. 211-237) gibi makaleleri bu konudaki önemli çalışmalarıdır.

Çelebioğlu kongrelere sunduğu tebliğlerde çoğu daha önce hiç duyulmamış orijinal konuları ele almıştır. “Çocuk Dili (Lisân-ı Sıbyân) İle Yazılmış Şiirler” (II. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi Bildirileri, Ankara 1982, II, 95-102), “Kekeme Dili (Lisân-ı Pepegî) ile Şiirler” (TFAr., sy. 2 [1985], s. 17-30), “Kültür ve Edebiyatımızda Şifre Alfabeleri” (Tarih Boyunca Paleografya ve Diplomatik Semineri, İstanbul 1988, s. 19-33, 239-253), “Türk Edebiyatında Elifnâmeler” gibi tebliğlerle Türk edebiyatının ne kadar zengin ve bâkir bir çalışma alanı olduğunu göstermek istemiştir. Makalelerinin bazıları kitap olacak hacim ve mahiyettedir: “Süleyman Nahifî ve Fazîlet-i Savm (Zuhrü’l-Âhire) Adlı Eseri” (Diyanet Dergisi, sy. 112-113 [Eylül-Ekim 1971], s. 342-350), “Yazıcı Salih ve Şemsiyye’si” (İslâmî İlimler Dergisi, sy. 1 [Erzurum 1976], s. 171-218), “Kıyâfe(t) İlmi ve Akşemseddin-zâde Hamdullah Hamdi İle Erzurumlu İbrâhim Hakkı’nın Kıyâfetnâmeleri” (Araştırma Dergisi, sy. 11/2 [Erzurum 1979], s. 305-347), “Türk Edebiyatında Yaşnâmeler” (Türklük Araştırmaları Dergisi, sy. 1 [İstanbul 1985], s. 151-286), “Turkish Literature of the Period of Sultan Süleyman the Magnificent” (The Ottoman Empire in the Reign of Süleyman the Magnificent, İstanbul 1988, II, 61-163).

Kitap halinde yayımlanmış eserleri şunlardır: Mesnevî-i Şerîf, Aslı ve Sadeleştirilmişiyle Manzum Nahifî Tercümesi (I-III, İstanbul 1967-1972); Ramazannâme (inceleme-derleme, İstanbul 1973); Muhammediye (notlar ve açıklamalarla, I-IV, İstanbul 1974); Türk Bilmeceler Hazinesi (Y. Ziya Öksüz ile birlikte, inceleme-derleme, İstanbul 1979); Türk Ninniler Hazinesi (inceleme-derleme, İstanbul 1982); Erzurumlu İbrahim Hakkı (Ankara 1988); Ali Nihad Tarlan (Ankara 1989).

Âmil Çelebioğlu’nun “Hayranî” mahlasıyla aruz ve hece vezninde yazdığı şiirlerinin pek azı yayımlanmıştır.

Recep Şükrü Güngör

Güncelleme Tarihi: 01 Ocak 2019, 22:54
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20